Gönderen Konu: İstiklal Marşı'nın Tahlili - Mehmet KAPLAN  (Okunma sayısı 3726 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı meryemozcan

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 7539
  • Cinsiyet: Bayan
  • Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir
    • Profili Görüntüle
İstiklal Marşı'nın Tahlili - Mehmet KAPLAN
« : Mart 23, 2010, 09:41:40 ÖS »





İstiklâl Marşı, Cumhuriyet’in İlânı’ndan önce 1921’de yazılmış olmakla beraber, Cumhuriyet’i müjdeler ve millî marş olarak kabul edildikten sonra, hemen her gün tekrarlandığı için Atatürk ile beraber Cumhuriyet devrinin sembolü olur. Bu devirden sonra yetişen bütün nesillerin daha ziyade merasim dolayısıyla kendine has bestesi ile söyledikleri bu marş, şiir olarak da üzerinde durulmaya değer.
 
İstiklâl Marşı’nı değerlendirirken, yazıldığı devri göz önünde bulundurmak lâzımdır. Şiiri söyleyen Mehmet Âkif olmakla beraber, aslında o, kendi beni ile birleştirdiği Türk milletinin duygu ve inancını dile getirir.
İstiklâl Marşı’nın yazıldığı yıllarda, henüz İstiklâl Savaşı kazanılmamıştır. Türk ordusu, bu şiir yazıldıktan bir yıl sonra, 16 Ağustos’ta Büyük Taarruz’a geçer.
 
Düşmana karşı ordu ve millete cesaret vermek isteyen büyük şâir, şiirine “Korkma!” diye başlar.
“Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.” mısraları da ümitli bekleyişi ve geleceğe inancı gösterir.

Şiirin birinci dörtlüğünde söz konusu olan; “al sancak”tır. Al sancak, Türk milletinin sembolüdür. Türk bayrağının al rengi, şairde alev intibaı uyandırmıştır. Bu alev “sönmez”dir. Zira onun çıktığı kaynak her Türk ailesinin evinde yanan “ocak”tır. Yurdun üstünde tüten “en son ocak” kaldıkça, bu bayrağın alevi, bu şafaklarda dalgalanacaktır.

Türk bayrağında dikkati çeken ikinci sembol; “yıldız”dır. Birinci dörtlüğün üçüncü mısrasında şair, bu yıldız ile gökteki yıldızı birleştirir. Gökteki yıldıza kimsenin eli dokunamayacağı gibi, “Türk milletinin yıldızı” olan al bayrağın yıldızına da kimse el süremez.
İkinci dörtlükte, Türk bayrağının üçüncü sembolü olan “hilâl”den hareket edilmiştir. “Hilâl” Eski Türk Edebiyatı’nda sevgiliye benzetilir. Türk bayrağındaki “ay”, kendisini sevenlerden fedâkârlık beklediği için, kaşlarını çatmıştır. Eski Türk Edebiyatı’nda sevgilinin kaşı, genellikle “ay”a benzetilir. Şâir, burada vatanın simgesi olan hilâle (sevgiliye) gülmesi için yalvarır. Bu millet, onun uğruna on binlerce şehit vermiştir.
 
Üçüncü dörtlükte, “hürriyet” kavramı söz konusudur. Burada şair, “ben” kelimesini kullanmakla beraber, anlatılmak istenen, “Türk milleti”dir. Şair, burada Türk milletini konuşturmaktadır.

Dördüncü dörtlükte Türk milleti ile düşmanlar karşılaştırılmaktadır. Garb (Batı) maddî silahların üstünlüğüne güvenerek, yurdumuza saldırmıştır. Düşmanların bu maddî üstünlüğüne karşı, Türkler’in hiçbir şey ile sarsılmayan imanları vardır. “Ulusun” kelimesiyle; “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, bırak varsın ulusun, onda artık korkulacak bir taraf kalmamıştır.” demek istemiştir.
 
Beşinci dörtlükte, düşmanla çarpışan askere hitap ediliyor. Bu parçada geleceğe büyük bir inançla bakılmaktadır.

Altıncı dörtlükte, “vatan” söz konusudur. Bu vatan, binlerce şehit verilerek kazanılmış ve korunmuştur. Bundan dolayı ona bakarken toprağı değil, ona gömülü olan şehitleri görmelidir. Dünyada hiçbir şey, vatan kadar kutsal ve değerli değildir.
 
Yedinci dörtlükte de “vatan” kavramı söz konusudur. Burada da “vatan” ile “şehitler” (şühedâ) arasındaki münâsebet üzerinde durulmuştur. Burada; “vatan”ın, “cân” ile “cânân”dan (sevgiliden) da üstün bir değer taşıdığı inancı vardır.
Dokuzuncu ve onuncu dörtlükler birbirine bağlıdır. Burada “din” söz konusudur. Mehmed Âkif’in Allah’tan istediği tek şey, mâbedine (ibâdet yerlerine) yabancıların elini dokundurmaması ve dinin temeli olan şeylere şehâdet (şâhitlik) eden ezanların yurdun üstünde ebedî olarak inlemesidir.
Dokuzuncu parçada konuşan, “şehit”tir. Din uğruna, vatan uğruna savaşan asker, kendi öldükten sonra ezanları, ezan seslerini işitirse, mezarından kalkarak, yarasından kanlar aka aka, bir ruh gibi yükselir ve başı arşa değer. İslâm inancına göre şehitler, doğrudan doğruya cennete giderler. Bundan dolayı onlar din ve vatan uğruna ölmekten korkmazlar.
Onuncu ve sonuncu parça; şiirde ortaya konulan fikir ve inançların bir nevî özetidir. Burada da milletin ölmeyeceği, ebedî olarak yaşayacağı inancı vardır.
Dil ve şekil bakımından şiire hâkim olan düşünce; kuvvet, güven duygusu, sağlamlık ve sâdeliktir. Bunlar Türk halkı ve askerinin temel vasıflarıdır.
(Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Yeni Türk Ed. Araştırmaları, Dergâh Yay.)

Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...