Gönderen Konu: Kızılderili Hikayeleri  (Okunma sayısı 14641 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fuzuliye

  • Ziyaretçi
Kızılderili Hikayeleri
« : Şubat 28, 2009, 01:24:43 ÖS »




NE DUYMAK İSTERSEN

Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gruptan biri kızılderilidir yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin, araçlarının çıkardığı gürültü ve araçların korna sesleri arasında ilerlerken Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar arkadaşları bu gürültüde arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler.

Aralarından bir tanesi inanmasada onunla birlikte aramaya devam eder.

Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür, arkadaşı da arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.

Arkadaşı Kızılderiliye "Senin insanüstü güçlerin var! Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar.

Kızılderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler.

Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir paramı diye sesin geldiği yöne doğru bakar Kızılderili arkadaşına dönerek; "Gördün mü? Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır. Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin..." der.


fuzuliye

  • Ziyaretçi
Ynt: Kızılderili Hikayeleri
« Yanıtla #1 : Şubat 28, 2009, 01:30:00 ÖS »



HANGİSİ?

Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyordu.

Onlara dedi ki: İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında:

Bu kurtlardan birisi; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı,açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil
ediyor.

Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu paylaşmayı, cömertliği,dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu,anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.

Aynı savaş sizin içinizde de sürüyor ve diğer tüm insanların içinde.

Çocuklar anlatılanları anlamak için bir dakika düşündüler ve içlerinden biribüyükbabasına, "Hangi kurt kazanacak?" diye sordu.

Yaşlı Cherokee kısaca cevapladı "Beslediğiniz."

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kızılderili Hikayeleri
« Yanıtla #2 : Ağustos 01, 2009, 10:02:48 ÖÖ »

KIZILDERİLİLER VE AY ÜSSÜ

1957 yılında Amerika'nın güneyine araştırmayapmak üzere üs kuran Nasa 'yı birgün küçük birkızılderili çoçuk farkeder ve koşa koşa epeyce
uzakta bulunan kamplarına gidip Büyükbabasına haber verir.
-Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş,aşağıdaki vadide gördüm...
Çok kalabalıklar ve birşeyler yapıyorlar.Yaşlı kızılderili homurdanmaya başlar, belli ki epeyce sinirlenmiştir.
-Onlarla konuştun mu?
-Hayır, beni görmediler. Ben büyük tepenin üzerinden onları izledim.
-O zaman yarın yanlarına git ve orada ne aradıklarını sor.
Küçük kızılderili ertesi sabah yola koyulur.Üsse varır ve beyaz adamlardan birinin yanına gidip;
-Burada ne yapıyorsunuz? diye sorar.Beyaz adamlardan birkaçı küçük kızılderilinin başını okşarlarlar, ona gülümserler ve;
-Hani geceleri gökyüzünde parlayan birşey var ya, biz buradan onu seyrediyoruz.
-Ay'ımı?! peki ama neden?
Adamlar küçük çocuğun sorusunu yine gülümseyerek yanıtlarlar.
-İleride... çok yıllar sonra buradan oraya insanları götürebilmek ve orada yeni bir hayat kurabilmek için... Anladın mı?
Küçük kızılderili şaşkınlığını gizlemeye çalışarak"Anladım" der ve koşa koşa uzaklaşır.Öyle hızlı koşmuştur ki, kampa geldiğinde konuşamaz haldedir. Hemen büyükbabasının yanına gider ve kendisine söylenenleri
bir bir anlatır. Yaşlı kızılderili torununun anlattıklarını dinledikten sonra iyice sinirlenir,bağırıp çağırmaya başlar.Ertesi sabah yine torununu yanına çağırır ,hayvan derisi üzerine kızgın bir çubukla vekendi lisanınca yazdığı notu torununa uzatarak der ki;
-Bunu al, beyaz adamlara götür ve onlara de ki;" Bunu büyükbabam gönderdi... Oraya, yani Ay'a gittiğinizde bunu oradakilere verecekmişsiniz"
Küçük kızılderili kendisine söyleneni aynen yapar. Üs deki beyaz adamlardan birine notu verir, Büyükbabasının söylediklerini de iletir ve yine koşaradım uzaklaşır.
Üs çalışanları, belli bölümleri yakılmış deriparçasına bakıp, bakıp saatlerce gülerler.Ancak aradan bir kaç gün geçtikten sonra, yaşlı kızılderilinin o notla, sözde ayda yaşayanlara nasıl bir mesaj iletmek istedigini merak etmeye başlarlar. Bu merak günden güne öylesine büyür ki,bir tercüman çağırmaya karar verirler.
Tercüman geldiğinde herkes bir araya toplanır ve merakla beklemeye başlarlar. Bu arada gülüşmeler hala ara ara devam etmektedir.
Tercüman deri parçasını eline alır , okur ve ağlamaya başlar. Herkes şaşkındır, gülüşmeler yerini iyiden iyiye meraka bırakmıştır.
Tercüman yaşlı gözlerini kalabalığa çevirir ve der ki;
-Not aynen şöyle;
"Bu adamlara dikkat edin,elinizden topraklarınızı almaya geliyorlar!"

(alıntı)   

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kızılderili Hikayeleri
« Yanıtla #3 : Ağustos 01, 2009, 10:10:10 ÖÖ »
Ampata'nın öyküsü

Ampata , genç ve cesur bir savaşçının karısıymış.İki çocuk annesiymiş.Bir zaman , kocası ve çocuklarıyla birlikte mutlu bir şekilde yaşamış.Evleri bazen;ağaçsız , uçsuz bucaksız düzlüklermiş.Bazen de , kulübelerini orman içinde bir derenin kıyısına kurarlarmış.Ampata;derelerde , nehirlerde bir aşağı bir yukarı kürek çeker , hasır yapmak için saz ararmış.Ya da ormanda dolaşır;çadır yapmak veya yakmak için ağaç kabukları toplarmış.Yazın açık alanlara çıkarlar;kışınsa , ağaçlık bölgelerde , güneş gören daha korunaklı yerlerde barınırlarmış.Hayatlarını , işte böylece , rahat ve mutlu bir şekilde sürdürürlermiş.

Ampata'nın kocası , zamanla kabile içindeki etkinliğini ve etkisini artırmış ve sonunda , günün birinde reis olmuş.Bu , Ampata'nın yüreğini kıvançla doldurmuş ve kocasını her zamankinden çok sevmesine neden olmuş.Ancak Ampata , zamanla farkına varmış ki ; kocasının rütbesi ve önemi arttıkça , önceden beri sahip oldukları aile içi rahatı ve huzuru bulamaz olmuşlar.Kocası , artık bir halk adamı olmuş.Evleri , sürekli gelip giden ziyaretçilerle dolup taşıyormuş.Kocası ise , topluluktaki önemi arttıkça ; yetineceğine , hırsı daha çok bileniyormuş. bir süre sonra , etki alanını daha da çok genişletmek için , yakınlarda yaşayan ünlü bir kabile reisinin kızını , ikinci bir eş olarak almaya karar vermiş.

Ampata , kocasının bu arzusunu öğrenince dehşete düşmüş.Kocasının bu kararına karşı çıkmış;ama , kocası onu dinlemiyormuş bile.Ampata'ya , ikinci bir kadınla evlenmenin , kabile içindeki etkisini iyiden iyiye artıracağını;bu yüzden de , yeniden evleneceğini söylemiş.Ampata , kocasıyla aynı evde kalarak , bu utanca daha fazla katlanamayacağına karar vermiş.Böylece , kocası yeni eşini eve getirmeden önce , kalbi kırık bir şekilde , iki çocuğunu da yanına alarak babasının evine gitmiş.

Kışı , babasının yanında , akrabalarıyla birlikte geçirmiş;ancak geçen zaman , ne kederini ne de umutsuzluğunu azaltmış.Bahar geldiğinde , babasının topluluğu , kışın yaptıkları kanolarla birlikte , Mississippi'den aşağı kürek çekerken , Ampata da onlarla beraber gitmiş.İki çocuğu da , kanoda kendisiyle birlikteymiş.Kanolar , St.Anthony şelalesine yaklaştıkça , güçlenen akıntılar yüzünden kıyıya yönelirken;Ampata , akıntının ortasına doğru kürek çekmeyi sürdürmüş.Akıntı ve girdaplar öylesine güçlüymüş ki;kano , giderek daha da hızlanmış ve artık , kürek de bir işe yaramaz olmuş. İşte , tam bu sırada , Ampata oturduğu yerden doğrulup , gözyaşları içinde şu veda sözlerini söylemiş:

"Bir tek onu sevdim ve onu bütün kalbimle sevdim.Taze avları , onun için pişirdim;onun için süpürdüm , çalı süpürgemle ocaktaki külleri.Onun için giyindim , süslendim;onun için diktim ayağına giydiği geyik derisinden çarıkları.Nasıl beklerdim , bitmek bilmeyen günler boyunca onun avdan dönmesini ve nasıl da sevinçle dolardı kalbim , ayak seslerini duyunca!Gönülden bağlıydım ona.Bütün dünyamdı o benim.Ancak , o bir başkası için terk etti beni ve hayat artık taşıyamayacağım bir yük oldu şimdi.Çocuklarım bile , üzüntümü çoğaltıyorlar.Yüzlerinde onu görüyorum;bana babalarını anımsatıyorlar sürekli.Verdiği hayatı geri alsın diye yakardım Yüce Ruh'a.Çünkü , istemiyorum artık onu;dualarımın kabul olunacağı akıntıya bırakıyorum şimdi kendimi.Bembeyaz köpüklerini görüyorum suyun;onlar benim kefenimdir.Çağıltısını duyuyorum şelalenin;o da cenaze şarkımdır benim.Elveda!"

Ampata'yı durdurmak için çok geçtir artık.Yakınları , kanonun , köpüklerin içine daldığını görürler.Çağlayanın altında dengesini yitiren kano , sulara gömülür.Kimi zaman , gece yarısı , nehrin kıyısında duran karanlığa kalmış bir yolcunun;ay ışığının altında , pusun ve su serpintisinin arasında , Ampata'nın kanosunu gördüğü söylenir.Bir an için , şelalenin kıyısında beliren görüntü , hemen pusunun içinde kayboluverir.