Gönderen Konu: Gizemcilik Akımı  (Okunma sayısı 9145 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı aytoldı

  • Uzman Üye
  • ****
  • İleti: 425
    • Profili Görüntüle
Gizemcilik Akımı
« : Ekim 18, 2008, 04:37:35 ÖS »

Merhaba arkadaşlar,

12. sınıf Türk Edebiyatı dersi için "Gizemcilik" akımı konusunda bilgiye ihtiyacım var. İnterneti taradım ama derli toplu bir şeyle karşılaşmadım.

Teşekkür ederim
Bu Ay Toldı aydı, söz asgı ulug
Yirinçe tüşürse bedütür kulug

Çevrimdışı meryemozcan

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 7537
  • Cinsiyet: Bayan
  • Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir
    • Profili Görüntüle
Ynt: Gizemcilik Akımı
« Yanıtla #1 : Ekim 18, 2008, 11:59:33 ÖS »
Mistisizm(Gizemcilik) hakkında bilgi
Mysticism Yunanca μυστικός (mystikos) yani Eleusis Gizemlerine "katılan kişi" (initiate) ve gizemlere katılım anlamına gelen μυστήρια (mysteria) terimiyle ilişkilidir. Kelimenin kökeni hakkıdaki görüşlerden biri Yunanca'da dudak ve gözleri kapamak anlamına gelen mueinden geldiği yönündedir.[1] Ancak günümüzde mistisizm kelimesi Eleusis gizemlerinden daha çok Neoplatoncu manevi hakikat veya Tanrı ile doğrudan deneyim,
Mistisizm, insanın mantık ve akıl yürütme yoluyla erişemediği ilahi ve doğaüstü denilen "hakikatler" i derin bir sezgi ile arama yoludur. Terim, kimilerine göre Grekçe'de "gözlerini kapamak" anlamına gelen "myein" sözcüğünden türetilmiştir.

Mistisizm, felsefi kaynağını dinden alır. Fakat mistisizme din yerine, "dinin iç kısmı" demek daha doğru olur. (İslami toplumlardaki 'sufilik' ya da tasavvuf, mistisizm kapsamında ele alınmaktaysa da, sufilik, birçok konuda, gerek Batı gerekse Hint mistisizminden farklılık gösterir.)

Kaynağını dinden alan, tecrit olmaya ve 'vecd' e dayalı bir sistem olan mistisizme göre, insanoğlu akıl yolu ile kavrayamayacağı Tanrı'yı ancak metafizik bir sezgiyle kavrayabilir. Bilinmeyene, sonsuzluğa, mükemmelliğe, doğaüstü varlığa sezgi yoluyla ulaşmasında en önemli araçları tecrit olma (dış dünya ile ilişkilerini minimum düzeye indirme), vecd ve 'trans'tır.

Mistik, dış alemle bütün ilişkisini keser ve "hakikat" i vecd halindeki deneyimlerinde arar. Mistiğin ulaşmak istediği hedef, aydınlanma ya da uyanma denilen yüksek bir şuur halidir. Mistisizm göre bu, uzun zaman gerektiren deneyimlerle aşama aşama yaklaşılan, fakat ulaşılıp ulaşılamayacağı bilinmeyen bir hedeftir. (Reenkarnasyona inanan kimi mistiklere göre, bu hedefe ulaşma süreci pek çok enkarnasyonu kapsayan uzun bir süreçtir.) Rene Guenon'a göre sahte mistiği hakikisinden ayırt etmek çok güçtür.

Her ne kadar mistiklerde medyumnik (medyumla ilgili) yeteneklere, ruhsal fenomenlere rastlanmışsa da ve her ne kadar büyük mistiklerin birçoğu, ruhun tekrar bedenlenmesini (reenkarnasyon) kabul eden görüşlere sahip olmuşlarsa da, ruhçu sistem ile mistik sistem, gerek teorik gerekse pratik açıdan pek çok noktada birbirlerinden ayrılırlar.

İslam mistisizmi

İslam mistisizmi ve kabalizm islami mistisizm   

--------------------------------------------------------------------------------
 
 Tasavvuf adıyla tanınan İslam Mistisizmi 'neredeyse' İslamiyet kadar eskidir. Dinin Kutsal Kitabının ve Peygamberinin gizemciliğe olan uzaklığına rağmen Peygamberin ölümünün hemen ardından gerek Kur'anın okunuşuna gerekse Namaz, Oruç vb. ibadetlerin yerine getirilmesine ilişkin mistik ögeler dine eklenlenmeye başlamıştır.

Kuruluş döneminde Tasavvuf'un temel niteliği madd” değerlerden yüz çevirerek katıksız bir din” hayatı gerçekleştirme çabası, yani ZÜHD'dür. Hz. Muhammed ve ashabının temsil ettiği saf dindarlık anlayışı ve ahlak” sorumluluk bilinci, İslam'ın ilk yüzyılı içinde gelişen zühd hareketinin özünü oluşturmuştur.

M.S. 9'uncu Yüzyıl'dan başlayarak Tasavvuf sistemleşme sürecine girdi. Ne var ki bu sistemleşme, zühd dönemine oranla büyük bir farklılaşmayı da beraberinde getirdi. Bir yandan tasavvufun ilke, kural ve yöntemleri belirlenirken, diğer yandan Hristiyan, Yahudi, eski Yunan, Hint ve İran geleneklerinin, inançlarının etkilerini taşıyan kurumlar geliştirildi.

Allah'a doğru yapılan ruhsal bir yolculuk biçiminde tanımlanan Tasavvuf” yaşantının durakları (makam), ilah” durumlar (haller) tesbit edildi, nihayet fena (beşeri niteliklerin ilah” niteliklere dönüşmesi) kuramına ulaşıldı.

Bunu, peygamberlik anlayışına yakın bir velilik anlayışı, Hatemü'l-Enbiya'ya (peygamberlerin sonuncusu) karşılık Hatemü'l-Evliya (velilerin sonuncusu) düşüncesi ve inancı izledi.

Sistemleşen tasavvuf anlayışına göre peygamberler Allah'tan ancak bir melek aracılığı ile bilgi alabilirken veliler doğrudan, aracısız olarak bilgi (ilham) alıyordu.

Gerçek bilim (marifet), Allah'tan doğrudan alınan bilgiden oluşandı. Evren varlığını ve işleyişini bir veliler yönetimine (ricalu'lgayb) borçluydu.

Allah, bütün isim ve sıfatlarıyla velide (insan-ı kamil) tecelli ediyor ve nihayet onun ağzından konuşuyordu (şatahat)!

İslam” Mistisizmin bu dönemindeki VELİLİK kurumunda KABALİSTİK eğilim son derece net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Tıpkı 10 aşamanın sonuncusunda farklı bir boyutta Yaratıcı'nın gücüne sahip olan KABALİSTLER gibi VELİLER de Evren'in varlık ve yönetiminde etkin bir durumda olabilecekleri iddiasındaydılar.

Tasavvufun kazandığı yeni biçim İslam hukukçuları tarafından şiddetli bir eleştiriye tabi tutuldu. Kimi mutasavvıflar zındıklıkla suçlanarak sürüldü, hapsedildi, kimileri de öldürüldü. Buna karşılık Yeni Tasavvuf anlayışı gelişimini sürdürerek tümüyle felsefi bir niteliğe büründü. Muhyiddin İbn Arab” (ö. 637/1239) ile birlikte varlığın birliği (vahdet-i vücud) öğretisi üzerine kurulan felsefi bir sistem durumuna geldi.

Tasavvuf, bir varlık birliği (vahdet-i vücud) felsefesi ile sonuçlanan gelişimini sürdürürken, ikinci bir tasavvuf anlayışı daha gelişti. İlk anlayışa yöneltilen şiddetli eleştirilerin de hız verdiği ikinci anlayış, İslam kurallarına ters düşmeyecek bir doğrultu izlemeyi amaçlıyordu.

Bu anlayış, ya ilk anlayış tarafından geliştirilen kuramı karşıt bir kuramla dengeleme (fena karşısında beka gibi), ya da geliştirilen kuramı İslam kuralları açısından yeniden yorumlama yolunu tuttu. Birincinin tümüyle reddetmesine karşılık akıl ve düşünceye olabildiğince önem verdi. Varlık birliği öğretisinin karşısına görülenlerin birliği (vahdet-i şuhud) öğretisini çıkardı.

Kuramsal açıdan gelişimini tamamlayan ve iki farklı doğrultuda sistemleşen Tasavvuf, 12'nci Yüzyıl'ın ikinci yarısından başlayarak kurumlaşma, örgütlenme sürecine girdi. Tasavvuf'un kural ve yöntemlerini kimi farklılıklarla yeniden belirleyen mutasavvıflar, genellikle kendi adlarıyla anılan tarikatları kurdular. Tarikat kurucusu başlıca mutasavvıflar şunlardır:

Abdulkadir Geylan” (ö. 561/1165, Kadiriye),

Ahmet Rıfa” (ö. 578/1182, Rıfaiye),

Necmeddin Kübra (ö. 618/1221, Kübreviye),

Sühreverd” (ö. 632/1235, Sühreverdiye),

Ebu'l-Hasan eş-Şazil” (ö. 632/1273, Şaziliye),

Mevlana Celaleddin Rum” (ö. 672/1273, Mevleviye),

Bahaeddin Nakşibend (ö. 791/1388, Nakşibendiye),

Hacı Bayram Veli (ö. 833/1429, Bayramiye).

TÜRK TOPRAKLARINDA KABALİZM

Soner Yalçın'ın EFENDİ kitabıyla gündeme gelen SABETAYCILIK fenomenine hepimiz aşinayız...

Bu fenomende, SABETAY SEVİ'nin beklenen Mesih olduğuna dair inancını büyük bir kitlenin inancı haline getirmesinin tarihi boyutunu hatırlamakta yarar vardır.

MESİH BEKLENTİSİ

17'nci Yüzyıl'da, sadece Yahudiler arasında değil, Hristiyan Dünyası'nda da bir MESİH beklentisi doruğa çıkmıştır. Bu Yüzyıl'daki 1666 yılı, özellikle Hristiyan yazarlarca Mesih'in ortaya çıkacağı yıl olarak beklenmekteydi.

O günlerde Amsterdam'daki Yahudi Cemaati'nin başında olan KABALİST Manasseh ben Israel'in ünlü İngiliz Asker” Kumandanı Oliver Cromwell'a ve İngiliz Parlementosuna yazdığı mektupta Yahudilerin İngiltere'ye kabul edilmesi talebinde bulunmuştur. Manasseh ben Israel mektubunda

'Birçok Hristiyanın ve benim görüşümün tam olarak çakıştığı nokta, hepimizin ulusumuzun anavatanımızda yeniden inşa edileceği günün pek yakın olduğuna dair inancımızdır'

demekteydi. Manasseh ben Israel'in talebi kabul edilmiş ve kendisi, İngiltere'de Modern Yahudi Cemaati'ni tesis etmiştir.

SABETAY SEVİ

Sabetay Sevi 23 Temmuz 1626'da İzmir'de doğmuştur. Babası Mordecai, işi gereği İngilizlerle sürekli kontakt halinde olması nedeniyle en güncel konu olan 'İlah” bir kurtarıcının gelişi' konusundaki spekülasyonların da içindeydi ve tam bir MESİH inancına/beklentisine sahipti.

Sabetay Sevi böyle bir ortamda büyürken öncelikle TALMUD öğretilerine yöneldi ve gençlik yıllarını münzev” bir şekilde KABALA hakkında tefekkür ve pratikle geçirdi. Zekası, birikimi ve tüm kişilik özellikleriyle, çağının inancına paralel şekilde, beklenen Mesih olduğuna dair inancını yakın çevresinden başlayarak geniş bir topluluğa aktarmada çok başarılı oldu.

İSLAM CEMAATİ VE KABALİST FELSEFE

Sabetay Sevi'nin müritlerinin sayısındaki artış ve neredeyse Dünya'nın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin akınına uğraması Osmanlı Yönetimi'nin dikkatini çekmekte gecikmemiştir.

Sevi, Saray'ın baskısı sonucu İslamiyet'i kabul ettiğini beyan ettiği halde hem kendisi hem de onunla birlikte İslamiyet'i kabul etmiş görünen büyük bir kitle KABALİST Felsefe'ye uygun bir yaşam biçimi ve uygulamalarıyla Anadolu ve Rumeli topraklarında çok uzun yıllar yaşamıştır.

Bu KABALİST grubun, büyüklüğü, yaşam biçimleri ve pratiklerini ne kadar süre ile devam ettirdikleri spekülatif bir konu olmakla birlikte inanç ve felsefelerini Müslüman Türk toplumuyla belli noktalarda paylaştıklarını söylemek mümkündür.

Sabetaycı Kabalistlerin İslami Tasavvuf (Sufizm) gruplarında yeralmalarının kendi inançlarına daha yakın bir ortamda rahat edebilmeleriyle ilişkili olduğu açıktır. Bu iletişim, hiç kuşkusuz İslam” Tasavvuf'taki Yahudi Mistisizmi motiflerini açıklayan en önemli olgulardan biridir.

MİCHAEL DE NOSTRADAMUS

Michael de Nostradamus, 14 Aralık 1503'te St. Remi, Fransa'da dünyaya geldi. Yahudi bir anne-babanın ilk oğluydu. Doğumu, ailesinin Katolik Hristiyan dinine geçmeleri yönündeki baskıların arttığı bir döneme rastlar. Nostradamus daha küçük yaşta bir çocukken anne ve babası Katolik Dini'ne dönmeyi kabul etmiştir. O dönemde hem Pagan gruplara mensup kişiler hem de Yahudiler din değiştirmeye zorlanmakta ve kabul etmeyenler ölümle cezalandırılmaktaydılar. Nostradamus, çok iyi bir Tıp Doktoru olabilecekken, kısa sürede 'geleceği görme yeteneği' ile adını duyurmuştur. Babası saygın bir Noter olan Nostradamus, her ikisi de Kraliyet Doktoru ve ünlü akademisyenler olan dedelerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Dedelerinin, KABALA'nın sırlarını ve yasaklanan antik büyü ritüellerini muhafaza etmek isteyen kişiler arasında yeraldığı bilinmektedir.

GREGORY RASPUTIN

KRALİYET AİLESİ

ROMANOFLARI

UZUN YILLAR

YÖNLENDİRMESİYLE ÜNLÜ

BÜYÜCÜ KAHİN

YAŞAMI BOYUNCA

KABALA ÖĞRETİLERİNİ

YAYMAYA ÇALIŞMIŞTIR.

DOĞUMU: 1864-1872

ÖLÜMÜ: 1916


 



Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...

Çevrimdışı aytoldı

  • Uzman Üye
  • ****
  • İleti: 425
    • Profili Görüntüle
Ynt: Gizemcilik Akımı
« Yanıtla #2 : Ekim 19, 2008, 07:11:19 ÖÖ »
Teşekkür ederim hocam,
Ben de buna benzer şeylerlerle karşılaştım, ancak sorun şu ki bu akım ile Cumhuriyet dönemindeki "saf şiiri" nasıl ilişkilendireceğiz? Benim düşüncem "şiirde bazı noktaları karanlıkta bırakma, açıklamaktan kaçınma" bu akımdan kaynaklanıyor. Ama ben bu kadarcık bir ilişkilendirme ile öğrencilerimi ikna edeceğimi düşünmüyorum. Bir de "mistisizm"  deyince akla din geliyor. Buradan hareketle öğrencilerim doğal olarak Cumhuriyet dönemi saf şiirinde "dinî unsurlar" arayacaklardır. Bakalım ne yapacağız.

Ben derslere geç başladığım için biraz gerideyim, bu konuları işleyen arkadaşlar, nasıl sorularla karşılaştılar acaba? Görüşlerini paylaşırlarsa sevinirim.
« Son Düzenleme: Ekim 19, 2008, 08:42:29 ÖÖ Gönderen: aytoldı »
Bu Ay Toldı aydı, söz asgı ulug
Yirinçe tüşürse bedütür kulug