Gönderen Konu: ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLERİN İNCELENMESİ  (Okunma sayısı 10247 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Edebiyat Öğretmeni

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 5308
  • Cinsiyet: Bayan
  • Calimero
    • Profili Görüntüle
ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLERİN İNCELENMESİ
« : Şubat 15, 2009, 12:34:43 ÖS »

ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLERİN İNCELENMESİ


METİN VE ZİHNİYET
   Edebî metinler yaşadıkları dönemin bir çeşit aynasıdır. Dönemin sosyal, ekonomik ve siyasî yapısı, hayat anlayışı, dinî inanışları, inanç ve eğitim sistemleri, sanat anlayışı ve zevki, kısaca bütün kültürel değerleri o dönemin eserlerine yansır.
Edebî metinlerde dönemin kültür anlayışı ve dili kullanılarak yazıldığı için o dönemin hakim zihniyeti de yansır.
Örneğin; Leonardo da Vinci’nin “Mona Lisa” tablosundaki kadının kaşları yoktur. Çünkü bu, o dönemin kadınında bir soyluluk işaretidir. Bu özelliği bilen biri, o resmin yaklaşık olarak hangi tarihte yapıldığını da tahmin edebilir.
Fuzûlî’nin “Şikâyetname” adlı, mektup tarzında, diyaloglara dayalı olarak yazılmış bir eseri vardır: Kendisine devlet tarafından bağlanan maaş üç beş ay gecikince şair de devlet idaresine gider ve maaşının neden hâlâ kendisine gönderilmediğini sorar. Karşılıklı diyaloglardan sonra biz anlarız ki şairin maaşı rüşvetçilerin, devletin parasını çar çur edenlerin cebine girmektedir. Kanunsuzluk, başı boşluk almış yürümüştür. Bu yönüyle “Şikâyetname” neredeyse tek başına ve bütünüyle o dönemin devlet yapısı hakkında bize bilgi vermeye yeterlidir.
Ergenekon Destanı’nda Türkler demirden dağı eriterek Ergenekon bölgesinden çıkarlar. Buradan Türklerde demircilik mesleğinin gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Bir edebî metnin oluştuğu toplumsal yapıyı, dönemin hakim anlayışlarını bilmek, bize eseri doğru yorumlama konusunda bazı avantajlar sağlayacaktır.

METİN VE YAPI
   Edebî metinlerde olaylar belli bir plana göre sıralanır. Anlatmaya bağlı edebî metinler yapı; kişiler, mekân, zaman ve olay örgüsünün belli bir düzen içinde bir araya gelmesiyle oluşur. Metin yapısı, olay örgüsü ve tema iç içedir. Olaya bağlı edebî metinlerde olayı yaşayan, onun içinde olan kişi veya kişiler; olayın geçtiği mekan ve zaman vardır.
   Olay : İnsanların kendi kendine, başka kişilerle veya topluma karşı verdiği maddî ve manevî mücadeleler olayların özünü oluşturur. Metinlerde olay ya metindeki kişiler arasında cereyan eden ilişkiler ya da kahramanın iç çatışmaları sonucunda ortaya çıkar. Olay sadece yaşanan somut gerçeklik değildir; hayal, tasarı, izlenim vb. noktalar da olay örgüsü çerçevesinde değerlendirilir. Bu metinlerde geçen olay örgüsünün her zaman aynen yaşanması mümkün değildir. Olay okuyucuda veya dinleyicide estetik etki uyandırmak amacıyla düzenlenir, oysa gündelik hayatta yaşanan olayların anlatılmasında estetik etki değil gerçekliği dile getirmek esastır. Metinlerde birbirine bağlı küçük olay parçalarının bir araya gelerek bütünü oluşturur.
   Mekan : Olayın geçtiği yerdir. Olaylar gelişirken mekân kendiliğinden oluşur. Kimi metinlerde, olayların yaşandığı yer, olayın belli bir zemine oturması için ana hatlarıyla tanıtılırken, kimi zaman da mekan, olayların gelişim süreci içinde, parça parça oluşmaya başlar. Edebiyatımızda mekan bazen dar bazen de geniştir. Mekanın dar olmasıyla olaylar sadece İstanbul ve çevresinde geçer(İntibah). Geniş mekanlarda ise İstanbul ve Anadolu vardır (Çalıkuşu)
   Kişiler : Anlatmaya bağlı edebî metinlerde olayları yaşayan, olayların akışında rol onayan kişiler vardır. Kişiler ikiye ayrılır: birinci dereceden kişiler, ikinci dereceden kişiler. Kişiler bazen baştan itibaren metnin içindedir. Bazen de sonradan katılır. Bunlar kurgusaldır. Ama gerçek yaşamda olduğu gibi davranış hissederler. Kendine has özellikleri olan kahramanlara karakter, evrensel özelliklere sahip olan kahraman da tiptir. Karakterlerin özellikleri sadece o kişiye özeldir. Bir başka kişide pek görülmez. Moliére’in “Cimri” adlı eserindeki Harpagon gibi. Tip ise herkeste bulunan ortak özelliklere sahiptir. Tiplerde bulunan özellikler herkeste görülebilir. Metinlerdeki kişileri incelerken kişisel, bedensel, ruhsal özellikleri toplum içindeki statüleri dikkate alınmalıdır (Boy, yaş, cinsiyet, okumuş, cahil, kör, memur, işçi vb.).
    Zaman: Olayın bir başlangıç ve bitiş noktası vardır. Olaylar, bu süreç içerisinde gerçekleşir. Bu süreç, bir günden başlayıp bir ömür süresine kadar uzayabilir. Bunda belirleyici olan, metin yoluyla verilmek istenenin ne olduğudur. Örneğin, yıllar önce yaşadığı hissettirilen bir olayın bugün anlatılması halinde, zamanda geriye dönüşler kaçınılmaz olacaktır.

METİN VE TEMA
   Tema ve konu, birbiriyle çok sık karıştırılan iki kavramdır. “İnsan “ bir yazıda ele alınabilecek bir konudur. Doğa, barış, dostluk… bunların hepsi birer yazma konusudur. Tema ise bu konularda işlenen, öne çıkarılan, açıklanan bir ayrıntı, bir yöndür. Konuyu geniş bir daire olarak düşünürsek, tema da onun içinde yer alan ayrıntılardan biri, daha küçük bir dairedir.
   Bir edebî metinde, birbirine bağlı olay örgüleri vardır. Bu olay örgülerinin kesişip çatıştığı noktada tema kendini hissettirir. Yani tema, birbiriyle iç içe ve birbirinin devamı olan olay örgülerinin sürekliliği içinde belirir. Kaldı ki, metinde yer alan olay örgülerinin birinci işlevi, derinlerdeki temayı görünür kılmaktır. Bir metnin teması, metnin oluştuğu dönemin hakim anlayışıyla yakından ilgilidir. Örneğin Tanzimat Dönemi’nde ülkede özgürlük havası esmiştir. Bunun sonucunda da metinlere hak, özgürlük, adalet, vatan kavramları girmiştir.

METİN VE DİL VE ANLATIM
Anlatmaya bağlı edebî metinlerde yazar, anlatma görevini bir anlatıcıya yükler. Okuyucu bütün olup bitenleri bu anlatıcı aracılığıyla öğrenir. Aslında anlatan, gerçek dünyaya ait olan yazardır; ama yazar, metne kurgusallık özelliği kazandırmak için aradan çekilir ve metnin gerçekliğini oluşturması adına bu görevi, yarattığı kahramanlardan birine bırakır. Biz metindeki olayları, zamanı, mekânı hep bu anlatıcının gözüyle ve onun gördüğü kadar görürüz.

   Anlatmaya bağlı edebî metinlerde, yaşananları bize aktaran üç farklı anlatıcıyla karşılaşmak mümkündür:
   Gözlemci Bakış Açısı : Tam bir tarafsızlıkla sadece yaşananları anlatan, olayların gördüğü kadarını anlatma olanağına sahip olan anlatıcıdır. O da bizim gibi, bir sonraki sayfada neler olacağını bilmez. Sadece olanı aktartır, gördüklerine dayanarak bizim gibi yorumlar yapar.
   İlâhî Bakış Açısı : İlahi bakış açısında olaylara yine dışarıdan bakan fakat yukarıdakinin tam tersi olarak her şeyi bilen, olayların sonunu görmüş olan anlatıcıdır. Bu anlatıcı zaman ve mekanla sınırlı değildir; olayların öncesini ve sonrasını, kahramanların tüm geçmişini, akıllarında neler geçirdiklerini bilir. Bu tür metinlerde anlatıcı, kimi zaman olayların nasıl gelişeceğine ilişkin ipuçları vererek olay örgüsünün sürükleyiciliğini arttırır, metin üzerinde bir merak öğesi uyandırır.
   Kahraman Bakış Açısı : Metnin içinde, olayları yaşayan kahramanlardan birinin anlatımına dayalıdır. Anlatıcı daha çok, olayların merkezinde yer alan kahramanlardan birdir. Hem yaşar hem anlatır. Anlattıkları iç konuşma şeklinde ve zihninden geçenlerdir. Bunları bizimle paylaşır; diğer kahramanları onun gözünden ve onun değer yargılarıyla tanırız. Otobiyografik anlatıcı da denilebilecek bu anlatıcı şeklinde kahramanlarımızı geçmişteki deneyimlerini bugüne aktararak düşünür, geleceğe ilişkin çıkarımlar yapmaya çalışır.
   Anlatmaya bağlı edebî metinlerdeki dilin, metnin kaleme alındığı dönemin sosyal hayatına, edebî zevkine ve anlayışına göre değişkenlik gösterebileceğini de unutmayalım. Edebî metinler anlam bakımından da diğer metinlerden farklıdır. Çünkü yan anlam bakımından zengindirler. Bu da her okundukların zaman yeniden kurulma ve anlaşılma imkanını beraberinden getirir.

METİN VE GELENEK
Her yeni eser, kendinden önceki birikime bir basamak daha ekler. Yazar da eski eserlerden yararlanarak yeni eserler ortaya koyar. Yazar, geçmişin birikimini bugünü açıklamakta kullanır. Ondan sonrakiler de onun bıraktığı yerden alıp daha ötelere gidecektir. Bir edebî metni değerlendirmek demek, onun, kendinden önceki anlayışa neler kattığını saptamak demektir.
   Yalnız gelenek, geçmişe ait hemen her şeyi körü körüne, eleştirmeksizin kabullenmek değildir. Eğer öyle yapılırsa bu, yararlanmaktan ziyade bir taklit olur. Böyle bir durumda, sanatçının geleneğe bir şeyler katması bir yana, sanatçı kendinden de çok şey yitirir. Sanatta gelenek iki türlüdür: ulusal ve evrensel gelenek. Yazar, bir yandan ulusal gelenekten beslenirken bir yandan da evrensel geleneğe bağlanır. İki geleneğin ürünlerinde yoğrulur. Sanatçı, eserini ulusal ve evrensel geleneğin birikiminden yararlanarak oluşturduktan sonra, o da eseri yoluyla ulusal ve evrensel geleneğe katkıda bulunmuş olur.
   Türk edebiyatına baktığımızda durum farklıdır. Masallar ve destanlar halk hikayelerine, onlar da meddah hikayelerine ve sonrakilere kaynaklık etmiş, hepsi birbirinin üstüne kurulmuştur. Tanzimat Dönemi’nde Türk romanı kaynağını Batı’dan almış ve sonra da bunu kendine has bir roman geleneğine dönüştürmüştür.
   Kısaca her eser içinde bulunduğu dönemin bilgi birikimiyle, sanat anlayışıyla oluşur. Yazılan her eser belli bir sürecin sonucudur ve her metin kendi tarzında daha önce yazılmış birçok metinden yararlanır ve daha sonra yazılacaklara da kaynaklık eder. Gelenek kavramı içinde etkilenme kaçınılmazdır; önemli olan, geleneği itici bir güç olarak eserde bulabilmektir.

ANLAMA VE YORUMLAMA
   Edebî metnin bir tek gerçeği, vermek istediği bir tek mesajı yoktur. Her okuyan ondan farklı sonuçlar çıkarabilir, eserle ilgili farklı yorumlar yapabilir. Bu da kişilerin kültür düzeyleri, yaşama bakış açıları, zevk anlayışlarıyla doğrudan ilgilidir. Edebî metnin değeri de buradan okundukça anlam zenginliği kazanmasından gelir.
   Sonuçta her edebî metin okura bir mesaj iletmektedir. Mesajın doğru algılanması, yazı yoluyla gerçekleşen iletişimin başarıyla sonuçlanmasını sağlar. Bizi bu olumlu sonuca götürecek temel şart, metni doğru anlamak, yani metnin içindeki öğeleri doğru yorumlamaktır.   
   Edebî metni doğru anlayıp yorumlamak için yazarın metin içine serpiştirdiği ipuçlarını doğru yorumlamak, bir amaç çerçevesinde oluşan olay örgüsünü iyi anlamak gerekir. Bunu yaparken şunu unutmamak gerekir. Metin içindeki tüm öğeler (olay, tema, kişiler, zaman, mekan…) mesajın aktarımına hizmet eden birer araçtır. Bu araçlardan yeterince yararlanabilirsek, metni anlamına da o ölçüde yaklaşmış oluruz.
   Öyleyse, bir edebî metinde yer alan ve ebedî metne özgü öğeleri yerlerine doğru oturtur, onların metin içindeki işlevlerini doğru  algılarsak, o metnin anlamı da kendini hemen verecektir.

ANLAMA VE YAZAR
   Anlatmaya bağlı edebî metinle yazar arasında bazı benzerlikler bulunsa da bu birebir örtüşen benzerlik değildir. Yani yazarın içinde bulunduğu ortamdan etkilenmesi normal olduğundan onun bilinen özellikleri ile yazdığı metin arasında bir paralellik olabilir. Çünkü yazar yaşantısı içinde biriktirdiklerini bizimle paylaşır. Herkesin bakıp da görmediğini gösterir; yaşayıp da algılayamadığını hissettirir. Balıkçıların içinde, Burgaz’da yaşayan Sait Faik ABASIYANIK; adayı, denizi, balıkçıları yazar. Pamuk işçiliği yapan, çırçır fabrikalarında çalışan Orhan Kemal; pamuk işçilerinin sorunlarını umutlarını yazar.