Gönderen Konu: Servet-i Fünun Dönemi- 11. Sınıf Türk Edebiyatı  (Okunma sayısı 36757 defa)

0 Üye ve 13 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

syılmaz

  • Ziyaretçi
Servet-i Fünun Dönemi- 11. Sınıf Türk Edebiyatı
« : Aralık 08, 2009, 09:49:16 ÖS »

SERVET-İ FÜNÛN (EDEBİYAT-I CEDÎDE) DÖNEMİ (1896-1901)
DÖNEMİN SİYASAL DURUMU

II. Abdülhamit tahta çıktığında Osmanlı Devleti büyük bir bunalım içindeydi. Milliyetçi akımın etkisiyle Balkanlarda ayaklanmalar birbirini izliyordu. Yurt içind emeşrutiyet yanlısı görüşler güçleniyordu. Abdülhamit, tahta çıkar çıkmaz 23 Aralık 1876’da Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanun-i Esasî’yi ilan etti. Meclis-i Mebûsân VE Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis, 19 Mart 1877’de açıldı. Böylece 1. meşrutiyet dönemi başladı.
Anayasa ilan edildikten kısa bir süre sonra 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı başladı. Osmanlı bu savaşta yenildi. Mebuslar Meclisinde hükümet ağır eleştiriler aldı. Abdülhamit bu durumdan rahatsız oldu. Meclisi süresiz olarak kapattı. (Şubat 1878)  Böylece 1. meşrutiyet dönemi sona erdi ve “mutlakiyet” idaresine dönüldü.
Bu arada Fransız İhtilali’nden sonra bütün dünyayı saran milliyetçilik akımının özellikle batılı devletlerin çabalarıyla hızla gelişmesi Osmanlıyı bunaltıyordu. II. Abdülhamit özgürlükleri kısıtladığı gerekçesiyle ciddi bir şekilde eleştiriliyordu. Onun yönetim tarzı gençler üzerinde ruhsal bunalım yaratmıştı. Gençler, böyle bir yönetim altında hiçbir gelişme sağlanamayacağını savunuyorlardı. Gençler, aydınlarla bir araya gelerek gizli dernekler kuruyor ve mücadelelerini yasadışı olarak sürdürmeye çalışıyorlardı. Bu aydınlara da “Jön Türkler” deniyordu. İdealist fikirlerle ortaya çıkan Jön Türkler, II. Abdülhamit dönemine İstibdat Dönemi (Devr-i İstibdat) adını verdi. Bu dönemde mutlak bir disiplin mekanizması kurulmuştu. Aydınlar, İstanbul’dan uzaklaştırılırken kitaplar, gazeteler, dergiler sansürden geçiriliyor, özgürlük konusuna yoğunlaşan her türlü baskı ve yıldırma hareketine maruz kalıyordu.

ESKİ-YENİ TARTIŞMASI (RECAİZADE MAHMUT EKREM-MUALLİM NACİ)

Servet-i Fünûn Edebiyatının doğmasından Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki eski-yeni tartışması çok önemli bir rol oynamıştır.
Muallim Naci Divan Edebiyatına karşı daha ılımlı davranıyordu. Yeni edebiyata geçişin yavaş ve doğal bir süreçte olması gerektiğini savunuyordu. Yeniye kendini tamamıyla kapatmamış ancak yeniye karşı hoşgörülü davranan sanatçıları eleştirmekten de geri kalmıyordu. Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’ın edebiyatta “biçimi” ve “sağlam üslubu” pek umursamayan yaklaşımlarını eleştiriyordu.
Onun karşısında ise yeni edebiyatın kesin ve sert bir savunucusu olarak görülen Recaizade Mahmut Ekrem vardı. Recaizade Mahmut Ekrem ise Naci’nin şiirlerini sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekilde eleştiriyordu.
Bu tartışmada her ikisinin de etrafında geniş birer halka oluşmuştu. Muallim Naci, eski edebiyata dair köklü bilgisiyle “üstad” olarak görülen Recaizade Mahmut Ekrem ise sanatın ne olduğu konusundaki dikkate değer fikirleriyle çevrelerindeki etkileri altında tutuyorlardı.
Eski edebiyat savunucularının yayın organları;
Hazine-i Fünûn, Resimli Gazete, Musavver malûmat, Musavver Fen ve Edeb, İrtika gibi dergi ve gazetelerde Servet-i Fünûn’a karşı sert eleştiriler yönelttiler.
Yeni edebiyat savunucularının yayın organları ise, SERVET-İ FÜNÛN dergisi olmuştur. Recaizade ve Naci arasındaki eski-yeni çekişmesi Srvet-i Fünûn edebiyatının doğmasını sağlamıştır.
Muallim Naci                                                                       Recaizade Mahmut Ekrem- “
                                                                                                                                          -"Kafiye göz içindir."
 -“Kafiye kulak içindir.”
- Eski gelneğin (Divan şiiri) temsilcisi                                                                             - Yeni edebiyatın temsilcisi
- Demdeme adlı eserinde Ekrem’inZemzeme adlı eserindeki şiirleri eleştirmiştir.     - Zemzeme adlı eserinde batılı anlayışla yazdığı şiirleri derlemiştir.
 -Yeniye tamamıyla kendini kapatmıştır.                                               -Batılı anlamda şiirin edebiyatımızda gelişmesinde katkıları vardır.

                                      

                                                        SERVET-İ FÜNÛN TOPLULUĞUNUN OLUŞUMU
Recaizade Mahmut Ekrem, 1895 sonunda Malûmat adlı dergide yazan Muallim Naci taraftarlarıyla uyağın göz için mi kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmını Servet-i Fünûn dergisinde yayımlamıştı. “Eski-yeni” tartışmasının bitmeyeceğini anlayan Recaizade Mahmut Ekrem artık bir ekip çalışması yapmanın yollarını aramaya başladı.
   Dergiyi, Recaizade Mahmut Ekrem’in Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılmaktaydı. Dergi başlangıçta daha çok bilim ile ilgili yazılara yer veren bir dergiydi. Recaizade Mahmut Ekrem Bunu bir edebiyat dergisi haline getirmek için Ahmet İhsan ile anlaşmış ve kendisinin Galatasaray Lisesi’nden (Mekteb-i Sultanî) öğrencisi olan Tevfik Fikret’in dergide başyazarlığa getirilmesini sağlamıştı. Fikret’in derginin başına gelmesinden sonra dergi tam bir edebiyat dergisi haline geldi.
   Dergi kısa zamanda gerek şekil gerek duyuş gerekse hayaller bakımından tamamıyla batı tarzı şiirler, hikâyeler, romanlarla dolmaya başladı. Türk şiirine Fransız şiirinden birçok yeni hayaller getirildi. Bunları ifade için yeni tamlamalar kullanıldı. Sözlüklerden daha önce kullanılmış Farsça ve Arapça kelimeler bulundu. Böylece konuşma dilinden iyice uzaklaşıldı.
   Bu arada Servet-i Fünûn taraflarına ağrı eleştiriler yapılmaua başlandı. Fikret’in derginin başına geçtikten hemen sonra yayımladığı “Hasta Çocuk” manzumesi eleştirileri üzerine çekti. Cenap’ın şiirleri ise ayrı bir tenkit konusu oldu. Eski gelenekten gelenlerin eleştirilerin yanında yeni edebiyat taraftarları tarafından da tenkit edildiler. Bu tenkitlerden en ağırını Ahmet Mithat “Dekadanlar” adlı azısı ile yaptı. Kullandıkları tamlamaların yapaylığını ve Fransız şiirinden aktardıkları hayaller konusunda bu gençlerle alay etti. Ancak onlar, bu tenkitlerden yılmadılar. Cenap bir yandan bu eleştirilere  “Dekadizm nedir?” gibi yazılarla karşılık verirken Fikret de “Timsâl-i Cehalet” adlı şiiri ile Ahmet Mithat’ı yerin dibine batırdı. Bunlara diğer üyelerde destek çıkınca tenkitler gittikçe hafifledi.  Ahmet Mithat bile “Teslim-i Hakikat” ile bu gençlerin yaptıklarını takdir etti.

SERVET-İ FÜNÛN SANATÇILARININ ORTAK ÖZELLİKLERİ

1.   Dergide yazan sanatçıların yaş ortalaması 25 civarındadır. Bu sanatçılar Fransızca biliyor, Fransızca eserleri asıl nüshalarından okuyorlardır.
2.   Fransız edebiyatının anlatım ve biçim özelliklerinden etkilenmişlerdir. Doğu edebiyatı ve kültüründen uzak kalmışlardır. Doğulu gibi yaşamayı reddederler.
3.   II. Abdülhamit’in istibdat döneminin bunalımlı havasını solumuşlardır. Bu yönetimden çok etkilenmişlerdir. Ruhlarında büyük yara açmışlardır. Bu yüzden İstanbul onları sıkmıştır. Yeni Zelanda’ya göçmek, oraya yerleşmek hayalleriyle avunmuşlardır. Bunun gerçekleşmeyeceğini anlayınca da Manisa’nın Sarıçam köyünden Hüseyin Kazım’ın çiftliğine yerleşmei istemişlerdir.
4.   Bu sanatçılar Ruhan birbirine yakın içe kapanık, gelecek konusunda karamsar, ağırlaşan siyasi şartlar karşısından bıkkın, doğrudan bir mücadeleyi göze alamayacak kadar çekingen insanlardı.
5.   Baskıcı bir yönetim var olduğu için dönem sanatçıları siyasetten uzak durdular.
6.   Sanatçıların çoğu orta tabakadan gelmişlerdir. Batı medeniyetini ve bu medeniyetin sanat ve edebiyat anlayışını öğrenme olanağı bulmuşlardır.
7.    Düzenli eğitim almışlardır.
Başlıca Sanatçıları:
Şairler: Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Hüseyin Siret Özsever, Hüseyin Suat Yalçın, A Nadir( Ali Ekrem Bolayır), Süleyman Nesip (Süleyman Paşazâde Sami), İbrahim Cehdi (Süleyman Nazif), H. Nazım (A. Reşit Rey), Faik Ali Ozansoy, Celal  Sahir Erozan
Yazarlar: Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Safveti Ziya.
« Son Düzenleme: Aralık 08, 2009, 09:57:27 ÖS Gönderen: mintiminti »