Gönderen Konu: TURGUT UYAR VE EDEBİ KİŞİLİĞİ  (Okunma sayısı 12087 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
TURGUT UYAR VE EDEBİ KİŞİLİĞİ
« : Eylül 11, 2010, 09:18:31 ÖS »

Turgut Uyar’ın edebi kişiliğine değinmeden önce ikinci yeni hareketini incelemek yerinde olacaktır.

İkinci Yeninin Ortaya Çıkışı:İkinci Yeni Garip akımına karşı ortaya çıkmış bir şiir
topluluğudur. Garip akımından bahsedilecek olunursa bu akımda şairanelik yıkılmak istenir. Her şey şiirin konusu olabilmelidir. Sanatkaranelikten kaçınmak gerekir. Edebi sanatlar şiirde yer almamalıdır. Musiki ve resim şiirde yer almamalıdır. Müzik, şiir ve resim ayrı sanat dallarıdır. Bu yüzden şiirde bu iki sanatın yansımaları olamaz.

Şiirde ölçü, uyak, ahenk gibi biçimsel unsurlardan kaçınılmalıdır. Bunlar şairi kısırlaştıran unsurlar olarak görülür.

Şiir her kesime hitap etmeli, herkesin anlayacağı açık bir dille yazılmalıdır.

Her konu şiire girebilir. Hayattaki en küçük ayrıntı bile şiirin konusu olabilir. Günlük yaşam olduğu gibi şiire aktarılmalıdır.

Garip şiiri mısracı anlayışa da karşı çıkar. Anlam şiirin bütününe yayılmalıdır.

Kısaca söylenecek olursa Garip şiiri geleneğe başkaldırı niteliği taşır. Köhneleşmiş şiir anlayışına karşı durmak isteyen bir şair topluluğu bu akımı oluşturmuştur.

Görülüyor ki İkinci yeni akımı böyle bir ortamda kendini göstermeye başlamıştır. Bunun yanında İkinci Yeni şiir akımının ortaya çıkmasında sadece edebi değil siyasi nedenlerle de yorumlanmıştır. Demokrat Parti’nin baskı politikasında aşırıya kaçması, şiirin kendi kabuğuna çekilmesine neden olmuş ve şairler içe yoluna gitmişlerdir. İstibdat döneminde Servet-i Fünun şiirinin ortaya çıkmasına benzer bir görüntü çizilmiştir.

İkinci Yeni’nin ortaya çıkışını Mehmet Doğan, Garip şiirinin yozlaşmasına bağlamıştır.
İkinci Yeni şiiri manifesto olmaksızın ortaya çıkmıştır. Şairlerin bireysel arayışları ve sezgileriyle dağınık olarak toplanıldı ve bu şiir zamanla kurallara bağlandı.

İkinci Yeni Antolojisi Papirüs Dergisi’nin 41. sayısında çıkmıştır.

İkinci Yeni ifadesini ilk defa Muzaffer Erdost 1956 Pazar Postası dergisinde kullanır.

İkinci Yeni Şiir Anlayışı:İkinci Yeni Şairleri her şeyden önce şiir dilinin özel bir dil olduğunu savunur. Bu yüzden şiir yazılırken kelime seçimine dikkat edilmelidir.
Şiir okuyucusunun ön bilgiye sahip olması gerekir. Yani şiiri herkes anlarsa onun bir değeri kalmaz.
Bu şiirde imgeler önemli bir yer tutar. Soyutlama ve betimleme önemlidir. Ramazan Korkmaz bu yönüyle İkinci Yeni şiirini Divan Edebiyatı’ndaki Sebk-i Hindi’ye benzetir.

Günlük konuşma dili bu şiirde terkedilir. Cümle yapısında değişiklikler söz konusu olur ve yeni türetilmiş kelimeler kullanılır.

Şiirde, Garip akımında olduğu gibi kentli küçük insanların sorunlarına eğilme yok olur.

Konu, öykü, olay şiirden kaldırılır. Betimleyici şiir anlayışı hakimdir.
Varoluşçuluk, gerçeküstücülük ve dadaizmden etkilenme söz konusudur. Bu nedenle insanın yabancılığı, bunaltı, bunalım, kaygı, ürkme gibi duygular şiirde ön plana çıkar.

İkinci Yeni şiiri Garip şiirinde olduğu gibi geleneğe karşı durmaz, aksine gelenekten yararlanma yoluna gider. Divan şiirinden etkilenme görülür. Bu akıma mensup şairler divan şiirine has türler olan rubai, kaside gibi türlerde eserler kaleme almışlardır. Bunun yanı sıra eserlerine divan, divançe gibi isimler koymaktan da kendilerini alamamışlardır.

Şiirde anlamdan çok duygu esas alınır.

Şiir diğer sanatlarla ilişki içerisinde olmalıdır.

Siyasetten kaçınma söz konusudur.

Bilinçaltı otomatizmine önem verilir. Öyle ki şiirin hiçbir baskı altında kalmaması, sınırları aşması, tabuları yıkması İkinci Yeni şairlerinin savunduğu düşünceler olmuştur.

İkinci Yeni’nin Şiire Getirdiği Yenilikler:
İkinci Yeniciler bilinçdışı dili kullanırlar. Şiirin algılama biçimini değiştirmek isterler. İlhan Berk’e göre şiirde değişiklik isteniyorsa bu dilde yapılmalıdır.

Bu yüzden alışılmış dil mantığı yıkılır. Değiştirme, karıştırma, anlamsızlık, okurdan uzaklaşma, akıl dışına taşma bu şiirin dil esaslarındandır. Bunu sağlamak için de seste, yazımda, sözcüklerde ve sözcük diziminde sapmalar yapılır. Ters çevirme metoduna başvurulur.

Sessel sapmalar sözcükte ses düşmesi yoluyla yapılır. Örneğin; yukarsı yukarda, aşağlara koşarım vs.

Yazımsal sapmalara değinilecek olursa imla kurallarına uymama görülür. Örneğin;’işte kel hasan bu kel hasan karanlığı süpürürmüş’, ‘Ey Susam!.. EY Karanlık!..., EY Borçlarını Ödemeyenler!...’

Sözcük bazında sapmalara gelince şairler alışılmamış kelimeler türeterek çeşitli çağrışımlar uyandırmak isterler. Örneğin; ‘gözleri göz değil gözistan’, ‘uzatırdı mevsimölçerlerini’, ‘Topağacından aparthanlarda odası bulunmaz’, ‘Azize Sofya(Ayasofya), ‘Üst üste yergökyüzüne içki şişelerine’. Bunların yanında dimdoğru, çocuklamak, karanslak, cehennet, bıkıntı, üşüntü, renksemek gibi alışık olmadığımız kelimeler bu şiir anlayışında kullanılır.

Sözdizimsel sapmalara değinilecek olursa, sözcükler hem dilbilgisel hem de anlamsal bakımdan birbirinden koparılmaya tabi tutulur. Örneğin;

‘Çin gülleri bir yerden ordan geliyordum’, ‘Sabahla ne güzel durdunuz aşkıma/Yaşamamdan padişah uyanıyorsunuz’, ‘Her gün siz bakıncaydı güzel kentlerim’, ‘Sesini dönmeyim bütün yalnızlığım’, ‘Çok ağrıyan yerlerim pembeye mavi’, ‘Senin vaktin bizim göçümüzü büyümektir’.

İkinci Yeni şairleri ters çevirmeyi alışılmış dili bozmak ve kavrayış biçimini yıkmak için kullanmışlardır. Örneğin;
‘Dikeni seven gülüne katlanır’, ‘Yüzüklerinde altın parmaklar takılıymış’, ‘Çapalı karşı’, ‘Bir yanında Sirkeci’nin tiren dolu kadınları’, ‘Babadan doğma bir çırılçıplak’, ‘Rastıkları kaşlı’ vb.

Turgut Uyar
Biyografisi:4 Ağustos 1927’de Ankara’da doğdu. 22 Ağustos 1985’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Babası subaydı. İlk öğrenimini çeşitli kentlerde tamamladı. 1946'da Bursa Işıklar Lisesi’ni, 1947'de Askeri Memurlar Okulu’nu bitirdi. Bir süre orduda subay olarak görev yaptı. 1958’de ordudan ayrıldı. Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları Ankara Bürosu ile Sanayi Bakanlığı'nda çalıştı. 1968'de emekliye ayrıldı. İstanbul'a yerleşti. Yaşamını serbest yazar olarak sürdürdü. 1969'da öykü yazarı Tomris Uyar ile evlendi. İlk şiiri "Yad" Haziran 1947’de Yedigün dergisinde çıktı. Çeşitli dergilerde yer alan şiirleriyle adını duyurdu.

Şiir Anlayışı: Turgut Uyar İkinci Yeni’nin en verimli şairleri arasındadır. Yatılı okulda öğrenim görmesi onun şiirlerine de yansımış, yalnızlık onun şiirine işlemiştir.

İlk şiirlerinde halk edebiyatından etkilenmiştir. Bunun yanı sıra Ömer Hayyam, Nedim, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Abdülhak Hamit ve Ahmet Haşim’in etkisi şiirlerinde görülür.

Şiirlerinde imge ve içerik yükü ağır değildir. Buna rağmen cümle kurgusu geleneksel dili aşan ve onunla taban tabana zıt bir işlev kazanmıştır. Geleneksel dili yıkmaya çalışan şair, anlatıdan da uzak durmaya çalışır.

Uyar, Birinci Yeni’den beslenerek İkinci Yeni’ye ulaşmış, kapalı ve soyut anlamı ön planda tutmuş ve çağrışım dünyasını zengin bir hale getirmiştir.

Ahmet Necdet’e göre ‘Turgut Uyar, şiirini tepeden inme çağrışımlarla oluşturan bir ozandır. Şiirini karanlık yapan, o yağma karanlığa götüren de odur’. Buna rağmen şiirin imge düzeniyle izleği arasında kendi içinde tutarlı bir mantıksal bağ vardır.

Şair, insana olan güvenini hiç yitirmemiştir.

Şiirinin oluşum unsurları arasında halk, divan ve batı edebiyatını saymak mümkündür.

Mehmet Fuat’a göre ‘Turgut Uyar’ın soluklu, uzun dizeli, düzyazı görünümlü şiiri, din kitaplarını çağrıştıran havasıyla, öyküsünü anlatışıyla, yücelik duygusunu veren bir şiirdi’. Turgut Uyar’ın şiiri değişik aşamalardan geçse de bu yücelik duygusunu hiçbir zaman kaybetmedi.

Şiirleri anlamsızlıktan uzaktır ve kapalı değildir.

Şiirlerinde çok seslilik bulunan şair, biçimsel oyunlardan da uzak durmaya özen gösterdi.

İkinci Yeni şiiri anlamsız olarak nitelenirken Uyar, anlamı kesinlikle bırakmadı, aksine onu yoğunlaştırmaya ve derinleştirmeye çalıştı. Bunu yaparken imge ve kapalı söyleyişlere başvurdu.

Şiiri hep içerikte arayan şair, biçime pek fazla önem vermedi.
Eserleri: Arz-ı Hal, Türkiyem, Dünyanın En Güzel Arabistanı, Tütünler Islak, Her Pazartesi, Divan, Toplandılar, Kayayı Delen Zincir, Büyük Saat.

Şiirlerinden örnekler:

Münacat

‘birden hatırladık seninle buluşamadığımız günleri
gel ey büyük bakış yüce suskunluk gel artık beri

kentleri ve kasabaları ve köyleri çevirdik senin adına
kapıları tutmaktan artık herkesin nasır oldu elleri

olsun daha da tutarız sen varsan düşüncemizde ama gel
tutarız karaları ve denizleri ve yaşayan yürekleri
kendin karşı koydun yaptığın saraylara zindanlara tellere
yine kendin kullan artık kendi yaptığın tüfekleri

bozgun bir şubat sensin, ekmek ve kan senden, ekim sensin
nerende taşır büyütürsün nerende sonsuz gelecekleri
hatırla, kendini hatırlat, o büyük haklılığı denize giden
hatırla, karada ve denizde onardığın her yeri
hatırla, karada büyük taşları üstüste kodun, hatırla
yürüttün canalıcı denizlerde cesur gemileri
«...senin hüznün bir yazgıdır, bir eski zamandır
büyüksün artık büyük dirimine beni inandır
bir değişmezlik sanırsın çoktan beri her şeyi oysa
bir vakitler güneyde öyle kötü kullanılmış ki...»

gecikmiş bilgeliğin yaşamış bir eski ağacı hatırlatır
ki sen emzirirsin duyguyu, sen beslersin kalemleri
sen yarattın, sendeyiz, suyumuz, toprağımız kanımız
senden ey yüce bekleyiş, sanki bu kalın eller kimin elleri
artık bize soluk ver, bizi besle, kendini hatırla
ey biraz yavaş, biraz kutsal, beklerken az sevinçli
seni bağışlamam çünkü ben büyük bir dirim taşırım
çünkü ben ey derim ve severim ey demeyi bilenleri
biz bir aşk nedir biliriz seninle, biz biliriz
ey kim varsa orda o tek olanın adına çekin kürekleri’

naat

‘ipekler tel tel biraraya geldiler dokunmak üzere
lâle nerdeyse menekşeye, gül suya dokunmak üzere
kılıç kesti kan koktu bir atlı dörtnala uzaktan
günbatımının büyük eşitsizliğinden yakınmak üzere
bütün dertler söylendi çareleri bir bir yazıldı
son büyük toplantıda bir bir okunmak üzere
kimseye başvurulmadı herkes birbaşına kaldı, evet
sonradan hep birlikte kurtulunmak üzere
oysa bir çiçek vardı bahçelerde kendini dererdi
sevinçle. Kendini tek haklıya bir gün sunmak üzere’
SADABAD’a kaside

‘hazır bulunanların hepsi bahar mevsimini tanıdı
lale uzun boylu nazdan, gül kendi ismini tanıdı

su güneye yöneldi hazdan, çiçekler birlikte aktılar
hazır bulunanlar pişmanlıkla kalubelasını tanıdı

bahar bir nisan olarak geldi, gönderi renk renk dolu
umut böylece umutsuzluk biçimindeki hasmını tanıdı

yakınmalar bitti, elpençe divan durdular gelişen şeye
aşklar aşkları, otlar otları yani ki herkes hısmını tanıdı

ey yaz gecesi gel artık gideli suya girelim
çünkü biliyorum sahici elindeki o kartal kanadı

ey güzel bahar gökü seni her şeyle birleştiriyorum
çünkü ey yaz gecesi çünkü her yerlerim kanadı

herkesin akşamı ya bozulurdu ya bozulmazdı
herkesin sesi nasıldı o zamanlar en incesinden

bitti kurtulmadık şimdi ses yok hatırlayın
bir kadın sesi, olmamış bir yaz akşamını resimleyen’

rubai

‘hazırladım hazıra durdum giydirdim gölgemi
kuş çığlığı senin bölgen sorma benim bölgemi
aşklar telef olup gider sokak köpeği gibi
gitsin. Harcansın bazı şeyler. Sen dur e mi

Arz-ı Hal

Ben de günahkâr kullarındanım Allahım...
Bir ‘Kulhuvallahi’ bilirim dualardan,
Bir de ‘Yarabbi şükür’ demeyi doyunca.
Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,
Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.
Ben de günahkâr kullarındanım Allahım!...

Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...
Eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun.
Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni.
İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini.
Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun.
Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...
Meleklerin sana bunları söylemezler.
Artık, pek yarattığın gibi değil dünya
İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:
Ne olursun, hoşuna gitmedi ise eğer,
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...
Sana birşey soracağım, affet, Allahım!...
Beş vakit kızlar doluyor camilerine,
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli, masum kızlar...
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?
Sana birşey soracağım, affet, Allahım!...

İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...
Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca...
Sen, bizim için hâlâ o ezeli sırsın.
Sen de bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın...
Herkesin kederi, gailesi boyunca.
İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...


Kaynakça
Batur, Enis, (2001), Smokinli Berduş, YKY, İstanbul.
Berk, İlhan, (1988), Güzel Irmak, Adam Yay., İstanbul.
Doğan, Mehmet, (2001), Yüzyılın Türk Şiiri(1900-2000), YKY, I. Cilt, İstanbul.
Fuat, Mehmet, (1985), Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, Adam Yay., İstanbul.
Hızlan, Doğan, (2003), ‘Turgut Uyar Üzerine Notlar’, Edebiyat Düşüncesi, YKY, İstanbul.
Karaca, Alaattin, (2005), İkinci Yeni Poetikası, Hece Yay., Ankara.
Necatigil, Behçet, (1999), Düz Yazılar I, YKY, İstanbul.
Türk Edebiyatı Tarihi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 4. Cilt, Ankara, 2006.
Uyar, Turgut, (1970), Divan, Bilgi Yayınevi, İstanbul.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.