Gönderen Konu: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri  (Okunma sayısı 50154 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« : Eylül 22, 2009, 07:51:13 ÖS »

TARİHÇESİ

Eski çağlarda Hellespontos ve Dardanel olarak anılan Çanakkale M.Ö. 3000 yılından beri yerleşim alanı niteliğini korumuştur. Erken Bronz Dönemi’nden bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Çanakkale; Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki geçit bölgesinden biridir. Bu özelliği nedeniyle oldukça zengin bir tarihi vardır.Yörede yaşayan topluluklara ekonomik ve askeri üstünlük sağlamış, onlar da uygarlık alanında çağdaşlarını geçmişlerdir. Ancak bu durum, yöreyi çeşitli göç ve istila hareketlerinin hedefi yapmıştır. Değişik tarihlerde yerleşmek yada yağmalamak amacıyla bölgeye gelenler olmuş, her iki durumda belirli kültür alışverişini yoğunlaştırmıştır. Bu kültürel yoğrulma, yüzyıllar boyu kesintilerle sürmüş, bunun sonucu oldukça renkli bir kültür mozayiği ortaya çıkmıştır. Boğazın en dar yerinde Fatih Sultan Mehmet döneminde Rumeli yakasında Sestos dolaylarında Kilitbahir, Anadolu yakasında Abydos dolaylarında Sultaniye (Kale-i Sultaniye) yada Çanak Kalesi adı ile anılan kaleler yapılmıştır. Bugünkü Çanakkale İli’nin adı Anadolu yakasındaki Çanak Kalesinden gelmektedir. Yörenin en eski halkı Beşiktepe ve Kumtepe yerleşmelerinden bilinen Kalkolitik Dönemin yerli halkıdır. Bunları, İ.Ö. 3000’lerden 1200’lere kadar herhangi bir dış etki altında kalmadan yaşamlarını sürdüren Troya halkı izler. Bundan sonra sırasıyla Troya Savaşları ile Akalar, Ege göçleri ile çeşitli kavimler gelmiştir. En son olarak Sicilyalı Komutan Roger De Flor’un ölümüyle buyruğundaki Katalonyalılar bir süre etkinliklerini sürdürseler de, daha sonra Türkler’le yaptıkları bir anlaşma gereği, Çanakkale ve yöresini Türk Beylerine bırakmışlardır. M.Ö. 3000 yılında kurulan I. Troia, M.Ö. 2500 yıllarında bir depremle yıkılmıştır. Bundan önce de yörede eski yerleşmelerin bulunduğu bilinmektedir. Dardanos kentinin I. Troia'dan önce kurulduğu düşünülmektedir. Kuruluş önceliği 100-150 yıl kadardır. M.Ö. 1200'lerde kuzeyden gelen "Deniz Kavimleri"nin göçü ile bölgede ve Anadolu'da yazılı tarih açısından karanlık dönem başlamıştır. Bölge, M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu'da büyük bir güç haline gelen Lydia Krallığı'nın egemenliğine girmiş, M.Ö. 5. yüzyılda Perslerin gelmesiyle, Pers etkisi artmaya başlamış, M.Ö. 386 yılında Persler ve Spartalûar arasında yapılan "Kral Barışı" ile bölgede kesin olarak Pers egemenliği sağlanmıştır. M.Ö. 334'te Makedonya Kralı Büyük İskender'in Pers ordusunu Biga Çayı (Granikos) yakınlarında bozguna uğratmasıyla Anadolu'da Pers hakimiyeti gerilemeye başlamıştır.İskender'in Ölümünden sonra İskender'in komutanları bölgede iktidar mücadelesine girişmişlerdir. Bergama Krallığı'nın hakimiyeti ve Galat istilaları döneminden sonra, Roma'nın bölgedeki hakimiyet kurma çabaları sırasında Diktatör Sulla, Gelibolu'ya kadar gelmiştir. Bölge, Roma ve Bizans dönemlerinde limanlarıyla da önem kazanmıştır. Osmanlıların Akdeniz'de egemenlik kurma istekleri, onları Balkan Yanmadası'ndaki fetihlere, Gelibolu ve yöresinden başlamaya yöneltmiştir. Gelibolu'da bir tersanenin kurulmasıyla birlikte Çanakkale'deki Osmalı egemenliği daha da artmıştır. Boğazın Önemi Çanakkale Savaşları'nda (1. Dünya Savaşı'nda) bir kez daha gündeme gelmiş ve düşman donanması 18 Mart 1915 tarihinde bozguna uğratılmıştır

COĞRAFYASI


Çanakkale Türkiye'nin kuzeybatısında Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz'ın iki yakasında kurulmuştur.Çanakkale'nin doğusunda ve güneydoğusunda Balıkesir, batısında Ege Denizi kuzeybatısında Edirne, kuzeyinde Tekirdağ ve Marmara Denizi bulunmaktadır.Ege ve Marmara Bölgesinde toprakları bulunan ilin yüzölçümü 9737 kilometrekare,kıyı uzunlukluğu 671 kilometredir.Konumu gereği Akdeniz ve Karadeniz iklimi arasında geçiş iklimi gösterir.Yağışlar genelde bahar ve kış aylarında görülür

NÜFUSU

Çanakkale’nin toplam nüfusu, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 464.975’tir. Toplam nüfusun 215.571’i il merkezi ve ilçe merkezlerinde, 249.404’ü köylerde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu ise 48’dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre Çanakkale'nin şehir nüfusu 215.571, köy nüfusu 249.404 genel nüfusu da 464.975'dir.

EKONOMİK YAPISI

İl ekonomisinde tarım en önemli faaliyet olmakla beraber son yıllarda tarıma dayalı sanayi kolları gelişme göstermekte ve buna bağlı olarak ekonomide sanayinin payı artmaktadır.2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre istihdam edilen nüfusun 133.140’ı  tarım, 21.839’u sanayi, 8.470’i inşaat ve 73.563’ü de hizmetler sektöründe çalışmaktadır. İldeki işsizlik oranı ise %3.6'dır .İl yüzölçümünün % 54'ünü ormanlar, % 34'ünü tarım yapılan arazi, % 5'ini çayır ve meralar, % 7'sini kültür dışı araziler kaplamaktadır. Tarım arazisinin % 81' i tarla arazisi, % 6'sı sebze, % 2'si meyve, % 2'si bağ, % 8'i zeytinliktir. İlin toplam tarım alanı 330.337 Ha. olup, 120.000 Ha. sulanabilir arazidir. Toplam 60.711 ha.(% 50,6) alan sulanmakta olup, bu sulamanın 39.457 ha.(% 65) alanı devlet tarafından gerçekleştirilmektedir.Yetiştirilen tarım ürünleri arasında en önemli yeri gerek oransal olarak gerekse de ekim sahası olarak hububat almaktadır.

ASSOS

Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyündedir. İ.Ö.VII.yy.’da Midilli’den gelen Methymnalılar’ın kurduğu sanılmaktadır. Hem denize, hem de karaya egemen bir tepeye kurulan Akropol, 3 km. uzunluğundadır. Birbirinden ayrı biçimlerde yapılmış kapıları ilginçtir. En yüksek yerine kurulu Athena Tapınağı, dönemin resmi yapılarının yer aldığı Agora,kürsü,heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşan Bouleterion (Meclis), maalesef günümüze ulaşamayan Gymnasium,Tiyatro,Stoa ve Hellenistik- Roma dönemlerinden Nekropol,Akropol’un en önemli bölümleridir. Ayvacık İlçesi’nde ayrıca; Gülpınar Bahçeleriçi kesiminde Cyryse, Anadolu’daki, sütunları figürlü tanburlarla süslü üç tapınaktan biri olan Apollo Simintheus Tapınağı (Diğerleri Ddyma Apollo ve Efes Artemis Tapınağı), Homeros’un İlyada Destanı’nda adı geçen Adatepe Zeus Sunağı,Gülpınar Bucağı’ndaki roma köprüsü,Babakale’deki XVII.yy.’da Kaymak Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Babakale camii, Assos yıkıntıları yakınında yüksek bir tepeye yapılan Behramkale Köyü Hüdavendigar Camii ve Tuzla Çayı üstüne kurulu yerel taşlardan yapılı Behramkale Köprüsü görülmeye değer eserlerdir. M.Ö.Vll . yüzyılda kurulan ve Aristo'nun Mantık Okulunu açtığı Assos Kenti Örenyeri'ne Çanakkale'den her zaman araç bulunmaktadır.

TROIA ANTİK KENTİ

Merkeze bağlı İntepe beldesine bağlı Tevfikiye köyü yakınında, Çanakkale'ye 30 km.uzaklıktadır. İki kıta arasında ticaret yolu üzerinde yer alan bu antik yerleşim, tarihte birçok doğal afet ve savaşla karşılaşmıştır. Hisarlık Höyüğü'nde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda 9 yerleşim evresinin varlığı tespit edilmiştir.İlk yerleşim M .0. 3. bine değin uzanmakta ve birbirini izleyen uygarlıklar Roma dönemine kadar devam etmektedir. Günümüzden beş bin yıl önce kurulduğu üşünülen kent, yaklaşık 3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. St. Paul, Troia'yı iki kez ziyaret etmiş ve Assos'a yapacağı üçüncü misyonerlik yolculuğuna yine buradan başlamıştır. M.Ö. 3000-2500 yıllarına tarihlenen Troia 1 Erken, Orta, Geç Troia 1 olarak incelenir. Büyük ölçüde restore edilenTroia I surlarının kent kapısının doğu kulesi iyi durumdadır. Bir portikosu, büyük bir oda ve odanın ortasındaki ocağı olan uzun, dar bir yapı olan ev, bilinen en eski megaronlardan biridir. Bu dönem mimarisinde balıksırtı şeklinde Örülmüş duvarlar görülmektedir. Henüz çark kullanılmamakla birlikte bakır aletler kullanılmıştır. Troia II, birbiri üzerine yedi kattan oluşan üç ana evresiyle IIa, Ilb, IIc olarak tanımlanır. Her birinin yeni bir sur duvarı vardır. Bu dönemde çark kullanılmaya başlanmıştır. Troia IV ile V, M.Ö. 2200-1800'e tarihlenir. Bu dönemden ev ve duvar kalıntıları bulunmaktadır. Erken Helas seramiği buluntuları bu dönemde Troia'nın Yunanistan'la ilişkisi olduğunu kesinleştirmiştir. Altın, gümüş, elektrondan yapılmış süs eşyaları ve kap kaçak Toria IV'te ele geçmiştir. İthal malı Miken kapları ile Kıbrıs kapları, hem Troia Vl'da hem de Virde vardır. Büyük bir yangınla sona eren Vlla tabakası Troia savaşlarının gerçekleştiği Priamos'un Troia'sı olmalıdır. Mitolojiye göre Paris'in güzel Helen'i kaçırmasıyla başlayan Troia savaşları yıllarca sürmüştür. Troia VIII tabakasına ait en eski buluntu M.O. 7. yüzyıldan eskiye gitmemektedir. Bu nedenle Vllb 2 evresinden sonra kentin terk edildiği veya çok ufak bir yerleşme halinde 7. yüzyıla kadar sürdüğü düşünülebilir. Troia VIH'de ise, iki altar ile Athena Tapınağına ait kalıntılar bulunmuştur. Troia IX'a (Roma devri) ait bouleuterion, tiyatro, tiyatronun önündeki mozaik döşemeli yapı kalıntısı dikkati çekmektedir.

GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI

33.000 Hektarlık alan üzerine kurulan bölge 1973 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, ilin en önemli gezi yerlerinden birisidir. Parkın kara sınırlarını Gelibolu Yarımadası’nın Saroz Körfezinden Ece Limanı ile Çanakkale Boğazı’nda yer alan Akbaş İskelesi arasında çizilecek bir hat oluşturur. Seddülbahir Köyü çevresinde Tekke ve Hisarcık Burunları, Ertuğrul, Morto, İkizkoyları, Alçıtepe, Kerevizdere, Zığındere ile kuzeydoğuda yer alan Arıburnu, Conkbayırı, Kocaçimen, Kanlısırt, Anafartalar ve Suvla koyları, savaşın cereyan ettiği başlıca alanlardır. Çanakkale Savaşları sırasında büyük cesaret gösteren şehit olan birlikler ve şahıslar adına bugün Gelibolu Yarımadası’nda çok sayıda şehitlik vardır. Her biri ayrı bir kahramanlık örneği olan bu şehitliklerin en önemlisi Morto Koyu’ nda, Hisarlık Tepe üzerinde tüm şehitlerimizin anısına dikilen Şehitler Adxbidesidir. Tarihi Milli Park içersinde muhtelif yerlerde 37 adet Türk anıt,kitabe ve şehitliği, İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerine ait 33 adet anıt ve mezarlık bulunmaktadır.

DİĞER TARİHİ VE TURİSTİK YERLER


Çanakkale'ye gelindiğinde; Hamaxıtos, Alexandria Troas, Sankrea, Dardanol Tümülüsü, Abydos, sestos, Gargara ve Lamponia gibi antik kent kalıntıları dışında Kilitbahir, Babakale, Bozcaada, Seddülbahir Bigalı, Nara, Gelibolu Kaleleri, İntepe Çamlığı,Güzelyalı ile Mitoloji'de ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Kazdağları en önemli tarihi ve turistik yerleridir.

ÇANAKKALE'YE NASIL ULAŞILIR?

Çanakkale ili'nin çevre illerle ulaşımı karayolu ile olmaktadır.Karayolu ile İstanbul-Çanakkale 310 km, Bursa - Çanakkale 260 km, İzmir - Çanakkale 320 km'dir.Şehir merkezindeki otobüs terminalinden günün her saatinde ilçelere otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır. Gökçeada'ya yaz-kış Çanakkale'den ve Kabatepe'den gemi seferleri yapılmakta olup günübirlik dönüş imkanı bulunmaktadır. Bozcaada ile ulaşım Yükyeri İskelesinden yapılan gemi seferleri ile sağlanmaktadır.

 

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #1 : Eylül 22, 2009, 07:57:49 ÖS »
GENEL BİLGİLER


Kıyılarıyla Avrupa ve Asya'yı birleştiren Marmara ve Ege Denizini birbirini bağlayan Çanakkale savaşlarının en kanlı muharebelerinin cereyan ettiği, çok sayıda şehitlik, anıt ve mezarlıkların bulunduğu Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Troya, Assos gibi eski uygarlık merkezlerinin beşiği olan il iç ve dış turizmde önemli bir yer almaktadır.
 
İLÇELER
 
Çanakkale ilinin ilçeleri; Ayvacık, Biga, Bozcaada, Çan, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki ve Yenice'dir.
 
Gelibolu: Gelibolu, Marmara Bölgesi'nin batısında, Çanakkale Boğazı'nın kuzeyinde, Avrupa yakasında, Gelibolu Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Gallipoli olarak da bilinen Gelibolu'da hayatlarını kaybeden 500,000 asker anısına kurulmuştur. Parkta abideler, eserler ve mezarlıklara ilaveten Tuz Gölü ve doğal güzelliği ile Arıburnu Kayalıkları yer alır. Yeşil tepelerdeki güzellikler, kumsallar ve mavi sular bu tarihi savaşta cesurca çarpışan askerlere şeref dolu bir dinlenme ortamı sağlamaktadır.
 
Bayramiç: Bayramiç ve yöresinin geçmiş çağlarda Troya krallığının sınırları içerisinde olduğu bilinmektedir. İlçe merkezinin bu dönemlerine ilişkin bilgiler, bugün ilçe sınırları içinde kalan bazı eski yerleşim merkezlerinden elde edilmektedir. 1356 yılında Osmanlılar, bugün Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan ve resterasyonu yapılan halk arasında "Hadımoğulları konağı" olarak tanınan binayı yaptırmışlardır.
 
Eceabat: Bugünkü Eceabat ilçesinin sınırları içinde, Maydos (Madytos), Sestos (Akbaş), Kynossema (Kilitbahir), Idaion (Bigalı kalesi) Traklarca kurulan önemli yerleşim merkezleridir. Anıtsal Osmanlı kaleleriyle ünlüdür. Antik dönemde Maydos (Madikuz) adlarıyla bilinmektedir.
 
Ezine: Antik Çağ'da Neandria olarak bilinen Ezine, Hamaksitosun kuzeyinde bir Aiolya yerleşim merkezidir. Orhan Gazi döneminde, Türk boylarının bölgeye gelişlerinden sonra Ezine Osmanlı topraklarına katıldı.
 
Bugün Neandria, sankrea ve Alexandreia-Troas gibi Antik Dönemin yerleşme merkezlerinden bir kısmını da hudutları içerisinde barındıran Ezine'de Orhan Gazi döneminden, ahi Yunus Zaviye ve Türbesi, Murad-ı Hüdavendigar döneminden Asılhan Bey Cami ve Kabri,Yıldırım Bayezid Han döneminden Seferşah Hamamı önemli tarihi varlıkları olarak dimdik ayakta durmaktadır.

NASIL GİDİLİR?

 
Karayolu: Şehir merkezindeki otobüs terminalinden günün her saatinde ilçelere otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır.
 
Otogar Tel: (+90-286) 217 10 79 / 5109 - 1248
 
 
Denizyolu: Çanakkale'den Gökçeada'ya direkt feribot seferleri vardır. Çanakkale'den Bozcaada'ya gidebilmek için Ezine-Geyikliye oradan Yüklük iskelesine gidilerek ulaşım sağlanır.
 
Liman Tel : (+90-286) 814 12 63
 
GEZİLECEK YERLER

 
Müzeler ve Örenyerleri
 
Çanakkale Müzesi
Adres: İzmir Cad. - Çanakkale
Tel: (286) 217 32 52
Faks: (286) 217 11 05
 
Assos (Behramkale) 
 
Ayvacık ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir. Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi'ni koruması özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir. Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından Edremit Körfezi'nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol'un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.
 
Behramkale'nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı'nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar'ın 15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.

Bozcaada

 
Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı'na 15 mil, Limni'ye 30 mil, Midilli'ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.
 
Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.
 
Bozcaada'ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı'nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.
 
Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.
 
Gökçeada
 
Türk adalarının en büyüklerinden biri olan Gökçeada körfezlerle çevrilidir. Farklı tonlardaki çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepelerinde yer yer kutsal pınarlar ve manastırlar bulunmaktadır. Buraya, Çanakkale ve Kabatepe'den tarifeli, muntazam araba vapuru seferleri yapılmaktadır. Gökçeada (Kuzu limanı), Çanakkale'den izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil, Bozcaada'ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni'ye 16 mil, Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır. Tatlı su kaynakları bakımından dünyanın en zengin adalarından biridir. Adanın koylarına dalış turları düzenlenmektedir.
 
Truva
 
İntepe Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale'ye 30 km. uzaklıkta, Hisarlıktadır. Arkeolojik kazılar farklı zamanlardaki yerleşim mekanlarını, şehir surlarını, ev temellerini, bir tapınak ve tiyatroyu ortaya çıkarmıştır. Tahtadan sembolik bir at eski savaşı hatırlatmaktadır. Tarihi limanı Alexandria - Troas M.Ö. 3. yüzyılda yaptırılmıştı. St. Paul burayı iki kere ziyaret etmiş, ve üçüncü misyonerlik yolculuğuna, Assos'a yine buradan başlamıştır.
 
Dardanos
 
Çanakkale'ye 11 km. uzaklıkta Kalabaklı Çayı kıyısında, Maltepe'dedir. Bu mezar anıtı, bir koridor, ön oda ve ana mezar odasında oluşmaktadır. İçinde bir çok iskeletle, altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan gereçler, kandiller, gözyaşı şişleri, müzik araçları bulunmuştur. Mezarda Arkaik İyonik ve Roma dönemlerinden yapılar vardı.
 
Gülpınar 
 
Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden İlyada Destanı'nın birinci bölümünün geçtiği Apollon Smintheus Tapınağı, Gülpınar'da bulunmaktadır. Tapınak kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir. Bölgede bulunan müzede Tapınağa ait rölyeflerde bu sahneleri görülebilmektedir.
 
Zeus Altarı  

Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe Köyünün üst tarafında bulunan,ön tarafı diklemesine uçurum olan mağara, Zeus'un mağarası olarak bilinmektedir.
 
Alexandreia
 
Dalyan Köyündedir. M.Ö 310'da 'Sgia' adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur. Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent Romalılar döneminde de önemini korumuştur.
 
Neandria 
 
Kayacı Köyü yakınında Çığrı Dağı'ndadır. Kenti çevreleyen surlar 3 m. Kalınlıkta ve 3200 m uzunluktadır.
 
Sestos
 
Eceabat'a 4 km. uzaklıkta,Yalova köyündedir. Akbaş Limanı'nın güneyinde kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet Kilitbahir Kalesi'ni yaptırırken, Sestos kalesinin taşları kullanılmıştır.
 
Troia Örenyeri
 
Kaleler
Sultan Kale (Kale-Yi Sultaniye)
 
Kente adını veren önemli ve görkemli bir anıt niteliğindir. XV. yy. ortalarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış 1551'de Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılmıştır.
 
Gelibolu Kalesi
 
Antik dönemde kurulduğu bilinen kaleyi, Bizans İmparatoru I. Justiniaus onartmıştır. Evliya Çelebinin anlattıklarına göre, dik ve kesik kayalarla kurulu 6 köşeli bir kaleydi.
 
Kazdağı (Ayazma)
 
Bayramiç ilçesi, Evciler köyünden sonra 5 km. mesafededir. Kazdağı'na özgü uzun ağaçları, gürül gürül akan suları ve piknik yerleri ile ilimizin en güzel mesire yerlerinden birisidir. Kazdağı'nda (Ayazma) her yıl ağustos ayı içinde Geleneksel Kazdağı Güzellik Yarışması düzenlenmektedir.
 
1774 m. yüksekliğindeki Kaz Dağı (Ida Dağı) muhteşem manzarası, sakin yeşil alanları ve sıcak su kaynaklarıyla Kaz Dağı Milli Parkı'nın yanında, Çanakkale'nin güney ucundadır. Bayramiç ve Evcilerden geçerek Kaz Dağı Milli Parkı'na ulaşan kuzey girişinde gündüz kampingleri için birçok imkan mevcuttur. Çanakkale'ye 60 km olan Bayramiç'te 18 inci yüzyıl güzel Hadimoğulları Konağı (Osmanlı evi), içindeki etnografya müzesi ile yer almaktadır.
 
Milli Parklar
 
Çanakkale - Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı
 
Yeri:

1973'te kurulmuş ve Birleşmiş Milletler Milli Parklar ve Koruma Alanları listesinde olan Park, Çanakkale ili sınırları içerisinde, Gelibolu Yarımadasının güney ucunda, Çanakkale Boğazı'nın Avrupa yakasında 33.000 hektarlık bir alanı kapsamaktadır.
 
 
Ulaşım:

Park'a Edirne ve İstanbul'dan Tekirdağ ve Gelibolu yolu ile;Ankara, Bursa ve İzmir'den ise Çanakkale'den Kilitbahir ve Eceabat'a düzenlenen feribot seferiyle ulaşılır. En yakın havaalanı Çanakkale'dedir ancak tarifeli sefer yapılmamaktadır.
 
Özelliği:

Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Deniz ve Kara Muharebelerinin yapıldığı yerler Park içerisindedir. Ayrıca Batık gemiler, toplar, sperler, kaleler ve burçlardan ve savaşla ilgili yüzlerce başka kalıntıdan oluşan geniş bir yelpazenin yanı sıra 250.000'i aşan Türk Şehidinin ve yine 250.000'i aşan Avustralya,Yeni Zelenda, İngiliz ve Fransız askerlerinin savaş mezarları ve anıtları buradadır.
 
Muharebe alanları,savaş mezarları,,anıtlar ve savaşlı ilgili kalıntılar "tarihi sit alanı" ve "kültürel varlık" olarak tescil edilmiştir. Ayrıca MÖ 4000 tarihine dek giden birçok "Arkeolojik sit alanı ve anıtı"vardır. Çok çeşitli "doğal sit alanları ve anıtlar" içerisinde ise kumsallar, koyaklar, Akdeniz çalıları(maki) ile karışık koru parçaları, çarpıcı görünümlü jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar,bir tuz gölü(yakın zamana kadar bir kıyı gölüydü)ve 15. yüzyıl askeri mimarisinin eşsiz örneklerini içeren ilginç bir "kültürel miras" kolleksiyonu vardır.
  
Görülebilecek Yerler:

Gelibolu Yarımadası, denizlerin kendine has akıntıları, az yükseltili, dik yamaçlı kıyıları ,oya gibi işlenmiş girintili çıkıntılı koyları,uzun kumsalları ile yörenin ormanlık tepeleri, vadileri savaşın akışında etkili rol oynamıştır.
 
Milli Parkta; Kilitbahirtaş Yaylası,Seddülbahir Savaş Alanı,Maeste Koyu,Tekke Köyü,Ertuğrul Koyu, İkizler Koyu, Hisarlık Tepe, Alçı Tepe,Zığındere, Kereviz Dere, Arıburnu, Anafartalar Savaş Alanlarında Kaba Tepe, Kanlı Şist, Conkbayırı,Savla ovası, Kakma Dağı ayrıca Türk Şehitlik ve Anıtları, Yabancı Mezarlık ve Anıtlar, Savaş kalıntıları (Tabyalar-silahlar, siperler, batıklar) Arkeolojik ve Tarihi Sitler,Müzeler ve Yerleşmeler görülmesi gerekli yerlerdir.
 
Mevcut Hizmetler ve Konaklama:

Tabii çevrenin zengin güzellikleri ve savaş alanları dışında, Kabatepe'deki müze, piknik ve kamp alanlarından faydalanılabilinir. Ayrıca Eceabat İdare ve Ziyaretçi Merkezi ile buradaki günübirlik alan ve kır gazinosundan faydalanmak mümkündür. Çadır ve karavanla konaklama imkanı mevcuttur.

Kaplıcalar
 
Kestanbol Termal Turizm Merkezi
 
Yeri: Çanakkale iline bağlı Ezine ilçesindedir.
 
Ulaşım: Ezine ilçesine 15 km. Marmara Denizi'ne ise 2 km. uzaklıktadır.
 
Suyun Isısı:
67°C -Ana Kaynak
47°C -İkinci Kaynak
68°C -Çamur Suyu
31°C -Hamam Kaynağı
21°C -Göz Suyu Kaynağı
 
PH Değeri:
5,92 -Ana Kaynak
6,16 -İkinci Kaynak
5,86 -Çamur Suyu
6,92 -Hamam Kaynağı
6,94 -Göz Suyu Kaynağı
 
Özellikleri: Hipotermal , hipertonik, radyoaktif, Ana Kaynak, İkinci Kaynak, Çamur Suyu, Hipotermal , hipertonik, Hamam Kaynağı, Hipotermal , hipotonik, Göz Suyu Kaynağı, Klorür, sodyum, demir, Ana Kaynak, İkinci Kaynak, Hamam Kaynağı, Klorür, sodyum, demir, karbondioksit, Çamur Suyu, Klorür, sodyum, kalsiyum, Göz Suyu Kaynağı
 
Yararlanma Şekilleri: Banyo, Çamur banyosu, inhalasyon, serpinti kürleri
 
Tedavi Ettiği Hastalıklar: İltihaplı kadın hastalıkları, romatizma, siyatik, kireçlenme, bazı kemik tüberkülozları, küçük çocuklardaki lenf bezleri şişkinlikleri, üst teneffüs yollarının spazmodik astmatiform sendromları ve serpinti (serosol) tarzında ve antibiyotikler yaparak üst teneffüs yolları ve akciğer hastalıklarında etkilidir.
 
Konaklama Tesisleri:100 yatak kapasiteli konaklama tesisi mevcuttur.
 
Sportif Aktiviteler
 
Çanakkale Dalış Bölgeleri
 
Çanakkale Orman Kampları
 
Çanakkale Gençlik Kampları
 
COĞRAFYA
 
Çanakkale, Türkiye'nin kuzeybatı yönüne düşen Balkan Yarımadası'nın Doğu Trakya topraklarına bir kıstakla bağlanmış, Gelibolu Yarımadası ile Anadolu'nun uzantısı olan Biga Yarımadası üzerinde toprakları bulunan bir ilimizdir. Kent doğu ve güneydoğu yönünde Balıkesir ili, batıda Ege denizi, kuzeyde Tekirdağ İli ile Marmara denizi tarafından çevrelenmiştir.
 
Çanakkale ilinde, Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin geçiş iklim hüküm sürmektedir. Yağışlar genellikle bahar ve kış aylarında olmaktadır. Turizm sezonunda, iklim mutedil olup, deniz suyu sıcaklığı temmuz ve ağustos aylarında maksimum seviyeye çıkmaktadır.

TARİHÇE

 
Eski çağlarda adı Hellespontos ve Dardanel olarak anılan boğazın iki yakasında topraklara sahip olan Çanakkale tarihinin ilk devirlerinde başlayarak sürekli iskan edilmiştir. İlk şehir medeniyeti MÖ 3000'de Troya'da kurulmuş 2500'e kadar devam etmiştir. Daha sonra Lidye, Pers, Bergama Krallığı, Roma, Bizans ve Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
 
NEREDE KALINIR
 
Turizm Tesisleri Veri Tabanı Güncelleme Projesi çalışmaları devam etmektedir. Proje tamamlandığında Tesis türleri ve bilgilerine ilişkin eksiklikler giderilmiş olacaktır.
 
 
NE YENİR
 
Her kenarından denize kıyısı olan Çanakkale ve ilçeleri tam bir deniz ürünleri cennetidir. Her mevsin taze balık ve deniz ürünleri bulmak mümkündür. Gökçeada ve Bozcaada üzümleri ve burada yetişen üzümlerden geleneksel yöntemlerle imal edilen şarapları tadılmalıdır.
 

 
« Son Düzenleme: Şubat 25, 2010, 11:23:55 ÖÖ Gönderen: Lâle »

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #2 : Eylül 22, 2009, 08:10:13 ÖS »
<a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5622047727736804046&amp;streamer=lighttpd&amp;autostart=true" target="_blank" class="new_win">http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5622047727736804046&amp;streamer=lighttpd&amp;autostart=true</a>
« Son Düzenleme: Ocak 27, 2010, 01:40:05 ÖS Gönderen: Lâle »

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #3 : Eylül 22, 2009, 08:14:28 ÖS »
<a href="http://www.dailymotion.com/swf/x5tx5d" target="_blank" class="new_win">http://www.dailymotion.com/swf/x5tx5d</a>



Mehmet Akif Ersoy- Çanakkale şiiri
« Son Düzenleme: Ocak 27, 2010, 01:40:30 ÖS Gönderen: Lâle »

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #4 : Eylül 22, 2009, 08:16:10 ÖS »
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, ''Virtual Reality (VR) Panoramik Fotoğraf Teknolojisi ile internetten gezin.

http://www.360tr.net/17_canakkale/gelibolu/

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #5 : Eylül 22, 2009, 08:23:39 ÖS »
ÇANAKKALE YİYECEKLERİ

ÇORBALAR:

Düğün Çorbası:
Bulgur, et, kuru soğan, salça ve suyun karışımı;
Etle soğan kavrularak pişirilir. Üzerine salça bulgur ve su ilave edilir. 20 dakika kaynatıldıktan sonra karabiber nane ve tuz ilave edilerek kapatılır. 10 dakika sonra servise hazır olur.

Sütlü Çorba
Bulgur, süt, su, tuz
Yarı yarıya süt, yarı yarıya su bir miktar bulgur konulup kaynatılır piştikten sonra üzerine tereyağ ve kırmızı biber konulup servise hazır olur.

Balık Çorbası;
Balık çorbası her türlü balıktan olduğu gibi özellikle Çarpan Balığı ve lapin balığından yapılırsa daha lezzetli olur. Kılçıksız etli balıklar tercih edilmelidir.
Bir kilo balık güzelce temizlerin (içi alınır, varsa pulları. Çarpandan yapılıyorsa alt ve üst zehirli dikenleri boydan boya kesilerek çıkartılır) çorba yapılacak sudan biraz fazla su konulur. Bu suyun içine dörde bölünmüş bir baş kuru soğan, yarım demet maydanoz, suyu koyulaştırmak için un kullanmayacaksınız bir iki patates, tuz, tercihe göre bir iki diş sarımsak koyulur. Malzeme iyice pişinceye kadar kaynatılır. Temiz bir kaba suyu süzülür. İçindeki malzeme ezilerek suyun içine atılır. Diğer posa vb. malzemeler atılır. Balıkların kılçıkları ayıklanır, eti didilerek suyun içine atılır. Baştan patates konmadı ise biraz patates, havuç rendelenir biraz da un konularak yağda hafifçe kavrulur.bunlarda çorbamızın içine konularak yeteri kadar kaynatılıp servis yapılır. Damak tadına göre baharat eklenebilir. (Son kaynatma sırasında yarım çay bardağı beyaz şarap eklenirse daha lezzetli olur).

YEMEKLER
ASMA YAPRAĞINDA SARDALYA
MALZEME:
Sardalya balığı 50 adet, taze asma yaprağı 50 tane,
tuz 1 çorba kaşığı, toz beyaz biber 1 tatlı kaşığı,
limon suyu 2 adet, zeytinyağı 1 su bardağı
YAPILIŞI:
Sardalya balıklarının baş ve kuyruk kısımlarını koparmadan, orta kılçıklarını dikkatlice çekip çıkarıtın. Pullarını bıçakla kazıyın, sonra yıkayın. Marinad malzemesini bir kasede çırparak karıştırın. Balıkların suyunu iyice süzdükten sonra genişçe bir kaba alın ve üstüne hazırlanan karışımı dökerek bir süre dinlenmeye bırakın. Asma yapraklarının saplarını dipten koparın. Yapraklar taze ise önce kaynar suya, sonra soğuk suya atıp çıkarın. Salamura ise, yaprakların tuzunun gitmesi için ılık suda bekletip yıkayın. Yaprakların parlak olan dış tarafları alta, damarlı olan iç tarafları da üste gelecek şekilde tezgaha koyup düzeltin. Yaprağın bir kenarına balığı yerleştirin ve yuvarlayarak sarın. Önce ekli kısmı ateşe gelecek şekilde ızgarada iki tarafını çevirerek pişirin. Yaprakların renkleri değiştiğinde sardalyalar pişmiş demektir. Pişen balıkları servis tabağına dizerek sofraya sıcak getirin. Bu yöntemle pişen sardalyalar, kızartılmadığı ve doğrudan ateşe değmediği için en sağlıklı balık yemeklerinden biridir.

ŞARAŞURA

Geleneksel Çanakkale mutfağının en güzel örneklerinden biri de Şaraşura'dır
Hazırlama Süresi : 20 dk, Pişirme Süresi : 30 dk, 6 kişilik
Gerekli Malzemeler :
Yarım kg taze fasulye, 1 patlıcan, 1 kabak, 2 patates, 3 çarliston biber
1 soğan, 2 domates, Yarım çay bardağı sıvıyağ, 1.5 su bardağı sıcak su
1 çorba kaşığı domates salçası, tuz
Hazırlanışı :
1 soğanı soyup iri iri doğrayın. Biberleri kalın halkalar halinde doğrayın. Domatesleri soyup küp küp doğrayın. Sıvıyağı tencerede ısıtıp soğanı pembeleştirin. Biber ve domatesi soğana ekleyip karıştırın. Salçayı çok az suda eritip tencereye ekleyin.
Fasulyeleri temizleyip ikiye bölün. Patates, kabak ve patlıcanları soyup küp küp doğrayın. 1.5 su bardağı sıcak su, tuz ve sebzeleri tencereye ekleyip 30 dakika pişirin. Ilık veya soğuk olarak servis yapın.

PEYNİRLİ PATLICAN
MALZEME:
Kemer patlıcanı 6 adet, yumurta sarısı 1 adet, maydanoz 1/2 bağ, ayçiçek yağı 2 su bardağı, lor peyniri 250 gr., Tuz
YAPILIŞI:
Patlıcanları alacalı soyun. Yuvarlak ve kalın dilimler halinde kesin. Herbir dilimi birbirinden kopmayacak şekilde ortasından keserek cep şeklinde açın ve tuzlu suda acısının çıkması için 5-10 dakika bekletin. Suyunu süzün ve kurulayın. Beyaz peyniri çatalla ezip, ince kıyılmış maydanoz ve 1 adet yumurta ile karıştırın. Hazırladığınız karışımı dilimlediğiniz patlıcanların arasına sürüp kapatın. Ayrı bir kasede kalan yumurtaları çırpın. Patlıcan dilimlerini yumurtaya bulayıp kızgın yağda kızartın ve sıcak olarak servis yapın.

Göce:
Kabuğu soyulmuş buğdayın değirmen veya bulgur taşında çok ince öğütülmüş haline göce denir.
Göce az miktarda su ve tuz ile kaynatılarak pişirilir. İçine süt ilave edilir. Biraz daha kaynatılarak boza kıvamına gelince indirilir. Servis tabağına alınır. Üzerine kızgın tereyağı katılmış kırmızı biberle süslenebilir.

Güve Aşı:
Dana eti, ince çekilmiş bulgur, kuru soğan, sarımsak, salça, az acılı pul biber.
Et soğan sarımsak yağ ile beraber kavrulup pişirilir. Üzerine salça, bulgur ilave edilip su ile bir miktar kaynatılır. Pul biber eklenip servise hazır edilir.

Kuru Biber Aşı:
Kalın kuru biber, salça, acı biber, sarımsak
Sarımsakla salça kavrulur çok az bir miktar su ilave edilip biberler pişmeyle bırakılır hemen servis yapılır.

Bakla Fava:

Bakla, tuz, yağ, yumurta.
Bakla tuz ile kaynatılıp boza kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Pişen bakla kevgirden geçirilip yağlı ve yumurtalı tepsinin içine yayılır fırına atılır. 10 dakika sonra servise hazır edilir.

Oğlak Çevirme:

1 bütün oğlak. İp, düzgün bir sırık
Oğlak sırığa geçirilip ön aylakları boyna gelecek şekilde, arka ayakları ortası açık şekilde karnı bir miktar ip ile dikilir. Daha önceden yakılan kızgın ateşin 1 metre gerisinden başlanıp üzeri sürekli yağlanarak çevrilmeye başlanır. Ateşin feri azaldıkça ateşe doğru yaklaştırılır. Nar gibi kızardıktan sonra servise hazır olur.

Keşkek:
Kepeği arıtılmış buğday, zeytinyağı, et
Kepeği alınmış buğday güzelce yıkanır. Kalaylı bakır kazanların içene yeteri kadar zeytinyağı konur. Buğday içine dökülür. Buğdayın arasına kuzu veya koyun eti konur.
Önceden meşe odununda yanan kömürün üzerine kazan konur.yalnız kömür fazla alevli olmayacak üzeri küllenmiş olacak. Kazan içinde buğday, et, yağ 6-7 saat aynı derecede kaynatılacak.
Kazanın içinde keşkek kaynadıkça üzerine ayrı bir kazanda kaynayan sudan ilave yapılacak. Kazanımıza kesilen hayvanların kemikleri kaynatılarak suyu ilave yapılır. Keşkeğin hazır hale geldiğini anladığımız an ona keşkek tokmaklarıyla güzelce sıcak su ilave yapılarak dövülür.
Günümüzde bu dövme işi traktörün arkasına takılan traktör mikseriyle dövülür. Keşkek yemeği dövülürken aşçı tarafından tuzuna, yağına ve damak tadına bakılır.
Servise hazır hale gelince tabaklarla veya küçük tepsilerle isteyenlere üzerine haşlama et ve kavurma et dökülerek servis yapılır.
Bakla Keşkeği:
Baklalar ıslatılarak bekletilir, kabukları soyulur. Kabukları soyulan baklalar bir tencerede pişirilir. Soğuduktan sonra kevgirden (delikli kap) geçirilir. Bir tencereye yağ, rendelenmiş soğan, salça ilave edilerek kavrulur. İçine kevgirden geçirilen baklalar ilave edilir. Biraz et suyu koyarak kaynamaya bırakılır. Piştikten sonra tabaklara koyup üzerine et ve baharatlar ilave edilerek servis yapılır.

Tumbi:
1 adet orta boy soğan, 2 adet domates, 2 adet patlıcan, maydanoz, karabiber, biber pul biber
1 su bardağı sütlü göce, ½ yağ (zeytin yağ)
Önce bir tavanın içine soğanı doğrarız. Sonra domatesleri küp şeklinde doğrayarak ilave ederiz. Aynı şekilde patlıcanları da tavaya koyar iyice kavururuz. Kavrulduğunda 2 bardak su ilave ederiz. Su kaynarken içine atar ve kapatırız. Fazla soğumadan tepsiyi yağlayıp elimizle yarım oval şekil vererek tepsiye dizeriz 100 derecelik fırına salarız. (fırına vermeden önce tumbilerin üzerine salça ve zeytinyağını çırparak süreriz)

Simit Lokumu:
Nohut ezilerek belli bir ısıda mayalandırılır. Hamura maya yerine nohut mayası konulur. Tepsiye döşenir ve pişirilir.

Kuzu Sarması:
Kuzu Akciğeri, taze soğan, maydanoz, nane, karabiber, pirinç, tuz, kuzu içyağı.
Ciğer kuşbaşı şeklinde doğranacak, yağda kavrulacak. Daha sonra pirinç hariç ciğerin üzerine ilave edilerek hepsi kavrulacak daha sonra su ilave edilecek. Su kaynadıktan sonra sıcak su ile haşlanan pirinç suyu süzüldükten sonra ilave edilecek piştikten sonra kabarmaya bırakılacak. Kabardıktan sonra kuzu sarmalarına doldurulup fırına salınacak, hafif kızardıktan sonra çıkarılıp servise hazırdır.

Turp otu:
Çok bilinen ve sevilen bir ottur. Filizleri kalın ve etli olup, tadı biraz baharatlıdır.
Turp Otu Salatası:
1 kilo turp otu, ½ çay bardağı zeytinyağı, 1 limon
Ayıklanmış ve yıkanmış turp otları kaynayan su tenceresine bastırılır. Yapraklar etli oldukları için fazla kaynatılmamalıdır. (yumuşarsa lezzeti kaybolur) kalın sapları pişince süzülerek servis tabağına alınır. Üzerine yağ ve limon koyunca yeşil yapraklar sararır. Bu nedenle sofraya yeşil gelmek isteniyorsa son dakikaya kadar yağ, limon ve tuzu koyulmalıdır. Ilık yenirse çok daha iştah açıcı olur. Özellikle balık ile yenmesi iyi olur.

Kartala Böreği (açılmış kuru yufka)
Ekşimik, yoğurt, yumurta, tuz, yağ.
Tepsinin altı yağlanır. Açılmış yufkalarımız su ile ıslatılıp bir kat alta döşenir. Arasına ekşimik yayılır dört kat olarak hazırlanır. En üstteki hamura çırpılmış yoğurt, yumurta çok az bir miktarda yağ karıştırılıp sürülür. 20 dakika fırında pişirilir. Servise hazır edilir.

Kaçamak:
Mısır unu, ayran, yumurta, sıvı yağ, pekmez.
Mısır unu ayran, su tuz ilave edilip sıvık ve katı arasında bir şekle gelinceye kadar karıştırılır tencereye konup birbiriyle özdeşinceye kadar pişirilir. Tepsinin içine biraz yağ, yumurta kırılır pişirilen malzeme tepsiye yayılıp kızgın fırına verilip çıkarılır üzerine pekmez dökülüp servise sunulur.

Nohutlu - Etli Silkme Mantı:
Yarım kilo nohut, yeteri kadarzeytin yağı, iki adet soğan, yarım kilo un, bir su bardağı bulgur veya kırık pirinç, bir yemek kaşığı salça, yeteri kadar kırmızı biber ve tuz.
Nohut güzelce pişirilir. Salçası, yağı, biberi konur. Soğanda ince ince kıyılıp yağla pembeleşinceye kadar kızartılır. Nohuta ilave edilir. Nohut yemeği hazırlanmış olur.
Una su ve tuz katılarak börek hamuru açılacak şekilde katı hale getirilir. Hamur parçalara ayrılarak yufka şeklinde açılır. Açılan hamurlar biraz bekletilir, hafif yellenmiş olur. Bunlar yarım santim veya daha küçük ince ince kıyılır. Kızartılacak tepsinin altı yağlanır. Kıyılmış hamurların yarısı tepsinin altına yerleştirilir. Üzerine sıvı yağ gezdirilir. Fırında güzelce kızartılır.
Kızardıktan sonra hazırladığımız bol nohut (sulu) yemeğini tepsinin üzerine dökülür. Hafif ateşli ocakta 5-10 dakika kadar pişirilir. Sıcak sıcak servis yapılır.
Arzu edilirse bol sulu pişirilen et (tavuk) küçük parçalara ayrılır. Buna etli veya tavuklu silkme mantı denir.

Rugatnik
Normal yumuşaklıkta hamur, ekşimik, ot, katıyağ
Yumurta büyüklüğünde kopartılan hamur yastağaç üzerinde normal büyüklükte açılır. Sonra açılan hamurun ortasına ot veya ekşimik konup kare gibi bir bohça şeklinde katlanır. Ateş üzerindeki kızgın saçta yağsız olarak pişirilir. Pişen hamur ateşten alınıp tereyağı ile yağlanır. Yenmeye hazır hale getirilir.

Et Kürzesi:
Bir kilo kıyma (orta yağlı) 4-5 adet soğan, bir demet maydanoz, 2 limon, 1 kilo su ve alabildiğince un.
Orta yağlı bir kilo kıymanın içine soğanlar rendelenir, limonlar sıkılır, maydanoz kıyılı yeteri kadar baharat atılır. Et yoğrulup dinlenmeye bırakılır.
Hamur sert olarak yoğrulur yufka  hamuru gibi ince açılır. Açılan yufkalar konserve kutusu ile daire şeklinde kesilir. Kesilen parçaların içine hazırlanan kıymalar azar azar koyulur. Hamur dürülüp tencerede suya atılır. 15 dakika kaynatılır. Pişince sıcak servis yapılır.

Labada - ısırgan kürzesi:
Isırgan yada labada 1 yada 2 adet yumurta soğan
Otlar temizlenip kıyılır. Tuzla ovulup acı suları çıkarılır. Tencerede soğan kavrulurken otlarda atılıp kavrulacak ateşten indirdikten sonra yapılan malzemenin çokluğuna göre bir veya iki yumurta kırılıp karıştırılır. Et kürzesinde olduğu gibi hamuru aynı şekilde pişirilir servis yapılır.

Halpama:
Mısır unu et.
Mısır unu etli suda pişirilir. Sonra köfte biçiminde alınıp tepsiye dizilir. Etlerde parçalanarak üzerlerine konur ve yenmeye hazır hale gelir.

Şipsi:
Tavuk, buğday unu, mısır unu, sarımsak, baharat (kuni), yağ, kırmızı biber
Bir tavuk temizlenip parçalanır ve kaynatılır. Biraz buğday unu ile mısır unu, biraz tavuk suyu içinde karıştırılır. İçine dövülmüş sarımsak, "kuni" denen baharat konur. Sonra, bu karışım kalan et suyu içinde karıştırılarak pişirilir. Genişçe bir tabağa boşaltılır. Üzerine de parçalanarak pişirilen etler dağıtılır.
Ayrı bir yerde, yağ içinde kırmızı biber kavrulup, bunların üzerinde gezdirilerek dökülür. Şipsi yenmeye hazırdır.

DENİZ ÜRÜNLERİ
Lakerda:
Torik veya iri palamut balığından yapılır. Başı ve kuyruğu kesilip çıkartılan balıklar dilimlenerek bir gün suda bekletilir. Temiz bir teneke yada cam kabın içine her iki yanı kalın tuza batırılarak döşenir. Burada önemli olan bir kürdan yada benzeri bir araçla kemik iliğinin çıkarılmasıdır. Aksi halde balık kurtlanır. Daha sonra üzerine temiz bir tahta ve taş benzeri baskı konarak olmaya bırakılır.

Boklu Kebap:

Mevsiminde diğer balıklardan olduğu gibi özellikle Sardalye balığından yapılır. Sardalye denizden çıktığı gibi hiç temizlenmeden kömür mangalında yada herhangi bir ızgarada pişirilir. Izgaranın içine asma yaprağı yada boyasız ıslak beyaz kağıt döşenerek balıklar dizilip pişirilirse daha lezzetli olur. Pul ve deriler bunlara yapışır kalır. Balık temiz çıkar. Yerken içi çıkarılarak yenir.

Taşfırında Sardalye:
½ kg sardalye temizlendikten sonra kiremit üzerine unlanarak yerleştirilir. (istenirse tepside de olur). Üzerine ince kesilmiş limon ve tuz ilave edilerek taş fırında (karafırın) da pişirilir ve yeşil salata ile birlikte yenir.

TATLILAR
PEYNİR TATLISI

Malzeme :
500 gr taze tuzsuz peynir veya lor, 3 yumurta, 3 çorba kaşığı un, 1 çay bardağı margarin, alabildiğince irmik, hindistan cevizi, kabartma tozu. Şerbet için: 4,5 su bardağı şeker, 4,5 su bardağı su, 1/4 limon.
Yapılışı :
Peyniri bir tülbente koyarak suyunu iyice süzdürelim (Peynirle yapıyorsak). Hamur yoğuracağımız kaba peyniri, yumurtaları, unu ve erimiş margarini koyup yoğuralım. Hamura kabartma tozu ve irmiği yavaş yavaş ilave edelim. Yumuşak bir hamur haline gelene kadar irmik ilave edelim (Poğaça yada çörek hamurundan yumuşak olmalı). Hamurdan yumurta büyüklüğünde parçalar kopartarak fırın tepsisine yerleştirelim ve 2-3 dakika ısıtılmış fırında altı üstü pembeleşene kadar pişirelim. Şerbetimizi sıcakken fırından çıkardığımız tatlının üzerine dökerek üstünü kapatalım ve şerbeti iyice çekmesini bekleyelim. Daha sonra tatlımızı servis tabağına alarak üzerine hindistan cevizi serpmek suretiyle servis yapalım.

Mevlevi Tatlısı:
Antep fıstığı, badem, ceviz, çam fıstığı, fındık, hindistan cevizi, kestane, yer fıstığı, yer , fıstığı ezmesi, üzüm, hurma, elma, incir, kayısı, kırmızı erik'ten yapılan Mevlevi Tatlısının içeriğindeki A. B. C. E. grubu vitaminler, kalsiyum, demir, fosfor, protein ve mineraller çocukların gelişimine katkıda bulunur. Başarılı, yaratıcı yeni nesiller için sınırsız enerji, çabuk algılama ve kavrama, uyanık bir zihin sağlayarak geleceğin sağlam temellerini atmaya yardımcı olur.

Zerde:
Pirinç, zerdeçal, şeker, gülsuyu.
Pirinçler suda yıkanıp suda kaynatılacak pişmeye döndüğünde şekeri ilave edilerek. Şeker eridikten sonra zerdeçal konulacak. İyice piştiğinde gülsuyu konularak tabaklara dökülerek soğumaya bırakılacak. Üzerine kuş üzümü, çam fıstığı, tarçın dökülerek servise hazırdır.

Biga Peynir Tatlısı:
Günlük tuzsuz peynir (teleme), un, yumurta, kabartma maddesi, irmik,
Tüm malzemeler makine ile yoğrularak makine ile kalıplara döküldükten sonra, fırında pişirilir. 24'lük ve 50'lik paketler ile ambalajlanır.
24 adet peynir tatlısı, 1 kg şeker ve 1,2 kg su ile birlikte geniş bir kapta büyüyüp koyu parlak bir görünüm alıncaya kadar yaklaşık yarım saat orta ateşte kaynatılır. Pişirildiği kapta soğumaya bırakılan tatlılar 2 adeti bir porsiyon olacak şekilde servis yapılır. Arzu edilirse üzerine kaymak veya krem şanti konarak da servis yapılabilir.

Basma Helvası (Öküz Helvası)

Un, katı yağ, şeker, süt
Un, katıyağ birbiri ile çok koyu kıvamda olmak şartı ile kavrulur. Buğday rengini alınca şerbet ilave edilip katı şekilde pişirilir. Soğuyan malzeme kevgirden geçirilir tepsiye tekrar basılır. Bir miktar şerbet yapıp yenecek yumuşaklığı gelinceye kadar ilave edilip kaynatılır. Servise hazır hale getirilir.

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #6 : Eylül 22, 2009, 08:26:32 ÖS »
17 – Çanakkale Türküleri

Arda Boyları
Karyolamın Demiri
Kız Pınar Başında
Sıra Sıra Siniler
Yatma Yeşil Çimene
Versinler
Karanfilin Moruna
Annem Entari Almış
Pınar Başı Bulanır
Balıkesir Yolunda
Çemberimde Gül Oya
Evreşe Yolları Dar
Vardar Ovası

http://rapidshare.com/files/190274233/Turkulerle_Turkiye_-_CANAKKALE_gz_antepli_.rar

sifre:www.denizehasret.de

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #7 : Eylül 22, 2009, 09:30:15 ÖS »
Çanakkale, is a town and seaport in Turkey, in Çanakkale Province, on the southern (Asian) coast of the Dardanelles (or Hellespont) at their narrowest point.

Çanakkale Province, like Istanbul Province, has territory in both Europe and Asia. Ferries cross here to the northern (European) side of the strait.

Çanakkale is the nearest major town to the site of ancient Troy. The "wooden horse" from the 2004 movie Troy is exhibited on the seafront.
History
The city which hosted many civilizations; had been inhabited by the natives who had lived on Biga Peninsula in the Last Chalcolithic Age believed to have started 6000 years ago. However, those natives are unknown. According to some excavations and research, the earliest settlements in the region were set up at Kumtepe. It is supposed that Kumkale was set up in 4000 B.C and Troy was set up between 3500–3000 B.C. The real history of Çanakkale started with Troy. It was the brightest cultural center of its time during 3000–2000 B.C.

Later the Aeolians had settled on that important land in the 8th century B.C. they founded many trade colonies in the region called Aeolis. The region went under the control of the Lydians in the 7th century B.C and under the control of the Persians in the 6 th century B.C. Aeolis went under the control of the Macedonians as Alexander the Great defeated the Persians by the Granicus River of the region in the Battle of the Granicus on his way to Asia. The region went under the reign of the Kingdom of Pergamon in the 2nd century B.C.     

The western part of the Biga Peninsula where Troy was stiuated was called Troas. Alexandria Troas, an important settlement of the region, was a free trade port and a rich trade center during Roman times. Later in the 2nd cenury A.D., the region was attacked by Goths from Thrace. The Dardanelles gained more strategic importance. The Gallipoli Peninsula was attacked by the Thins in the 5th century and by the Uyghurs in the mid-6th century. During the 7th and 8th centuries, in order to attack Constantinople (modern İstanbul) the Arabs passed the Strait a few times and came up to Sestos. In the beginning of the 14th century the Cathons became dominant in the Gallipoli part and Karesioğulları dominated the Anatolian part. During the first half of that century Demirhan Bey from Karesioğulları attempted to dominate the region. The Ottomans gained control of Galipoli in 1367.
 
The 'Chanak Crisis' of 1922 centred around a British and French force stationed at Çanakkale after the defeat of the Ottoman Empire. The new Turkish Republic demanded their withdrawal. Lloyd George wanted to fight the Turks because their leader at 'Chanak', Kemal Atatürk, had defied a signed and legal treaty via armament and military aggressiveness. Ultimately, the British and Turkish troops ended up at an impasse. Rather than engaging in another war on the heels of the first World War, peace was negotiated.

alıntı.....


Çevrimdışı Düş Bahçesi

  • Sürekli Üye
  • ***
  • İleti: 107
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #8 : Eylül 22, 2009, 09:41:13 ÖS »
Ahh Çanakkale...
Memleketim...

Ellerinize sağlık...
Hüzün bulutları dolaşmaya başladı şimdi üzerimde..
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Cemal Süreyya

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #9 : Eylül 22, 2009, 09:42:31 ÖS »
Rica ederim.
Çanakkale'yi ben de kendi memleketim gibi seviyorum.Hemen her yıl öğrenci götürürüm geziye ve her seferinde hüzünle ayrılırım.

sozedebiyattan

  • Ziyaretçi
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #10 : Eylül 22, 2009, 09:47:22 ÖS »
"Gökçegöl"
Çalışmalarını takdir ediyorum.

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #11 : Eylül 22, 2009, 09:49:27 ÖS »
Teşekkür ediyorum...

Çevrimdışı Düş Bahçesi

  • Sürekli Üye
  • ***
  • İleti: 107
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #12 : Eylül 22, 2009, 10:08:49 ÖS »
Rica ederim.
Çanakkale'yi ben de kendi memleketim gibi seviyorum.Hemen her yıl öğrenci götürürüm geziye ve her seferinde hüzünle ayrılırım.


Öyle...
Hel şehitlik ayrı bir güzeldir...
Ahh, şimdi oralarda olmayı ne kadar isterdim..
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Cemal Süreyya

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #13 : Eylül 22, 2009, 10:11:25 ÖS »
Yukarıda verdiğim linke tıklayıp gezin hocam.Biraz sayfanın yukarısına bakın göreceksiniz... ;)

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Çanakkale İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #14 : Eylül 22, 2009, 10:21:45 ÖS »
    Ve Çanakkale...

    Daha bir kaç kilometre kala sizleri selamlayan kan rengi gelinciklerle içiniz heyecanla titremeye başlıyor..Nefessiz kalıyorsunuz adeta Çanakkale'den içeri girer girmez...Hani yıllardır görmediğiniz ve kavuşmayı beklediğiniz bir sevdiğinizle ilk buluşma anının heyacanı vardır ya..Halt etmiş bu heyacanın yanında...Kalacağımız yere yerleştikten sonra çıktık ve Çimenlik Kalesi(Kala-i Sultaniye)'ni ve Çanakkale Savaşı'nın kaderini değiştiren Nusret Mayın Gemisi'nin maketini gezdik...Çimenlik Kalesi'nde yer alan açık ve kapalı mekanlarda Çanakkale Savaşları'nda kullanılmış olan pek çok silah ve askeri obje sergileniyor..Her bir parçayı ayrı ayrı inceledik.Anlatılamaz bir duygu..Yaşanmalı...

   Ertesi gün asıl hedefe yollandığımızda çocuklar vapurda kıpır kıpır...Heyacandan dört dönüyorlar...Vapurun bir ucundan bir ucuna volta atarken bir yandan da etrafa heyacanla bakınıyorlar..Tabi turistlere kötü kötü baktıkları da olmuyor değil...İhtar ediyorum ama yok...Dinleyen kim??

   Karşıda ilk durak Kilitbahir kalesi ve burada düşmana boğazı dar eden Türk tabyaları oldu...Büyük bir vecd içinde Mehmetçiklere duyulan şükran ve gönderilen fatihalarla gezindik ibretle...Her adımın farkına vararak ve duyumsayarak altında yatanların yürek atışlarını...Vatan aşklarının kuvvetini tabanlarımızda hissederek..Adeta toprağa basmaya korkarak yavaş,sessiz ve huşu içinde izledik her şeyi..Ve her şeyden önemlisi hissettik...

    Şehitlik Abidesi tüm görkemiyle ve tavanında ki o ay yıldızın ihtişamıyla büyüleyici idi...Her yıl yaptığım gibi bıkmadan, usanmadan bir kez daha çektim ay yıldızı,yandan yansıyan güneş ışığı ile muhteşem bir çekim oldu..

   Cesaret Tepedeki Türk siperleri ve sanki bir süngü ucu görünecekmiş hissi...Fırlayacak gibi bir Mehmetçik siperlerden cennete...Sanki bir hışırtı ya da küçük bir ses olsa yandaki çalılıklardan bir düşman askeri çıkacakmış hissi...Yumruklar sıkılı ve nefesler tutulmuş geziniyoruz..Rüyada gibi..Her anı hafızamıza kazımak ister gibi, iki gözle değil gönül gözüyle bakınıyoruz etrafa..

   57.Alay Şehitliği....Allah'ım, gözyaşlarınız gözlerinizi bırakmış başka yol bulmuş adeta ...Yüreğinizle ağlıyorsunuz...57.Alay Şahitliği anlatmaya gerek var mı???Yarabbim ,hangi ulus son ferdi de ölene değin ve hatta öldükten sonra savaşmaya devam eder?Türk'ten başka???57.Alay ruhu...Son kalanın son nefesi verilene kadar...

    57.Alay'da kalmıştık değil mi??Anıtın üzerinde "Dünya askerlik tarihinin en kahraman birliği" yazıyor. Ordumuzda bugün onların anısına saygıdan 57.alay yoktur. 56. ve 58. alay vardır..

    Bu ölüm dirim savaşında Mehmetçik'lerin hepsi, hangi alay ya da birlikte olursa olsun,insan üstü bir çaba sarfetmiştir.Dünya savaş tarihinde bir ilki gerçekleştirmiştir.Her renk ve hemen hemen her dine mensup bir et ve makina yığınıyla çarpışarak..Burada savaşılan sadece düşman değildi elbette ...

    Teknoloji, şeytanlık, enfeksiyon hastalıkları, açlık, yokluk...Hangi güç, hangi millete böylesine bir mücadele verdirmiştir???Dünya savaş tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir savunma ve insanlık dersi elbette yalnız Mehmetçiğe mahsustur.Ölmeyi emreden bir Komutan ve ölmeye sevinçle giden Mehmetçikler...Türk'e mahsus bir özellik olması gerekir elbette.Havada çarpışan mermilerin gölgesi altında hangi milletin askeri türkü söyleyebilir yanık sesiyle..Düşman askerlerini dahi büyüleyecek nitelikte..Yaşam ve ölümü iç içe ve barış içinde kim kabullenebilir, böyle fütursuzca..Kim, Tanrı'nın huzuruna çıkma sevinciyle, o su yokluğunda abdestini alır ve çamaşır değişir???Ve hangi asker kurşun yağmuru altında siperden fırlayıp düşman askerini sırtlayarak,ölümü pahasına düşman siperine yollanır..Mehmet'ten başka...Mehmetçiğe Saygı Anıtı bu olayın anısına yapılmıştır.

     18.000 Mehmetçiğin daracık bir yere gömüldüğü Sargı Yeri Şehitliği'ni gezerken elbette çok dikkatli ve mümkün olduğunca vakur gezinmeye çalıştık.Çocuklarım çıt çıkarmadan hemen her adımda birer Fatiha gönderdiler gururla..Bazen hıçkırıklarını olabildiğine koyverdiler,bazen başları dimdik gururla gezindiler...Kimisi büyük dedesinin ismini aradı,kimisi hemşerisini...Şehitliklerdeki memleket isimlerine göz gerdirdiğimizde, nasıl bir ruh haliyle koşulduğunu anladık, dört bir yandan...

    Ve Bomba Sırtı...

    Atatürk bu sırtta gördüğü manzarayı şöyle anlatıyor:"Size,Bombasırtı Vak'asını anlatmadan geçemeyeceğim.Karşılıklı siperler arasında mesafeniz sekiz metre ..Yani ölüm muhakkak..Birinci siperdekiler,hiçbiri kurtulamamacasına kamilen düşüyor,ikincidekiler onların yerine gidiyor.Fakat ne kadar şayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle,biliyor musunuz?Öleni görüyor,üç dakikaya kadar öleceğini biliyor.Hiç ufak bir fütur bile göstermiyor.Sarsılmak yok.Okuma bilenler,ellerinde Kur'an-ı Kerim,cennete girmeye hazırlanıyorlar.Bilmeyenler,kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar.Bu Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir.Emin olmalısınız ki,Çanakkale Savaşını kazandıran bu yüksek ruhtur."

     Rehberimiz oldukça iyiydi..Çocuklar can kulağıyla dinledi..Kah ağlayarak,kah uzaklara dalarak,kah yanımızdan geçen turistlere hışım dolu bakışlar atfederek...Artık yorgunluktan çöktüğüm yerden,avuçladığım toprağı kokluyorum...Vatan toprağını kokluyorum...Ciğerlerime çektiğim adeta kan,barut kokusu..Kurşun kokusu...Bu bir avuç toprak olduğu zannedilen yaşam kaynağımızı ele vermemek uğruna bağrına gömdüğümüz civanları düşünüyorum.Dimağlarındaki vatan aşkının yoğunluğunu hazmetmeye çalışıyorum..Canı,cananı,anayı,babayı unutturan o kutsal aşkı ruhumda hissediyorum.Hangi millette böylesine yoğun ve ölçüsüzdür bu aşk???Hangi ırk beşikte üç günlük bebesini,gerdekte yüzü açılmamış gelinini bırakıp koşar diye düşünüyorum..Önüne geçilemeyen tek aşklarının ölçüsünü bulmaya çalışıyorum, avuçlarımda toprağın ve atan yüreklerin kıpırtılarıyla...Avrupa'lı Haçlı Seferlerine çıkarken bekaret kemerine güvenerek,yine de gözü arkada giderken cenke, Mehmet'imin emanetini bıraktığı gibi bulacağının güveniyle yola fırlayışını hayal ediyorum.Hangi millette böylesine yüksek bir ahlak,fazilet ve vatan önceliği vardır diye düşünüyorum tekrar tekrar...Ve topa,tüfeğe,yığınlara karşı eline ne geçerse alıp,iman gücüne güvenin yüceliğiyle cepheye uçanları anıyorum dudaklarımda Fatiha'nın tekrarları...Avuçlarımda tuttuğum toprakta kaç Mehmetçiğin kanının olduğunu hesap etmeye çalışıyorum..Kaç canın saklandığını, o zerrelerde...Ve üzerine basmaya nasıl cüret edebildiğimi düşündükçe, yüzüm al al...Ve geldiğimiz noktada kültürel deformasyonun boyutlarıyla yüzleşmeye korkuyorum.Kimiz,neyiz,nerdeyiz????O aslan cengaverlerin ruh asaletini taşıyormuyuz??O yıllarca Çanakkale şehidinin yolunu bekleyen ahlak timsali ,melek ruhlu ninelerimizin özelliklerinden ne kaldı bizlerde...Eşi Çanakkale'ye giderken "Evden çıkma" dediği için, ölene kadar evden çıkmayan ninelerimizin ruh asaletinin ne kadarını muhafaza ediyoruz?Ve eşi dönecek diye istediği kuru fasulyeyi her akşam ölene değin pişirip, yol gözleyen kadınlardan ne kaldı??Neresindeyiz,Türk ahlakının,Türk erdemliliğinin???Ahlak ,fazilet,zerafet ölçülerinin yerini ne zaman aldı 90-60-90 ölçüleri???Nerde kaybettik kimliğimizi???

   Ellerimden bir türlü bırakmak istemediğim vatan toprağını defalarca öptükten sonra yavaşça bıraktım yerine..Bir Mehmetçiğin yüreğini öptüğümü farzettim safiyane..Şükranlarım dudaklarımdan aktı toprağa...

Bu esnada yanıma oturan kız öğrencimi farkettim.Abisi askeri okulda okuyan öğrencim,"Şehitlik nedir?" diye soruyordu.Ayet ve hadislerle tanımladıktan sonra ikinci sorusunu cevapladım."Yabancı askerler de şehit midir?"İncil ve Tevrat'ta bu şekilde bir tanımlama olmadığını,Hindu dini hakkında fazla bir bilgim olmadığını söyledim.Japonca açığımdan sonra fire vermeden cevap yetiştirmeye çalışıyorum...Sonra abisinin gelecekte şehit olmasından çok korktuğunu söyledi.Çok sevdiğini ve ölmesini istemediğini belirtti, gözleri dolu dolu...Elimden geldiğince şehitliğin yüceliği,ulaşılmazlığı ve elde edenlerin ne denli şanslı olduğunu açıklamaya çalıştım.Ve sonunda yüzünde bir gülümseme: "İnşallah bizde şehit oluruz hocam!" dedi..Ve o esnada okunan ezanın kulaklarımızdaki anlamı...Bir kez daha şükranlar ve fatihalar şehitlerimize...

    Ve ayrılırken o topraklardan yüreğimizi geride bıraktık..Islak yanaklarımızı dayadığımız camdan, gözlerimizden ruhumuza aktarmaya çalıştığımız son görüntüler, rengarenk çiçeklerdi..Hepimizi etkilemişti şehitliklerdeki hafif meltem ve çiçek kokuları...Hiç bir yerde görmediğiniz güzellikteki o çiçekler Mehmetçiklerin yüreğiydi adeta...Toprağa renk,desen veriyor ve güzel kokular yayıyordu havaya..Fransız Anıt Mezarlarının önünden geçerken aldığımız pek de hoş olmayan kokulardan sonra şehitliklerimizden etrafa yayılan o tatlı meltemlerin taşıdığı cennet kokuları...Anlatılamaz!!!!Kelimeler kifayetsiz,noktalama işaretleri aciz,dil lal kalır...

   Gözlerimizi de geride bıraktık yüreğimiz gibi...O güzelliklerden başka güzellik, göremeyecek kimbilir..Nasıl bir methiye yaparsanız yapın orada yatan aslanlara, az gelir...Dünya dillerini bir araya toplasak,sözcükler anlamsız ve boynu bükük kalır...Mehmet anlatılamaz!!!!Mehmet anlatılmaz!!!Mehmet doğulur!!!Mehmet olunur!!!

Gezi notlarımdan...
 


« Son Düzenleme: Eylül 28, 2011, 07:17:36 ÖS Gönderen: Lâle »