Gönderen Konu: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.  (Okunma sayısı 184652 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« : Ağustos 09, 2010, 11:46:20 ÖS »



Büyük İngiliz devlet adamı Sir Winston Churchill, tarih bilmenin önemini belirtmek için, "Ne kadar geçmiş isem, o kadar geleceğim" demektedir. Ünlü tarihçi İbnü`l-Esir ise, tarih`in uzun kış gecelerini dolduran bir eğlence olmayıp tarihten ibret alınması gereğinden söz eder. Bizzat Kuran-ı Kerim, geçmiş kavimlerin başlarından geçenleri, ibret ve ders almamız için anlatır bizlere. Şu halde tarihi bilmek, bugünü anlayıp yarını kurmak için mecburidir. Tam da bu noktada, Kanuni Sultan Süleyman`ın oğlu Şehzade Mustafa`nın başına gelenler ve bunun Osmanlı İmparatorluğuna nasıl yansıdığını anlatmayı gerekli gördüm.

Osmanlı İmparatorluğu en güçlü dönemini Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamıştır. Edebiyatta Baki, mimaride Sinan, ilimde Ebussuud, denizcilikte Barbaros bu dönemin zirve isimlerinden bir kaçıdır. Muhteşem namıyla maruf Sultan Süleyman`ın bu parlaklığa ulaşmasında elbette önceki sultanların, ama özellikle de Yavuz Sultan Selim`in büyük payı vardır.Böylesine parlak bir dönemi, Duraklama Devri`nin ve tereddinin takip etmesi üzerinde durulması gereken bir noktadır. Kanuni Sultan Süleyman`ın hükümdarlık döneminin bütününü bu yazıda bırakın anlatmayı, özetlemek bile mümkün değildir. Fakat Kanuni döneminin bu yazıya konu olan icraatı, oğlu Şehzade Mustafa`yı boğdurması ve bunun hangi şartlar altında gerçekleştiğidir.

Konu Şehzade Mustafa olduğuna göre, fecii bir akıbete maruz kalan bu bahtsız şehzade hakkında bilgi vermekte fayda var. Şehzade Mustafa, 1515 yılında babası Kanuni`nin Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu. Annesi, Kanuni`nin ilk başkadını olan Mahidevran Hatun`dur. Dedesi Yavuz Sultan Selim`in vefatı üzerine, babası Kanuni ile birlikte İstanbul`a gelen Şehzade Mustafa, 1533 yılında Saruhan Sancakbeyliğine atandı. Aynı dönem, Şehzade Mustafa`nın annesi Mahidevran Hatun ile Mehmed, Selim, Bayezid ve Cihangir adlı dört şehzadenin annesi olan Hurrem Sultan arasındaki rekabetin ateşli bir biçimde yaşandığı yıllardır.

Tarihi kaynaklar Şehzade Mustafa`yı iyi yetişmiş, cesur ve halkın sevdiği bir kişi olarak tasvir etmekteyse de, babası Kanuni için durum pek de öyle gözükmemektedir. Manisa sancakbeyliği, padişah`ın vefatı durumunda yerine geçecek şehzadeye ayrılan bir yer olarak bilinmekteydi. Burada sancakbeyliği görevini yürüten Şehzade Mustafa bir zaman sonra Amasya`ya kaydırıldı. Manisa`ya ise, Kanuni`nin Hurrem`den olma ve Şehzade Mustafa`dan altı yaş küçük oğlu Şehzade Mehmet getirildi. Bunun anlamı, Hurrem`in oğullarından birinin sultan olması için yoğun bir çaba gösterildiği ve Kanuni`nin de bu etkiye direnemediğiydi. Tüm bunlar gerçekleşirken beklenmeyen bir durum ortaya çıktı. Kanuni`nin Şehzade Mustafa`ya tercih ettiği Şehzade Mehmet, henüz 22 yaşında iken vefat etti. Şehzade Mehmet`in vefatından sonra Şehzade Mustafa bir kez daha öne çıksa da, Manisa Sancakbeyliğine bu kez yine Hurrem`in oğlu olan Şehzade Selim getirildi. Bu durum, Hurrem`in kendi oğullarından birisini sultan yapmak konusundaki ihtirasını ve gayretini göstermekteydi.

İmparatorluğun büyük başarılar elde ettiği bu dönemde bir yandan da taht kavgaları için için devam etmekteydi. Ordu, ulema ve meşayih Şehzade Mustafa`nın sultanlığının uygun olduğunu düşünürken, Hurrem ve Rüstem Paşa Şehzade Bayezid`in sultanlığından yana idiler. Bedenen özürlü olan Şehzade Cihangir`i ise hizmetli takımı çok sevmekteydi. Tüm bu taht mücadelelerinde adı anılmayan tek kişi ise Şehzade Selim idi. Gerek sultan olmaya kayıtsızlığı, gerek aykırı ve düzensiz hayatı onun sultan olabileceğine ilişkin herhangi bir ihtimalin doğmamasına yol açıyordu.

Ordunun, alimlerin ve meşayihin Şehzade Mustafa`dan yana olması boşuna değildi elbette. Zira Şehzade Mustafa, hem bedenen, hem de karakter itibariyle dedesi Yavuz Sultan Selim`e benzemekteydi. Diğer kardeşlerinden farklı olarak çok iyi yetişmiş, döneminin alimleri ve şairleri tarafından çevrelenmişti. İmparatorluğun daha da güçlenmesini sağlayacak adımları atmakta kararlılık gösterecek bir şehzade olmasının yanısıra, yavaş yavaş Osmanlı seçkinlerini çürütmeye başlayan içkiye ve kötü alışkanlıklara karşı büyük bir nefret duyuyordu. Halk tarafından sevilmesinin sebebi ise, güleryüzlü, mütevazı ve cömert olmasıydı.

Her ne kadar hemen herkes Şehzade Mustafa`nın Kanuni sonrasında tahta geçmesinin uygun olduğunu düşünse de, Hurrem ve Rüstem Paşa Şehzade Mustafa`ya karşı müthiş bir kin duyuyorlardı. Bu arada Hurrem, çirkin ve cahil bir kimse olan Rüstem`e kızını vererek onu sultanın damadı da yapmasını bilmişti. Hurrem`in bunu yapmaktaki amacı, Şehzade Mustafa`nın tahta geçmesini engelleyecek ittifaklar kurmak istemesiysi. Rüstem Paşa`nın Şehzade Mustafa`ya olan kini ise, Mustafa`nın sultan olması halinde saraydan uzaklaştırılacağını çok iyi bilmesiydi. Böylece Şehzade Mustafa`nın tahta çıkmasını isteyen ordu, ulema, meşayih ve halk karşısında, saray entrikalarını çok iyi bilen Hurrem-Rüstem ittifakı bütün hileleriyle ve pervasızlığıyla işlemeye başlamıştı.

Peki Kanuni bu işin neresindeydi? Kanuni Sultan Süleyman, on bir askeri sefere çıkmış olmanın yorgunluğunu ve nikris hastalığıyla mücadele etmenin zayıflığını yaşıyordu. Bu durum onun gün geçtikçe Hurrem-Rüstem ittifakının etkisi altına girmesine yol açıyordu. Hurrem ve Rüstem de Kanuni Sultan Süleyman`a sürekli olarak Şehzade Mustafa`nın sultan olmak istediğini ve Yavuz Sultan Selim`in babası II. Bayezid`i tahttan indirmesini hatırlatıyorlardı. Gerçekten de Yavuz Sultan Selim, doğuda büyüyen ve Osmanlı halkını tehdit eden Safevi tehlikesine ve Memlukların yıkıcı teşebbüslerine karşı gerekli tedbirleri bir türlü alamayan babası II. Bayezid`i tahttan inmeye zorlamıştı. Yaşlı Bayezid, Safevi ve Memluk tehlikeleri karşısında gün geçtikçe zayıflayan devlete yön vermekten uzaklaşmış, saraydaki bazı muhterisler ise Yavuz`un kendi çıkarlarına mani olacağı gerekçesiyle ona diş biliyorlardı. Yavuz Sultan Selim`in babası II. Bayezid`i tahttan inmeye zorlaması bu şartlar altında olmuştu. İşte Hurrem ile Rüstem`in Kanuni`ye sürekli olarak hatırlattıkları durum buydu. İşin aslı ise, Hürrem`in kendi oğlunu sultan yapmak istemesi ve Rüstem`in de damat olması hasebiyle saraydan edindiği nüfuzu kaybetme korkusuydu.

"Osmanlı tarihinin en muhteris kadın efendisi Hurrem, en hileci veziri ise Rüstem Paşa`dır" dense abartılı olmaz. Bu ikili karşısında Şehzade Mustafa`nın durumu çok zordu. Artık seferlere bile çıkmayan Kanuni`den sonra sultanın muhakkak Şehzade Mustafa olması gerektiği fikri gittikçe yaygınlaşıyordu. Bu teveccüh ve Şehzade Mustafa`yı herkesin sevmesi karşısında Hurrem-Rüstem ittifakının entrikaları ve pervasızlığı da gittikçe artıyordu. Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa`nın mührünü yaptırarak İran Şahı Tahmasb`a mektup yazmış, İran Şahının cevabını da Kanuni Sultan Süleyman`a sunmuştu. Bu ve benzeri bir dizi entrika ile Kanuni Sultan Süleyman, oğlu Şehzade Mustafa`nın kendisine isyan edeceğine ve tahtı elinden alacağına ikna edilmişti. Artık Şehzade Mustafa, yani, Osmanlı tahtına en iyi varis olabilecek, halkın, ordunun, alimlerin, meşayihin sevdiği bu kıymetli şahsiyet, oğlunu sultan yapmak isteyen Hurrem`in ve damatlıktan gelen çıkarlarını ve maddi nüfuzunu elde tutmaya çalışan Rüstem Paşa`nın hileleriyle adeta bir isyancı gibi gösterilmekteydi.

Peki daha sonra ne olmuştur? İşin o kısmı oldukça hazindir. Şehzade Mustafa, sefere giden ve kumandanlığını babasının yaptığı orduya katılma emri alır. Yanında beş bin kişilik bir kuvveti olduğu halde emredileni yapar. Şehzade Mustafa kendisinden ve masumiyetinden o kadar emindir ki, ikinci vezir Ahmed Paşa`nın el altından kendisine yolladığı uyarıyı umursamadan babasının huzuruna çıkmaktan çekinmez. Zira babasının adaletine ve kendisinin masumiyetine güvenmektedir. Hatta, hayatından endişe eden bazı yakınları Şehzade Mustafa`yı, babası ile açık alanda ve at üzerinde görüşmesi yönünde ikna etmeye çalışmışlarsa da, Mustafa bunu bile gereksiz saymıştır.

Şehzade, babasının adaletine ve kendi masumiyetine güvenerek babasının çadırına gitmeye karar vermiştir. Şehzade Mustafa`yı o çadırda bekleyen, Hurrem`in ihtirasla ve Rüstem`in hilelerle doldurduğu Kanuni Sultan Süleyman`ın verdiği emirdir. Osmanlı`nın en iyi yetişmiş Şehzadelerinden olan Mustafa babasının çadırına girer girmez, yedi dilsiz celladın saldırısına uğrayarak hunharca boğulmuştur. Rivayet odur ki, boğulduktan sonra çadır önünde teşhir edilen Şehzade Mustafa`nın yüzü bembeyaz imiş. Ayaklarında kırmızı çizmeleri, kavuğunda da beyaz turna tüyü sokulu imiş.

Kanuni Sultan Süleyman`ın, Hurrem`in ihtirası ve Rüstem Paşa`nın hileleri ile boğdurttuğu Şehzade Mustafa`nın akıbeti Osmanlı halkında geniş yankı bulmuştur. Kanuni`nin süt kardeşi Mehmed Çelebi bu kararı dolayısıyla sultana çok ağır sözler söylemiş, padişahla araları açılmıştır. Her kesimden insanın sevdiği Şehzade Mustafa`nın boğdurtulması sebebiyle derin bir üzüntü ve ümitsizlik doğmuştur. Halk arasında uzun süre, "Umudumuz Mustafa ile söndü" sözünün söylendiği rivayet edilmektedir. Hatta, saraya gönderilen imzasız bir ihbar mektubunda, "keşke Mustafa öleceğine biz kırılsaydık" denilmiştir. Fakat olan olmuş, Şehzade Mustafa saray entrikalarına ve Rüstem Paşanın hilelerine kurban gitmiştir.

Şehzade Mustafa`nın öldürülmesi başlı başına hazin bir olay ve haksızlık olduğu kadar, Osmanlı tarihinde de bir dönüm noktasıdır. Bedenen özürlü olan Şehzade Cihangir`in vefatı, Şehzade Bayezid`in babasına isyan ederek İran`a kaçması ve ardından da idam ettirilmesi sonrasında, sultan olması hiç beklenmeyen Şehzade Selim Osmanlı tahtına çıkmıştır. Osmanlı sultanı olmayı hakedecek donanımdan ve beceriden yoksun olan Sultan Selim ise, devleti yönetmek ve yeni fetihlere yönelmek yerine, saray eğlenceleri ile vakit geçirmiş, içki ve sefahat hayatına dalmıştır.

Yazının başına dönelim tekrar. Şöyle demiştik: "Tarihi bilmek, bugünü anlayıp yarını kurmak için mecburidir." Gerçekten de durum budur. Tarihin nasıl işlediğini, nerelerde hatalar yapıldığını, aynı hataları tekrarlamamanın lüzumunu iyi kavramak gerekir. Bu gereklilik, büyük iddialarla toplum karşısına çıkan, dünyaya nizam verme arzusunda olanlar için daha da önemlidir. Görüldüğü üzere, oğlu tahta geçsin diye ihtiras içinde yanan Hurrem, kendi düzeni bozulmasın diye her çeşit hileyi uygulayan damat Rüstem Paşa, Osmanlı`yı yıkacak bir teşebbüsün parçası olmuşlardır. Hurrem`in ve Rüstem Paşa`nın nasıl böylesine büyük bir hatayı işlediğini anlamak mümkün değil. Şehzade Mustafa`nın ne kadar iyi yetiştiğini, alimler, meşayıh, ordu ve halk tarafından ne kadar çok sevildiğini; lüks hayata düşkün ve toy Sarı Selim`den ne kadar üstün olduğunu niye göremedi Hurrem ve Rüstem Paşa? Göremediler çünkü, ihtiras ve kin gözlerini kör etmişti. Peki ya Kanuni, o neden kavrayamadı bunu? Kavrayamadı çünkü, Şehzade Mustafa`nın kendisini tahttan indireceğine inandırılmıştı. Oysa Şehzade Mustafa, ordunun, alimlerin, meşayihin ve halkın sevgilisi olan Mustafa, başına gelebilecekler kendisine haber verildiği halde babasının huzuruna çıkacak kadar emindi masumiyetinden.

Tarihi uzun kış gecelerini dolduran masallar olarak görmemek gerek. İnsanlar tarihi öğrendikçe bugünü daha iyi anlayabilirler. Yarını kurmanın tek yolu, tarihin gösterdiği ibretlerden ders almaktır.

Hurrem, Rüstem, Kanuni, Şehzade Mustafa ve dilsiz cellatlar. Siz o gün orada olsa idiniz, kimden yana olurdunuz? Şu kadarını söyleyeyim ki, ihtişamını her surette hürmetle andığımız, muhabbetle adını zikrettiğimiz ve yaşasaydık ordusunda nefer olmayı onur bileceğimiz Ulu Sultan Kanuni`nin her kararının haklı olmadığını tarih bize göstermektedir. Ve yine tarih bize göstermektedir ki, Kanuni`nin her kararını doğru bilmek, bu kararların her zaman Osmanlı`nın lehine olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazen Kanuni`nin kararını onaylamak, Hurrem`in ihtirasına ve Rüstemin hilelerine destek olmaktır. Ben eğer o gün orada olsa idim, Şehzade Mustafa`ya hak verenlerden olurdum. Zira aksine davranmak, Şehzade Mustafa`yı boğan dilsiz cellatların yaptığıyla aynı olabilir.

 
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.



Çevrimdışı kurthan

  • Sürekli Üye
  • ***
  • İleti: 110
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #1 : Ağustos 10, 2010, 11:12:45 ÖS »
Alıntı
"... Artık seferlere bile çıkmayan Kanuni`den sonra sultanın muhakkak Şehzade Mustafa olması gerektiği fikri gittikçe yaygınlaşıyordu. Bu teveccüh ve Şehzade Mustafa`yı herkesin sevmesi karşısında Hurrem-Rüstem ittifakının entrikaları ve pervasızlığı da gittikçe artıyordu. Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa`nın mührünü yaptırarak İran Şahı Tahmasb`a mektup yazmış, İran Şahının cevabını da Kanuni Sultan Süleyman`a sunmuştu. Bu ve benzeri bir dizi entrika ile Kanuni Sultan Süleyman, oğlu Şehzade Mustafa`nın kendisine isyan edeceğine ve tahtı elinden alacağına ikna edilmişti.''

Yazılanlar sanki flm senaryosu gibi.Hürrem-Rüstem ikilisi şeytana papucunu  ters giydirecek kadar maharet sahibiymişler.  Batılıların 'Muhteşem Süleyman' diye tanımladıkları Kanuni'nin ise bu entrikaları sezemeyiş olması da oldukça manidar.Şehzade Mustafa eğer padişah olmuş olsaydı tarihin akışı nasıl bir seyir izlerdi acaba diye merak etmekten geri kalamıyor insan.

Alıntı
Tarihi uzun kış gecelerini dolduran masallar olarak görmemek gerek. İnsanlar tarihi öğrendikçe bugünü daha iyi anlayabilirler. Yarını kurmanın tek yolu, tarihin gösterdiği ibretlerden ders almaktır

Ne kadar anlamlı bir tesbit.
Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer

Çevrimdışı Nur-i Didem

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 2106
  • Cinsiyet: Bayan
  • ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ, Hoş geldin!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #2 : Ağustos 11, 2010, 11:33:00 ÖÖ »
Ben de bu bilgiye Safiye Sultan Serisi'ni okurken rastlamıştım ve şaşırmıştım.Bir kadın nasıl bu kadar entrika yüklü ve bir cihan padişahı nasıl bu kadar kör olabilir?
Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen. Ne incitir, ne acıtır. Ne yaralar, ne kanatır. Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek. Elif Şafak

Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #3 : Ağustos 11, 2010, 11:33:28 ÖS »
Kurthan bey bir çok kimse eğer Mustafa başa geçmiş olsaydı duraklama devrine girilmeyeceğini söylüyorlar.Hatta o dönemde halk çocuklarının adını hep Mustafa koyarmış o öldükten sonra.Bu durumu Mustafa Kemal ile özdeşleştirenlerde var.o Mustafa geçemedi devletin başına ama diğer Mustafa ülkeyi kurtardı şeklinde.

Didemcim aşk mı desek yoksa güven mi desek bilemedim ama kötü bir sonucu doğurmuş.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.



Çevrimdışı Nur-i Didem

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 2106
  • Cinsiyet: Bayan
  • ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ, Hoş geldin!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #4 : Ağustos 11, 2010, 11:38:20 ÖS »

Didemcim aşk mı desek yoksa güven mi desek bilemedim ama kötü bir sonucu doğurmuş.

Ben aşk dendiğini biliyorum.Hem de çok kötü sonuçlar doğurmuş.Bir kadın, koskoca Osmanlı padişahının gözünü kör edip, devletin kaderiyle oynamış.Gerçekten korkulacak bir kadınmış..
Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen. Ne incitir, ne acıtır. Ne yaralar, ne kanatır. Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek. Elif Şafak

Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #5 : Ağustos 12, 2010, 10:48:24 ÖÖ »
Ben çevreme baktığımda da görüyorum ki kadının br erkeğe yaptıramayacağı şey yok.Ama problem şu ki bir padişah önce devletin bekasını düşünmeliydi.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.



Çevrimdışı Nur-i Didem

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 2106
  • Cinsiyet: Bayan
  • ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ, Hoş geldin!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #6 : Ağustos 12, 2010, 11:16:13 ÖÖ »
Ben çevreme baktığımda da görüyorum ki kadının br erkeğe yaptıramayacağı şey yok.Ama problem şu ki bir padişah önce devletin bekasını düşünmeliydi.

Evet.Ama o zamanın şartlarını da göz önüne aldığımızda bir kadına bu kadar söz hakkı verilmesi asıl ilgimi çeken.O dönemde kadınların hangi haklara sahip olduklarını ya da olmadıklarını hepimiz biliyoruz.Hürrem Sultan da kendi haklarını aşıyor.Bunda hem kendi hırsı,entrikaları hem de padişahın ona bu kadar güvenmesi var.Ama Hürrem Sultan'ın geçmişini okuduğumuzda tüm bu hırsının ve acımasızlığının sebeplerini görebiliyoruz..
Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen. Ne incitir, ne acıtır. Ne yaralar, ne kanatır. Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek. Elif Şafak

Çevrimdışı kurthan

  • Sürekli Üye
  • ***
  • İleti: 110
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #7 : Ağustos 12, 2010, 03:23:49 ÖS »
Kurthan bey bir çok kimse eğer Mustafa başa geçmiş olsaydı duraklama devrine girilmeyeceğini söylüyorlar.Hatta o dönemde halk çocuklarının adını hep Mustafa koyarmış o öldükten sonra.Bu durumu Mustafa Kemal ile özdeşleştirenlerde var.o Mustafa geçemedi devletin başına ama diğer Mustafa ülkeyi kurtardı şeklinde.

Şehzade Mustafa'nın, Mustafa Kemal'le özdeşleştirilmesi çok ilginç.

Şehzade Mustafa cellatlara boğdurulurken baya bi mücadele etmiş.7 dilsiz cellat başedememiş şehzadeyle.O sırada şehzadenin eski arkadaşlarından Zal Mahmut Ağa elindeki baltayla şehzadeyi sırtından vurmuş .Ayrıca şehzade Mustafa'nın çocuğu da ileride bir kan davasına mahal vermemek için idam edilmiş  :(
Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer

Çevrimdışı LEF

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 2051
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #8 : Ağustos 12, 2010, 03:39:21 ÖS »
Şehzade Mustafa, Taşlıcalı Yahya Bey, Ecevit


ECEVİT BU ŞİİRİ 500 SENE ÖNCE YAZMIŞ OLSAYDI SÜRGÜNDE ÖLÜRDÜ

Politikayı bıraktıktan sonra yeniden edebiyata dönen Bülent Ecevit, Osmanlı tarihinin en netameli konularından biri, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’yı idam ettirmesi hadisesi hakkında bir şiir yazdı ve şiirini gazetecilere okudu.


Aynı konuyu Türk Edebiyatı’nda daha önce sadece tek bir kişi, 16. yüzyılın büyük şairi Taşlıcalı Yahya Bey işlemiş ama yazdığı şiir yüzünden başına gelmeyen kalmamış ve sürgünlerde can vermişti. Ben, Ecevit’in Şehzade Mustafa hakkındaki şiirini okuyunca, ‘Ecevit bundan beş asır önce yaşayıp da bu mısraları o zaman kaleme almış olsaydı, ákıbeti Yahya Bey’den beter olurdu’ diye düşündüm.

SİYASETİ bıraktıktan sonra evine kapanıp yeniden edebiyatla uğraşmaya başlayan Bülent Ecevit, yazdığı son şiirlerinden birini gazetecilere okudu. Şiir, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1553’te boğdurttuğu büyük oğlu Şehzade Mustafa ile şehzadenin üzüntüden ölen kardeşi Cihangir’i konu alıyor ve Mustafa, Ecevit’in mısralarında Cihangir’e ‘İki büyük suçumuz var / Seninle benim Cihangir / Biri sevmek biri sevilmek / Bunca büyük suçlarla padişah olunmaz’ diyordu.

Gazetelerde yayınlanan bu şiiri okuyunca ‘Ecevit beş asır önce yaşamış ve bu şiiri o zaman yazmış olsaydı, başına mutlaka bir iş gelirdi; kellesini kaybetmese bile hayatının geri kalan kısmını sürgünlerde geçirirdi’ diye düşündüm. Zira 16. yüzyıl Türkiyesi’ni en fazla meşgul eden ve o zamanın en netameli konusu olan bu idam hakkında şiir yazmaya cesaret eden bir şair, Taşlıcalı Yahya Bey, ölümden son anda kurtulmuş ama hayatının geri kalan kısmını sürgünlerde sürüm sürüm sürünerek geçirmek zorunda kalmıştı.


Önce kısaca, Şehzade Mustafa’nın idamı hadisesinin ayrıntılarını anlatayım:
ASKERDEN DESTEK ALMIŞTI

Kanuni’nin beş oğlunun en büyüğü olan Mustafa, 1515’te doğmuştu. Annesi Gülbahar Hatun idi, çocukluğu babaannesi Hafsa Sultan’ın himayesinde geçmiş, daha sonra Manisa’ya o zamanın şehzadeleri için bir çeşit staj sayılan ‘sancakbeyliğine’ gönderilmiş ve kendisini zamanla herkese sevdirmişti. Akıllıydı, devlet idaresinden gayet iyi anlıyordu, asker tarafından destekleniyor ve tahtın Kanuni’den sonraki várisi kabul ediliyordu.

Mustafa’nın başını, işte böylesine sevilmesi ve Kanuni’nin büyük aşkı olan Hürrem Sültan’ın hırsı yedi. Padişahın Hürrem’den Mehmed, Bayezid, Selim ve Cihangir adlarında dört oğlu daha vardı ama bu dört şehzadenin hiçbiri geleceğin hükümdarı olarak görülmüyordu.

Kanuni’den sonra tahta kendi çocuklarından birinin geçmesini isteyen Hürrem Sultan, işe kızı Mihrimah’ı zamanın önde gelen devlet adamlarından Rüstem Paşa ile evlendirmekle ve Paşa’yı sadrazam yaptırmakla başladı. Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa ikilisi, Şehzade Mustafa’yı karalamak için yoğun bir kampanyaya giriştiler. Bu maksatla kazıtılan sahte mühürlerle şehzadenin ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektuplar gönderildi ve Şah’ın cevaplarının Kanuni’nin eline geçmesi bile sağlandı. Etrafa yine Mustafa’nın ağzından ‘Babam artık yaşlıdır, tahttan çekilip İstanbul dışındaki saraylardan birine kapanmalıdır’ gibisinden dedikodular yayılınca, söylenenlere o zamana kadar itibar etmeyen Kanuni Süleyman işin ciddi olduğuna inandı ve kendisine rakip gördüğü oğlunu ortadan kaldırmanın yollarını aramaya başladı.

Hükümdar, aradığı fırsatı 1553’ün 6 Ekim’inde buldu. Ordusuyla beraber Nahcıvan üzerine sefere çıkan Kanuni, Konya Ereğlisi’nde konaklamış ve oğlu Mustafa da askerleriyle beraber babasının ordusuna katılmak üzere Konya’ya gelmişti.

Şehzade Mustafa, elini öpmek üzere Kanuni’nin bulunduğu çadıra girdi, o sırada bir yayı germekte olan babasını görünce hürmetle selámladı ama hükümdardan ‘Ah köpek! Sende beni selámlayacak cesaret hálá var mı?’ sözlerini işitti ve Kanuni çadırı terkedip gitti. Tam bu sırada içeriye giren yedi cellád, şehzadenin üzerine atladılar. Mustafa celládların birkaçını yere serdi ama Zal Mahmud Ağa’nın taktığı bir çelmeyle yere yuvarlanınca celládlar üzerine üşüştüler ve şehzadeyi kemendle boğdular.

Sevdiği kadının, yani Hürrem Sultan’ın ihtirası uğruna evlád katili olan Kanuni Süleyman, askerin tepkisinden çekindiği için damadı Rüstem Paşa’yı hemen o gün azletti. Ama hükümdarın bahtsızlığı bu kadarla kalmayacak, en sevdiği oğlu olan Cihangir, ağabeyi Mustafa’nın idamı üzerine ruhi bunalıma girerek bir buçuk ay kadar sonra aniden ölüverecek, Kanuni daha sonra İran’a iltica eden diğer oğlu Şehzade Bayezid’i de idam ettirmek zorunda kalacaktı.

Şehzade Mustafa’nın boğdurulması, o dönem Türkiyesi’nde herkese büyük bir şaşkınlık yaşattı. Kanuni’nin korkusundan hiç kimse söz edemez haldeydi ama suskunluğu sadece bir kişi, zamanın en büyük şairlerinden olan Taşlıcalı Yahya Bey bozdu, Mustafa hakkında bir mersiye kaleme aldı ama bu şiiri yüzünden de başına gelmeyen kalmadı.
SÜRGÜNDE BEŞ PARASIZ ÖLDÜ

Sarayda önce şairin idamı tartışıldı fakat elini daha fazla kana bulamak istemeyen Kanuni, Yahya Bey’e dokunmadı ama iki sene sonra yeniden sadrazam olan Rüstem Paşa, şaire etmediğini bırakmadı. Onunla ilgili herşeyi didik didik ettirdikten sonra Yahya Bey’i Balkanlar’da küçük bir kasaba olan İzvornik’e sürdü. Bir zamanlar sarayda hemen herkesten saygı gören Yahya Bey’i artık ölümüne kadar devam edecek olan bir sefalet bekliyordu.
İşte, Bülent Ecevit’in Osmanlı tarihinin en netameli meselelerinden biri kabul edilen Şehzade Mustafa’nın idamını konu alan şiiri, bana Taşlıcalı Yahya’nın bu acı ákıbetini hatırlattı. Ecevit acaba o günlerde yaşamış ve bu şiiri o sırada yazmış olsaydı acaba nereye sürgün edilirdi dersiniz? Musul yahut Felluce taraflarına mı, yoksa manastırlarıyla meşhur Aynaroz’a mı?



Ecevit’in netameli şiiri:


İki büyük suçumuz var

Seninle benim Cihangir

Biri sevmek biri sevilmek

Bunca büyük suçlarla

padişah olunmaz

Biz insanız Cihangir

Bizden tahtlara han olmaz

Sıcağına bak yüreğimizin

Aktıkça gözlerden gözlere

Nasıl eritir birbirini

Tahtların karlı doruğunda


Yahya Bey bu şiir yüzünden sürüm sürüm sürünmüştü

‘Meded meded bu cihánın yıkıldı bir yánı / Ecel celálileri aldı Mustafa Hán’ı / Dolundu mihr-i cemáli bozuldu erkánı / Vebále koydular ál ile Ál-i Osman’ı / ...Yalancının o kuru bühtánı, buğz-ı pinhánı / Akıtdı yaşımızı yakdı nár-ı hicránı / ...N’olaydı görmeye idi bu maceráyı / Yazıklar áne ki revá gördü bu re’yi gözüm / Nesim-i subh gibi yerde koyma áhımızı / Hakaret eylediler nesl-i pádişahimizi / Bunun gibi işi kim gördü kim işitti aceb / Ki oğluna kıya bir server-i Ömer-meşreb / ... İláhi cennet-i firdevs ána durağ olsun / Nizám-ı álem olan pádişah sağ olsun’
(Ecel haydutları Mustafa Hán’ı aldılar ve bu cihánın bir yanı yıkıldı, medet medet! Yüzünün güzelliğinin güneşi battı, herşeyi dağıldı, Osmanlı hile ile vebal altında kaldı. Yalancının o kuru iftirası ve gizli nefreti yüzünden gözlerimizden yaşlar aktı, içimizde ayrılık ateşi yandı. Bu olup bitenleri görmesek ne kadar iyi olurdu ama maalesef bütün fenalıkları görmek zorunda bırakıldık. Áhımız sabah rüzgárı gibi yerlerde kalmasın, zira padişahımızın soyu hakarete uğradı! Hazreti Ömer’i andıran bir hükümdarın oğluna kıydığını bugüne kadar kim gördü, kim işitti acaba? Cennet bahçeleri Şehzade Mustafa’nın durağı, álemin düzeni olan padişahımız da sağ olsun)
Yeniçerilikten divan şiirinin zirvesine tırmanmıştı.


TÜRK Klasik Edebiyatı’nın en seçkin şairlerinden olan Yahya Bey, Arnavut devşirmesiydi. 1400’lü yılların sonuna doğru doğdu, İstanbul’a getirildi, yeniçeri yapıldı ve hayatı bir cepheden ötekine koşmakla geçti.

Katıldığı savaşlar sırasında devrin hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman için yazdığı övgü dolu şiirlerle zamanın en meşhur şairlerinden sayıldı ve saray çevresinde de kabul gördü. Ancak, Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’nın idamı üzerine meşhur mersiyesini yazmasından sonra büyük sıkıntılara uğradı, önceden tahsis edilmiş olan gelirleri elinden alındı ve Balkanlar’daki İzvornik sancağına sürgün edildi. Daha sonra Kanuni’ye ve İkinci Selim’e bazı şiirler sundu ise de ikbal kapıları Yahya Bey’e artık kapanmıştı. Son yıllarında tasavvufla uğraştı ve hayata 1582’de İzvornik’te veda etti.

Şiirlerinde günlük hayatın unsurlarına geniş şekilde yer veren ve Türkçe’yi aruz vezni ile mükemmel şekilde kullanan Yahya Bey, Divan Edebiyatı’nın kurucularından ve en önemli şairlerindendi.
Murat Bardakçı
GÖZYAŞLARIMLA SULADIM MEZARINI 
LEFKER

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #9 : Ağustos 12, 2010, 04:15:45 ÖS »
"...yüzü yola doğru çevrilmiş bir halde tek başına oturuyordu.Renk renk ipeklerle,sırmalarla karışmış muhteşem bir elbise giymişti,başına tatlı,menekşe renginde bir hotoz geçirmiş,sarı,ipek gibi saçları bu hotozdan dışarıya taşmıştı.Hafif kalkık burnu,beyaz parlak cildi,gururla hüznün bir araya geldiği zümrüt yeşili,güzel gözleri,harikulade endamı vardı.Küçücük elleri,dizlerinin üzerinde,birer beyaz güvercin yavrusu gibi durmadan dolaşıyor,bazan bunlardan biri kalkıp perdeyi hafifçe aralıyor, o yeşil gözler dışarısını dikkatle seyrediyordu.İpeklerle örtülü harikulade vücut,koçunun sarsıntısı içinde tatlı dalgalanmalarla oynuyordu."

1965 basımı bir romanda Hürrem bu şekilde tasvir ediliyor.Eeee şimdi Kanuni'ye kızmak kolay da öyle bir kadının karşısında kaç kişi "Hayır" diyebilirdi. :D

Şehzade Mustafa olayının perde arkasında bitli Rüstem ve Hürrem olduğunu bilmeyen yok artık.Tartışılan konu Şehzade Mustafa tahta geçseydi duraklama yine olur muydu?Kimileri bunun kaçınılmaz olduğunu, zira Devlet-i Ali Osman'ın doğal sınırlarına ulaştığına dikkat çekiyor.Kimileri ise tarihin seyrinin tamamen farklı olacağını söylüyor.Ortada tek sorun, güçlü bir devletin başında bulunan insanın da güçlü olması gerektiği.Bir bitli ve bir eksik eteğin parmağında oynayan insan için güçlü demek zor.

Şehzade Mustafa olayı tarihimizde ki en dramatik olaylardan biri.Hakikaten o kadar güçlü ki şehzade, yedi kişi zor boğuyor ve babasının arkasından sesleniyor.Sanırım kendisine bu sonu asla düşünmüyordu.Babasına son ana kadar güveniyordu. :(

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #10 : Ocak 05, 2011, 11:11:03 ÖS »
63 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

"Muhteşem Kepazelik" filmi Kanuni dönemine ilgiyi artırdı galiba. ::)

Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #11 : Ocak 06, 2011, 11:02:23 ÖÖ »
Bana da öyle geliyor hocam herkesin dilinde bir Kanunidir gidiyor.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.



Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #12 : Ocak 06, 2011, 01:24:45 ÖS »
Gülşah, film yapımcıları ellerindeki imkânı eğitim amaçlı kullansalar neticeyi düşünebiliyor musun?

Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #13 : Ocak 06, 2011, 01:51:07 ÖS »
Düşünüyorum hocam.Hatta bunu arkadaşlarla da geçen tartıştık.Ben tarihin sahnelenmesi taraftarıyım çünkü çoğu millet okumuyor,bilmiyor.İnsanlar diziler sayesinde merak ediyor okuyor,okumasa bile izleyerek akıllarında kalıyor.Keşke bu dizi tarihimizi objektif,doğru şekilde yansıtsa ne kadar güzel olur halkımız için.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.



sozedebiyattan

  • Ziyaretçi
Ynt: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.
« Yanıtla #14 : Ocak 06, 2011, 03:20:36 ÖS »
Gülşah, film yapımcıları ellerindeki imkânı eğitim amaçlı kullansalar neticeyi düşünebiliyor musun?

Televizyonun, bir eğitim aracı olarak kullanıldığında ne kadar faydalı olacağı ile ilgili çok güzel bir metin:

"İki yaşını dolduran küçük kızım, televizyondaki sanatsal nitelikten yoksun ürünler sunan şarkıcıyı görünce hemen tanıdı ve adını söyleyiverdi. O sırada, elimde ünlü bir yazarımızın son kitabı vardı. Onu ikinici kez okuyordum. Birden içimin sızladığını hissettim. İki yaşında bir çocuk televizyonun etkisiyle bir şarkıcıyı tanıyordu. Ekranda o şarkıcının yerine bir şair, romancı, öykücü, ressam ya da bilim adamının görünmesine fırsat verilse  onların yaşamları anlatılsa, yapıtları dile getirilse o küçük çocuk onları da bilecek, onları da tanıyacak. Bu da ülkenin geleceği için ne kadar güzel olacak!"

                                                                                                                                                          (2003 ÖSS)