Gönderen Konu: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri  (Okunma sayısı 11959 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« : Ekim 18, 2009, 01:40:10 ÖS »

<a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7387938788204832916" target="_blank" class="new_win">http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7387938788204832916</a>


Kütahya İli Tanıtım Videosu
« Son Düzenleme: Nisan 23, 2010, 03:20:10 ÖS Gönderen: Lâle »

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #1 : Ekim 18, 2009, 02:40:09 ÖS »
KÜTAHYA' NIN KÜLTÜREL DEĞERLERİ

1-KÜTÜPHANELER:

1.1.VAHİTPAŞA İL HALK KÜTÜPHANESİ:


Daha önce Osmanlı döneminden kalma eserler bölümünde bilgi verilmişti.


1.2.BELEDİYE MUSTAFA HAKKI YEŞİL KÜTÜPHANESİ:


Ressam Ahmet Yakupoğlu Bey' in tabiriyle "Kütahya' nın yetiştirdiği en cömert evladı..." sağlığında şehir için bir "ayaklı kütüphane" idi. Vefatında bu malumatı meraklılarına bir arşiv olarak bırakabilmiş nadir kimselerden. Yirmi bini aşkın kitabına Türkiye' den on bir vilayetten çeşitli kurumlar talip olmuş. Tam bir kültür ve ihtisas kitapları kolleksiyonu. Amerika Chicago Üniversitesi' de kütüphaneye talip oluyor ve Mustafa Hakkı Yeşil Bey' in önüne açık çek konuyor. Rahmetli: "Kütahyam" diyor. "Benim ismim orada yaşasın" Bugün bu kütüphane Kültür Sarayının bir bölümünde güzel sanatlar galerisinin üst katında hizmet veriyor. Bilhassa üniversite öğrencileri buradan ziyadesiyle istifade ediyor.

1.3.100.YIL ÇOCUK KÜTÜPHANESİ:


Vahit Paşa kütüphanesinin bir bölümü çocuklara ayrılarak yapılmış bir kütüphane.

1.4-TAVŞANLI ZEYTİNOĞLU KÜTÜPHANESİ:

Zeytinoğlu ailesi tarafından oluşturulmuş, Türkiye çapında nadir el yazma eserlerin de bulunduğu kıymetli bir kütüphane. Bunların dışında ayrıca: Gediz, Simav, Emet, Şaphane, Altıntaş, Dumlupınar, Domaniç, Demirciköy, Çitgöl' de de birer kütüphane mevcuttur.

2.MÜZELER:

2.1.KÜTAHYA ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Kütahya Arkeoloji Müzesi Cumhuriyet Caddesinin eski kent bölümünde Ulu Cami yanında yer alır. Halk arasında Vacidiye Medresesi olarak bilinen yapı, günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Kitabesinden 1314 yılında Germiyanoğularından Umur bin Savcı tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. 1955-1957 yılları arasında restore ettirilerek, 1965 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Kesme taştan yapılan Portali, Selçuklu sanatının özelliklerini taşımaktadır. Müzedeki teşhir edilen eserler, kronolojik sıraya göre düzenlenmiştir. En erken döneme ait eserler, Burdur-Hacılar' dan, "Geç kalkolitik döneme" (M.Ö. 5500-3200) ait boya bezemeli seramiklerdir.

Diğer vitrinlerde de il sınırları içinde gerçekleştirilen kazılardan ve yöreden elde edilen Eski Tunç, Hitit, Frig, Hellenistik ve Bizans çağlarına ait seramik, cam ve madeni eserler sergilenmektedir. Eyvan' ın sağındaki büyük odada Roma dönemine tarihlenen heykeltraşlık örnekleri ve terra kotta (pişmiş toprak) eserler sergilenmektedir. Eyvan da kilimler, Kütahya yöresi kadın ve erkek kıyafetleri, oyalar ile solundaki odada XIV.yy' dan günümüze kadar İznik ve Kütahya' da yapılmış çinilerin en güzel örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca salonda Pers, Roma, Bizans, Avrupa ve Osmanlı sikkeleri teşhir edilmektedir. 1990 yılında Çavdarhisar' daki bir kazıda bulunan Amazonlar Lahdi de müzenin en güzel eserlerinden birisidir. Müzede kapıları avluya açılan dokuz küçük oda mevcuttur.

2.2.KOSSUTH EVİ (Macar Evi):

Kütahya müze müdürlüğüne bağlı bir müzedir. Geniş cephesi avluya bakan üç katlı bir binadır. Binadaki odaların her birinde yerli dolaplar, yüklükler, şömine, oyma şerbetlik ve raflar vardır. Orta kat kışlık olarak kullanıldığı için odaları basıktır. Cümle kapısı üzerinde ahşaptan zarif bir köşk vardır. 18.yy' da yapılmış tipik bir Kütahya evidir. Osmanlı devletine sığınan Macar Kral Naibi Lajos Kossuth 1849-1951 yılları arasında burada ikamet etmiştir. 1972 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırılan ev, onarılmaya başlanmış ve 1982 yılında Türk-Macar dostluğunun bir nişanesi olarak "Kossuth Müzesi" olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

2.3.DUMLUPINAR BAŞKOMUTAN MİLLİ PARKI:

Kurtuluş savaşımızın en önemli safhasının geçtiği, en şiddetli, en kanlı çarpışmaların yapıldığı, düşmana son ve en şiddetli darbenin vurulduğu yerler...

Adatepe' de mevzilenmiş düşmana 26 Ağustos sabahı başlatılan büyük taarruz ve 30 Ağustos günü Başkomutan Meydan Muharebesi ile düşmanın bütün umutlarının sönerek kaçmaya başlaması...

 Binlerce vatan evladının canları, on binlercesinin kanları pahasına; toprağı bayrak rengine boyama pahasına kazanı1an büyük zaferin gerçekleştiği, düşmana unutamayacağı bir dersin verildiği, savaş sanatının yalnız Yunan'a değil, tüm dünyaya öğretildiği yerler...

Milletimizin, vatanımızın kaderinin çizildiği günlerin anısına bugün o mübarek yerlerde, o büyük günlerin hatırasını yaşatacak, gelecek nesillere aktaracak anıtlar yükseliyor. Meçhul asker anıtı, şehit Baba-Oğul anıtı, Başkomutan Milli Parkı, Zafertepe-Çalköy Askeri Müzesi...

Birde ; Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, İsmet Paşa' nın Büyük Taarruz öncesi Çalköy' de ''masa'' olarak kullandıkları kağnı...

Birer ibret sahnesi olarak ziyaretçilere, o günlerde yaşadıklarını sessiz bir lisanla anlatıyorlar. Bazen susmak, kelimelerin anlatamadığını anlatmak, dillerin ifadeden aciz kaldığını hissettirmekte en kesin yoldur.

3.KÜTAHYA VE MUSİKİ:

Geçmişte çok sağlam musiki temelleri bulunan, her devirde o devre ait zevkin ve anlayışın messeseleştiği sanat merkezlerinden biridir Kütahya. Dün olduğu gibi, bugün de bir ibadet vecdi içinde güzel sanatları ve bilhassa musikiyi, günlük hayatın vazgeçilmez bir unsuru saymakta ve onunla iç içe yaşamaktadır. Kütahya' da musiki, gösterişten, depdebeden uzak, iddiasız, sade, fakat o derece de içten, samimi bir havada icra edilir. Sanki musikiyle birlikte bir ibadet huzuru gönüllere sinmiş gibidir. Geçmişten gelen, her biri paha biçilmez nitelikte kıymetli olan atalar mirası eserler; Türkiye' nin pek çok yerinin aksine hala çalınan söylenen, dinlenen... Kısaca yaşanan bir bahar iklimidir Kütahya' da. Üstatlardan yeni nesillere büyük bir edep, erkan, saygı, hürmet, muhabbet halesi halinde ulaştırılır. Kıymetinin bilindiğine hiç şüphe yoktur. Çünkü rikkatli gönüller öğrenme çabası içinde dikkat, gayret ve sebatla senelerini bu işe hasrederler. Osmanlı sarayına sayısız bestekar gönderen Kütahya toprağı, bugünde yalnız Kütahya çapında değil, Türkiye çapında müzisyenler yetiştirmeye devam etmektedir. Bir dağın eteğinden sessiz sedasız çıkan arı-duru kaynak sularının yokuş aşağı şırıl şırıl ses vermeye başlamaları gibi, senelerce kendi halinde sabır, sebat gayretle çalışan gönül erlerinin, bir koro içinde yer alıp ses vermeye başlamaları, gönülleri hoşnut eder, su gibi mütevazi halleri insanımızın gönlünde muhabbetleri arttırır. Geçmişten çok az örneği kalan, tükenme riski ile karşı karşıya olan bir kısım klasik sazlarımızın Kütahya' da imal edildiğini duymak sizi şaşırtmasın. Atalarımız, "Aşk olmadan meşk olmaz'' demişler. Ya aşk varsa... Eğer Kütahya' da bir musiki ziyafetine katılmak bahtiyarlığına erişmişseniz, "Aşk'' ile neler yapılabildiğini bizzat görme imkanına kavuşmuş bahtiyarlardan sayabilirsiniz kendinizi... Burada, birçok kültürel alanda olduğu gibi musiki alanında da bitmez tükenmez gayret ve himmetinden dolayı ressam Neyzen Ahmet Yakupoğlu Bey' e yine ve memnuniyetle arz-ı şükran etmek makamındayız. Bu yolun yolcusu diğerlerine de...

4.KÜTAHYA EVLERİ:

Tarihi Kütahya evlerinin çoğu bahçelidir. Bahçelerinde çiçeklerle meyve ağaçları birbirini tamamlar. Sarmaşıklar, Gülfatmalar, Hanımellleri arnavut kaldırımlı taşlı sokaklara dökülür. Yaz başlangıcında bu bahçelerden yükselen leylak kokusu insanı kendinden geçirir. Bahçelerde tadı ve kokusuyla Kütahya' ya mahsus "Hüsnü -Yusuf'' armudu yetişir. Çok lezzetli ve sulu bu armut, dallarında salıncak kuran çocukların kucağına düşer. Son baharda Sultanbağı bahçelerinde yetişen yine Kütahya' ya mahsus "Gelincik elması" da elmalar içinde adından söz etmeye değer bir meyvedir. Gelincik elmasının şifalı olduğuna inanılır. Konak tabir edilen üç katlı, geniş cepheli, bir dönemin kültür birikimi olan ve zaman ve mekanın iç içe estetik görünüm kazandırdığı evlerde ahşap işçiliği zirveye çıkmıştır. Özellikle odalardaki dolaplar, pervazlar, tavan göbekleri çok seçkin bir zevkin izlerini taşırlar. Odalar insana ferahlık verir. Bu evlerin en büyük mimari özelliklerinden birisi de mevsimlere göre odaların bulunmasıdır. Kışın kullanılan odalar genellikle orta katta olup kolay ısınması için alçak tavanlı yapılmışlardır. Bir üst kattaki odalar ise, sıcak yaz günleri için rahat, havadar serin mekan ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Cumbalar, bu evlerin sokağa açılan dünyalarıdır. Ağaç payandalı evlerden komşu kadınlar birbirlerine söz atarlar.Kütahya evlerinin yan yana gelmesiyle oluşan dar sokaklar, uzun perspektif içinde uzar giderler.Cumbalar, ağaç payandalar, kafesli pencereler, kabartmalı kapılar, çeşit çeşit ağaç, madeni tokmaklar, geniş saçaklı evler, geçmişten yarınlara uzanan bir köprü gibi durular.
 

5.EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİNDE KÜTAHYA:


Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi Osmanlı coğrafyasında ayak basmadık yer bırakmamıştır. O' nun Kütahya' ya gelişi 1662 yılına rastlar. Evliya Çelebi, Kütahya hakkında bilgi verirken, Kütahya kalesinden bahseder ve kalenin 70 burcu ve üç giriş kapısının bulunduğunu belirtir. Kendisinin Kütahya' yı ziyaret ettiği 1662 tarihinde 34 Müslüman Mahallesi ile üç Ermeni ve iki de Rum Mahallesi olduğundan bahseder. Toplam yedi bin ev yetmiş yedi saraydan oluşan şehirde en büyük sarayın Ali Paşa Sarayı olduğu belirtilir. Bu sarayın 360 odası, divanhanesi, avlusu ve bahçesiyle gayet ihtişamlı olup, 40 muhafız tarafından korunduğu anlatılır. Hemen bütün köşk ve saraylar Sultanbağı' ndadır. Önceleri çok daha bakımlı olan bu semt, Celali Karayazıcı ve Arap Said' in zulmü sırasında yerle bir edilmiştir. Şehrin doğusundan batısına doğru uzanan Kapan Deresi'nin her iki tarafı, kat kat konak ve bakımlı bahçelerle süslüdür. Bugün üzeri kapatılarak geniş bir cadde haline gelmiş olan bu derenin o dönemin en gözde mevkilerinden olduğu anlaşılmaktadır. Yine seyyahımızın belittiğine göre şehirde o zaman 11 camii, 21 mescit vardır.Camilerin en büyüğü, yapımına Yıldırım Beyazid zamanında başlanan Ulu Camii' dir.Daha sonra büyüklük sırası ile Takvacılar ve Karagöz Paşa camilerinden bahseder. Bunun dışında üç Ermeni ve iki Rum kilisesi mevcuttur.

6.KÜTAHYA' LI SUNULLAH GAYBİ VE HÜDA RABBİM RİSALESİ:


14. yy' dan itibaren Kütahya' nın ebedi ikliminde yetişen şairler arasında Gaybi Sun'ullah Efendi önemli yer tutar. Halk arasında ''Hüda Rabbim Sultan'' diye bilinir. 1615-1620 yılları arasında dünyaya geldiği sanılmaktadır. Şeriat ve tarikat kaidelerini ve esaslarını baba ocağı (lda alan Gaybi) öğrendikleriyle yetinmeyerek İstanbul' a gider (1649). Zamanın tanınmış mürşitlerinden Aksaray oğlanlar dergahı Şeyhi ibrahim Efendiye intisap eder. Çilesini tamamladıktan sonra O' nun halifesi olur. 1665 tarihinde mürşidinin vefatı üzerine Kütahya' ya döner. Dedesi olan Merkez Efendi halifelerinden, "Kalburcu Şeyhi'' olarak bilinen Pir Seyyit Ahmet Beşir Efendi Dergahında halkı irşada başlar.

(alıntı)

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #2 : Ekim 18, 2009, 02:48:10 ÖS »
KÜTAHYA' NIN TARİHÇESİ 

1-TÜRKLERDEN ÖNCE KÜTAHYA:

Anadolu ‘nun eski yerleşim yerlerinden birisi olan Kütahya ’nın kuruluş tarihini kesin olarak belirlemek mümkün olmamıştır. Ancak tarihinin çok eskilere dayandığı anlaşılmaktadır. Sırasıyla Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Makedonya, Bitinya ve Bergama krallıklarının hakimiyetinde bulunmuş daha sonra Roma İmparatorluğu ve onun ikiye ayrılmasından sonra Bizans İmparatorluğunun hakimiyetine girmiştir.

Eski kaynaklara göre; Kütahya ’nın Antik Çağ’ daki adı Katiaenion’dur. Ünlü Antik Çağ coğrafyacısı Strabon ’a göre bu ad “Kotis’in Kenti” anlamına gelmektedir. Kotiaeion adı temel sözcük aynı kalmak şartı ile, farklı dönem ve yazılışlara göre “Kotiaion”, “Cotyaeum” ve “Cotyaium” olarak da kullanılmıştır. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, ilin tarihi MÖ VI. yüzyıla dayanmaktadır. İl toprakları içinde yerleşen en eski halk Frigler’dir. MÖ 1200 yıllarında, Anadolu' ya gelen Frigler, Hitit İmparatorluğu’nun topraklarına girdiler. MÖ 676’da Kimmerler Frigya Kralı III. Midas’ı bozguna uğratarak, Kütahya ve çevresine egemen oldular.

Makedonyalı Büyük İskender ‘in tarih sahnesine çıkması ve Persleri mağlup ederek Anadolu ‘yu hakimiyeti altına almasıyla Kütahya el değiştirmiştir. (M.Ö. 333) Büyük İskender ‘in genç yaşta ölmesi üzerine imparatorluk parçalanmış ve Kütahya İskender ‘in kumandanlarından Antigonos ‘un eline geçmiştir.

M.Ö. 278 yılında Bitinya Krallığı Kütahya ‘yı topraklarına katmış ve daha sonra da Bergama Krallığını eline geçirmiştir. M.Ö. 62 yılında Sezar ‘ın damadı Pompoeus Kütahya ‘yı Roma İmparatorluğu topraklarına katmıştır. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Kütahya Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğunun hakimiyetine girmiştir. Kütahya, Romalılar zamanında hiristiyanlığın önemli merkezlerinden birisi haline geldi. Takibata uğrayan hiristiyanlar Kütahya ‘ya sığındılar. Putperest Roma şehrin tahsisatını kesti ve şehir ihmale uğrayarak bir süre bakımsız kaldı.

Roma ‘nın hiristiyanlığı resmen kabul edilmesinin ardından piskoposluk merkezi oldu. Bizans döneminde ise Kütahya ‘nın önemi çok arttı. Bizanslılar şehre hakim ve kale inşasına elverişli buldukları sarp tepeye burçlar ile tahkim edilmiş iki kat sur içinde bir şato yaptılar. Bu şato, Germiyanoğulları ve Osmalılar döneminde yapılan Kütahya Kalesinin esasını teşkil etmiştir.

Malezgirt’ te Sultan Alparslan yenilen Romanos Diogenes tahtını geri almak için giriştiği mücadelelerde yenilip esir düşünce, Kütahya ‘ya getirilip gözlerine mil çekilerek hapis edilmişdir. (Romanos daha sonra sevk edildiği Kınalı Ada ‘da vefat etmiştir.)

2-KÜTAHYA 'NIN TÜRK HAKİMİYETİNE GİRMESİ:


Malazgirt Muharebesinden sonra Türkler, hızla Anadolu 'nun fethine giriştiler. 1071 yılından sonraki bir kaç yıl içinde Anadolu 'nun hemen hemen tamamı Türkler tarafından fethedildi. Anadolu Selçuklu Devleti 'nin ilk hükümdaro Kutalmışoğlu Süleyman Şah 'ın kardeşi Melik Mansur, 1074 yılında Kütahya 'yı fethetti. Kütahya, Anadolu Selçuklu Devleti 'nin bir uç şehri oldu.

Yirmi yıl kadar Türk hakimiyetinde kalan Kütahya, 1096 yılında başlayan Birinci Haçlı Seferi sonunda tekrar Bizans İmparatorluğu hakimiyetine geçti. (1097)

Sultan 2.Kılıçarslan 1182 yılında yeni bir fetih hareketine girişerek Uluborlu ve Kütahya 'yı ikinci defa topraklarına kattı.

Sultan 2.Kılıçarslan 'ın, ülkesini on bir oğlu arasında paylaştırması sırasında Kütahya, Gıyaseddin Keyhüsrev 'in hissesine düştü. Daha sonra kardeşler arası taht kavgaları sırasında durumdan yararlanan Bizans, Kütahya 'yı ele geçirdi ise de Sultan Alaattin Keykubat zamanında Selçuklu kumandanlarından İmaüddin Hezar Dinarı tarafından üçüncü defa ele geçirildi. (1230)

Uzun yıllar "Kale Muhafızı" olarak Kütahya 'da kalan Hezar Dinarı Kütahya 'nın imarına çalışmış, bir çok eser bırakmıştır.

Kütahya 'nın Melik Mansur tarafından fethedildiği yıllarda şehir Büyük Selçuklu İmparatorluğuna bağlı bulunuyordu. Melik Mansur 'un Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdarı Melikşah' a karşı ayaklanması üzerine Melikşah Ümera' dan Emir Porsuk Bey komutasında bir ordu göndermiş, yapılan savaşta Melik Mansur öldürmüştür. (1090)

Bu olaydan sonra Emir Porsuk Bey kuvvetleri Kütahya 'da yerleşti. Porsuk Bey bir müddet Kütahya 'da "Kale Muhafızı" olarak görev yapmıştır. Kütahya 'nın önemli akarsularından Porsuk Çayı 'nın adı buradan gelmektedir.

3-GERMİYANOĞULLARI DÖNEMİNDE KÜTAHYA:


"Germiyanlı" Türk aşiretlerinden birinin adı iken sonradan bir beyliğin ve ailenin adı olmuştur. Aşiretin ilk tarihi şahsiyeti olarak, baba İshak isyanı sırasında Malatya 'da faaliyet gösteren Alişir oğlu Muzafferüddin 'in adına rastlanır. Germiyanlı sülalesinden Kerimüddin Alişir 'in adı, Selçuklu saltanat mücadelesinde Moğollar tarafından Müinüddin Süleyman Pervane 'nin şikayeti üzerine öldürülen Selçuklu emirleri arasında geçer.

Malatya taraflarında bir bölgeye "Germiyan" adı verildiği Selçuklu ve Bizans kayıtlarında belirtilmektedir. Germiyanlı adının Malatya taraflarından Batı Anadolu 'ya gelen bu aşirete bu nedenle verildiği (Kütahya' lı gibi) tahmin edilmektedir.

Germiyanlı Beyliğini kuran Yakup Bey, Moğollar tarafından öldürülen Kerimüddin Alişir Bey' in oğludur. Kendisi Anadolu Selçuklu Sultanı 3.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında devletin ileri gelen emirlerinden birisiydi. Görev sahası Ankara ve civarı idi.

3.Alaattin Keykubad' a bağlı iken 1300 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, Kütahya merkez olmak üzere beyliğini kurmuştur. Beyliğin ilk müstakil idarecisi olan Yakup Bey devri (1300-1340) Germiyanoğulları' nın en güçlü dönemini oluşturur. Yakup Bey' in hakim olduğu topraklar, bazı kaynaklarda Yakup-ili adıyla adlandırılmıştır.

Bazı kaynaklarda Bizans 'ın Yakup Bey devrinde Germiyanoğullarına yıllık 100.000 dinar vergi ve hediyeler gönderdikleri belirtilir. Yakup Bey' den sonra yerine oğlu Mehmet Bey (1340), onunda 1361 yılında ölümü üzerine yerine oğlu Süleyman Şah geçti.

Osmanlı Sultanı 1.Murat, oğlu Şehzade Beyazid' e Süleyman Şah' ın kızı Devlet Hatun 'u istemek üzere bir heyet gönderdi. Süleyman Şah' da cevabi bir mektupla devrin ileri gelen alimlerinden İshak Fakih' i Osmanlı başkentine gönderdi. İshak Fakih' in getirdiği hediyeler arasında meşhur Germiyanlı atları, Denizli bezleri ile altın ve gümüş eşyalar bulunuyordu.

Süleyman Şah, kızının çeyizi olarak Kütahya, Simav, Emet ve Tavşanlı 'yı Osmanlılara bıraktı. Kendisi Kula 'ya çekildi.1381 yılında yapılan düğünden sonra Şehzade Beyazid Kütahya Sancağına idareci olarak gönderildi.

Ancak Kütahya, Ankara Savaşından sonra tekrar Germiyanoğulları 'nın hakimiyetine geçti. (1402) Bu sefer beyliğin başına II.Yakup Bey vardı. Bu durum II.Yakup Bey 'in 1429 yılında ölümüne kadar sürdü.Yakup Bey 'in vasiyeti üzerine Germiyan ülkesi Osmanlı hakimiyetine geçti.

Kütahya, Germiyanoğulları zamanında tarihinin en parlak devirlerinden birini yaşamış, iktisadi ve fikri bakımdan büyük gelişmelere sahne olmuştur. Beyliğin merkezi olması sebebiyle Kütahya 'da bir çok mimari eserler inşa edilmiş, şair, edip ve fikir adamları bu şehirde toplanarak eserler kaleme almışlardır.

4-OSMANLILAR DÖNEMİNDE KÜTAHYA:


Osmanlı yönetimine geçtikten sonra Kütahya bir "Sancak Merkezi" oldu. I.Murad' ın oğlu ve Germiyan Beyi Süleyman Şah 'ın damadı olan Bayezid 'de Kütahya Sancak Beyi olarak görevlendirildi.

Osmanlı Devletinin Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa 1451 yılında beylerbeylik merkezini Kütahya 'ya taşıyarak buraya yerleşti. Kütahya uzun süre beylerbeylik merkezi olarak kaldı.

Timur Ankara savaşından bir hafta sonra Kütahya' ya gelmiş, çok sevdiği bu şehirde bir ay kalmıştır.

Kütahya' da bulunan Ulu Camii 'nin ilk şekli Yıldırım Beyazid tarafından yaptırılmıştır. Kayıtlarda Ulu Camii 'nin adı "Yıldırım Han Camii" olarak da geçer.

Anadolu tarafına yapılan seferlerde Osmanlı ordusunun toplantı yeri ve aynı zamanda önemli bir uğrak yeri olan Kütahya önemli eserlerle de donatılmıştır. Tarihte bilinen en eski toplu iş sözleşmesi 13 Temmuz 1766 tarihinde Kütahya 'da imzalanmıştır. O dönem Kütahya Valisi Ali Paşa' nın huzurunda yapılan görüşmeler sonucunda işveren ile işçiler arasında anlaşmaya varılmış, çırak, kalfa ve ustaların ücretleri ayrı ayrı belirtilmiştir. Söz konusu anlaşmada bahsedilen işçiler çinicilerdir.

Kütahya adı Mısır Valisi Ali Paşa ile Osmanlı Devleti arasında yapılan savaşlar sonunda 1833 yılında yapılan anlaşma ile uluslararası alanda duyulmuştur. Zor durumda kalan Osmanlı Devleti 'nin Rusya 'dan yardım istemesi üzerine, Osmalı Devleti üzerinde Rus nüfuzu olmasını istemeyen İngiltere ve Fransa, Mehmet Ali Paşa 'yı ikna ederek Kütahya Anlaşmasının yapılmasını sağlamışlardır.

1848 ihtilalleri neticesinde başlayan Macar Milli Hareketi, Avusturya ve Rusya tarafından kanlı bir şekilde bastırılınca, hareketin liderlerinden Kossuth Lajos, Bathyayi ve Mesrares 1849 'da Osmanlı Devletine sığındılar. Rusya ve Avusturya' nın baskılarına rağmen Osmanlı Devleti mültecileri geri vermedi. Kossuth (Koşut) ve maiyeti Kütahya' ya yerleştirildiler. 1851 yılına kadar Kütahya' da kaldılar. Kaldıkları ev bugün müze haline getirilmiştir ve ziyaretçilere açıktır.

5-MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA KÜTAHYA:

İzmir 'in 15 Mayıs 1919 'da Yunanlılar tarafından işgali ve düşman kuvvetlerinin Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlaması üzerine bütün yurtta olduğu gibi Kütahya' da da Kuvayi Milliye teşkilatı kuruldu ve 20 Eylül 1919' da faaliyetlerine başladı. Kurulan teşkilat halktan maddi ve manevi büyük destek gördü. Teşkilat başkanı askeri şube reisi Nüzhet Bey 'di.

Çerkez Ethem Bey' in maiyetindeki müfreze kumandanlarından Piriştineli İsmail Hakkı Bey, Kütahya' ya gelerek "Müdafaai Hukuk Merkezi" ile müştereken faaliyet göstermeye başladı. Silah, cephane ve para tedarikine ve asker toplanmasına başlandı. 21 Temmuz 1920' de başlayan çalışmalar sonucunda kısa süre sonunda "Kütahya Milli Taburları" teşkil edildi. 6 Ağustos 1920' de Afyon' da bulunan Mustafa Kemal Paşa, İsmail Hakkı Bey' in daveti üzerine Kütahya' ya geldi ve tren istasyonunda "Kütahya Milli Alayını" teftiş ederek takdirlerini bildirdi. Kütahya' da birkaç saat kalan TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, ayrılırken, Mutasarrıf Said Bey' e Kütahya halkına karşı takdirlerini bildiren bir yazı vermiştir.

KÜTAHYA MUTASARRIFI SAİD BEYEFENDİYE

Büyük Millet Meclisinin selam ve ihtimamını muhterem halkımıza, kahraman orduya ve hamiyetkar memuriyne tebliğ etmek üzere Kütahya' yı dahi ziyaret eden heyetimiz, burada gördüğü mefhabetbahş ve itmi'nannaver tezahüratı samimiye ve aliyeden dolayı fevkalade müftehir ve mesrurdur. Vatansever Kütahya ahalisinin mali fedakarlığı, maddi ve manevi himemat ve mesaisiyle beş on gün zarfında ihzar ve techiz edilen binlerce mevcuda baliğ kıtaatı askeriyenin giriştiğimiz dini, milli, vatani mücadelede muzafferiyetimizi temin edecek kahraman bir zümre olarak isbat-ı fedekari edeceğinizden eminiz. Gerek zat-ı alileriyle Müdafaai Huku gayyürüyesini gerek umum Kütahya halkının mucib-i mübahhat olan himematından dolayı hissettiğimiz şükranı, Büyük Millet Meclisi namına beyan ile arz-ı veda eder ve iş bu ihtisasat-ı mahmedefkaranemizin aynen bütün ahaliye tebliğ buyurulmasını rica ederiz..

6 Ağustos 1336 (1920)

Büyük Millet Meclisi Reisi

M.Kemal

Kütahya-Eskişehir muharebeleri sırasında hazırlıklarını henüz tamamlayamamış olan Türk ordusunun muharebe şartları gereği Sakarya nehrinin doğusuna çekilmesi sonucunda 17 Temmuz 1921 tarihinde Kütahya Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu karanlık günler çok sürmedi. yaklaşık bir yıl sonra 26 Ağustos 1922 'de başlıyan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos tarihinde yapılan Başkumandan Meydan Muharebesi sonucunda Yunan ordusu dağıldı. Aynı gün (30 Ağustos 1922) Türk birlikleri Kütahya 'ya girdi. Böylelikle işgal devresi sona erdi ve Kütahya ebediyyen Türk hakimiyetine girdi.

(alıntı)

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #3 : Ekim 18, 2009, 02:52:52 ÖS »
KÜTAHYA'DA GELENEKLER VE FOLKLOR

1-MAHALLİ YEMEKLER:

1.1-ÇORBALAR:

Sıkıcık Çorbası, Tekke Çorbası, Tarhana Çorbası gibi yöresel çorbaları vardır;

TARHANA ÇORBASI:

Malzeme; 1 kaşık tereyağı, yarım kaşık salça, 3-4 kaşık Kütahya Tarhanası.

Hazırlanışı: Tereyağı ve salça az miktar sıcak su ile kavrulur, 3 bardak soğuk su eklenir. Tarhana ilave edil erek kaynayana dek karıştırılır. Sıcak olarak servis yapılır.

1.2-HAMUR İŞLERİ:

Mantı, Tosunum, Höşmerim (bir hamur işidir) Kaygana, Kapama, Gözleme, Şibit, Dolamber böreği, Cimcik.

CİMCİK:

Malzeme: 1 Yumurta, 4 avuç un, bir tutum tuz, yarım kilo sarımsaklı yoğurt, 100 gr. Tereyağı.

Hazırlanışı: Yumurta , un ve tuz yoğrulur. Hamur dörde bölünerek yumak tutulur. Her biri incecik çarşaf gibi açılır. Daire şeklinde açılmış hamurun iki tarafından ortasına doğru rulo yapılır. ikişer cm. ara ile kesilerek rolular açılır. Bu şeritler üst üste konarak kareler halinde kesilir. Kesim işi bittikten sonra bu minik kareler, karşılıklı iki köşesi birleştirilip sıkılarak bir çeşit fiyonk yapılır. Büyük bir tencereye su ve bir tutam tuz konularak kaynatılır. Cimcikler kaynar suya dağıtılarak atılır ve bir .. taşım kaynatılır. Ateşten alınarak suyu süzülüp soğuk sudan geçirilip tekrar süzülür. Üzerine sarmısaklı yoğurt dökülür 100 gr. tereyağı ilave edilir. Sıcak servis yapılır.

1.3-ET YEMEKLERİ:

Sulu saç kavurma, küp kebabı, çevirme kebabı, kuyu kebabı, Gediz göveci, Tavşanlı göveci ve tas kebabı.

1.4-TATLILAR:
Kaymaklı güllaç, gül tatlısı, yufka tatlısı, peluze, Kütahya baklavası ve zerde

2.DÜĞÜN ADETLERİ:

Düğünler, Kütahya halkının ince zevkini, asaletini ve geleneklere bağlılığını göz önüne serer. Önce kız istenip, söz kesilir. Tabi ki kız evi naz evidir ve bazen söz alabilmek için kız evinin yolunu birkaç kere tutmak gerekebilir. Söz kesildikten sonra, kız evinde nişan merasimi yapılır. Ailenin büyüklerinden biri yüzükleri takar, dualar edilir, şerbetler içilir . Nişanlılık döneminde çeşitli vesilelerle taraflar hediyeleşirler. Bayramlarda gelinlik kıza ayağının terliğinden, başının oyalı danesine kadar giyim eşyalarının bulunduğu bir bohça gönderilir. Kurban bayramında ise yine böyle bir bohçanın yanında irice bir koç alınıp, boynuzlarına al kurdele ile bağlanmış üç adet beşi birlik ile birlikte kız evine gönderilir. Kız evi de bunlara karşılık bir tepsi baklava ve damada çamaşır ve bir takım eşya gönderir.Düğünden bir hafta önce akrabalar gelin hamamına gider. Düğüne davet edilenler "okucu" denilen akrabadan bir kadın tarafından bir bir davet edilir.

(Okucu kelimesi, Orta Asya' da boy beyleri ve kabile reislerini birer ok göndererek şölene veya savaşa katılmaya çağıran görevlinin adı olup, zaman içinde bu resmi anlamı unutulmuştur.) Düğüne davet edilenlerin okucuya bahşiş vermesi adettendir. Düğünden birkaç gün önce kız evinde "çeyiz altı" denilen bir eğlence tertiplenir, kızın arkadaşları davet edilir, ikindi üzeri toplanılır, hep birlikte akşam yemeği yenilir, yemekten sonra geniş bir odada eğlenilir ve sohbet edilir. Nikah, düğünden birkaç gün önce, genellikle çeyiz altı gününde kıyılırdı. Nikahta, gelin kız ve damat bulunmayabilir, onları vekilleri temsil ederdi. Düğünün bir gün öncesinde sabahtan başlayan kına günü yapılır, gelinin ellerine ve ayaklarına kına yakılır, oyunlar oynanır, öğle yemeğinde zerdeli pilav ikram edilir. Düğün günü kız evinde sabahtan gelin hazırlanır, oyunlar oynanır, gelinin erkek akrabalar kuşak bağlarlar ve geline hediyelerini takarlar.

Oğlan evinden gelin almaya gelenler, gelinin karşısında dua edip, para ve şeker saçarak gelini alıp götürürler. Gelin gittikten sonra kız evin- den yakınları kızartılmış kuzu veya tavuk ve baklavalar ile oğlan evine giderler. Oğlan evinde güvey salma yapılır. Yemeğe çağrılan akrabalar yatsı namazından sonra dualarla, tekbirlerle kapının önünde damadın sırtını yumruklayarak gelin odasına gönderirler. Ertesi gün yakın akrabalar öğle yemeğine çağrılır. Paça adı verilen bu toplantıda yemekten önce gelin misafirlerin elini öper, sonra elbise değiştirip kolonya tutar, tekrar elbise değiştirip şeker tutar. Yengelerinin yardımı ile misafirlere her hizmetinde ayrı bir elbise giyerek karşılarına çıkar. Düğünden sonra kırk gün akrabalar yeni gelini kutlama ziyaretine gelirler. Buna mübareke (tebrikleşme) denir. Bu kırk günlük süre içinde gelin her gün her misafiri karşılarken, el öpme, şeker, kolonya, çay ikram etme ve her ikramdan sonra elbise değiştirme işlemini tekrarlar. Biraz zor bir iş olmasına rağmen, bu işlem kırk gün boyunca aksatılmadan yerine getirilir.

3.SÜNNET GELENEKLERİ:

Sünnetten önce ipekli, simli, parlak ve göz alıcı kumaşlar ku11anılarak sünnet yatağı hazırlanır. Sünnet yatağına, bir hükümdarın yatağı gibi özen gösterilir. Düğünden bir gün önce kına gecesi yapılır. kanı gecesinde kadınlar ve erkekler ayrı ayrı eğlenir. Sünnet olacak çocuğun sağ eline kına yakılır. Sünnet günü kadın ve erkekler sünnet evinde ayrı ayrı toplanır. Bir tarafta mevlüt okunurken diğer yandan sünnet olacak çocuk, sağdıçları ve arkadaşları ile davul zurna eşliğinde bir konvoyla şehri dolaşırlar. Konvoyun eve dönüş zamanı mevlidin sonuna rastlar. Çocuk tekbirler ve dualarla sünnet edilir. Çocuğun yakınları ve komşuları hediyeler verirler, çocuğa para armağan ederler. Gelen misafirlere yemek ikram edilir. Sünnet yatağı kırk gün kalkmaz, akrabalar düğünde olduğu gibi ''mübareke'' denilen ziyaretler yaparlar.

4.DOĞUM GELENEKLERİ:

Kütahya tarihinde yaşadığı muhteşem olayları bilinç altında yaşatmasını ve bugüne ulaştırmasını bilmiştir. Yaşanan her toplumsal olay, adeta bir saray protokolü gibi belirli kurallara bağlı, geçmişten günümüze uzanan zevk süzgecinden geçmiş vakarlı bir törenler silsilesidir. Yüzyıllar öncesinin çini sanatı nasıl bugün aynı heyecanla devam ettiriliyorsa, bir çok sosyal olayda aynı hassasiyetle geçmişten bugüne ve geleceğe, yalnız hatıralarda değil, bilfiil yaşanarak ulaştırılmaktadır. Doğumla ilgili geleneklerde bunun bir parçası durumundadır. Bir çocuğun, kız olsun, erkek olsun dünyaya gözlerini açması; Kütahya için başlı başına bir olaydır ve dolu dolu yaşanır.

"Gözaydınlık"

Doğum yapan gelin hastaneden eve gelince, akrabalar, komşular, eş-dost, ''gözaydınlık'' için eve akın ederler. Kimisi birkaç kilo lokum, kimi bir kilo çay, kimi 250 gr. Kahve, iki kilo küp şeker, kimi irice bir karpuz, kimi birkaç kilo kuru pasta, kimi iki kilo süt, kimisi de bir miktar nişasta armağan getirir, gözün aydına eli boş gelinmez. Gelin yirmi gün ayağa kalmaz. Misafirleri yatakta karşılar. Kalkarsa nazar değmesinden endişe edilir. Yirmi gün dışında kırk gün doluncaya kadar geline iş yaptırılmaz. Sağlığı açısından önemli kabul edilir.

“Lohusa Döşeği”

Doğum olayı büyük sevinç meydana getirdiği için günler hatta aylar süren bir kutlamaya sahne olur. İlk yirmi gün dolunca kaynana, akrabalardan, sözü-nazı geçen dostlarından ağır işlemeli "baş tülbentleri" toplar. Bunlar çok kıymetli kumaşlardan olup dört kenarı eski iş simle işlenmiştir .Her isteyene verilmezler . Yatağın dört bir yanına çıtalar konur. Çıtaların çevresi sim işlemeli çarşaflarla renk-renk, boğum-boğum süslenir. Bürümcük ipek çarşaftan kapılar yapılır. Ortasında boğumla fiyonk bağlanır. En güzel karyola takımları gerilir, en güzel yatak takımları serilir. Sonra hısım-akraba, konu komşuya haber salınır. Kahve içmeye davet edilir. Gelin hanım misafirleri ipekli bir kıyafetle karşılar. Oyalı başıyla misafirlerin elini öptükten sonra özel döşeğe hafifçe oturur. Bebek oğlansa başına mavi kurdele, kız ise mavi kurdele takılmıştır. Hoş geldiniz güle güle dışında hemen hiç konuşmadan oturur. Misafirlere kahve, çay, pasta, börek yanında özel yapılmış, baharatlı, tarçınlı, karanfilli sıcak lohusa şerbeti ikram edilir. Şerbetin yanında tuzlu bisküvi, kraker vs. ikram edilir. Şerbeti ağır gelenlerin şerbetine limon sıkılarak hafifletilir. Ziyarete gelenler yakınlık derecelerine göre altın, bilezik, küpe, bebeğin adının baş harfi yazılı altın harfler takarlar. Bunlar yatağın başucuna bir yastığın üstüne kırmızı kurdele ile takılarak sergilenir. bazı misafirler para takar, bazıları bebek takımları hediye ederler. Gelinin kendi annesi damada, kızına ve bebeğe olmak üzere üç tane bohça hazırlar. Her biri için uygun giysiler konup önceden hazırlanmıştır. Gelin misafirlerini ayrı bir kıyafetle uğurlar. Bu olay bir tören şeklinde günlerce sürdürülür. Hemen hiçbir ayrıntının atlanmamasına dikkat edilir. Bunlar tarihin derinliklerinden, yüzyılların süzgecinden süzülüp gelen, bozulmadan yaşanarak sürdürülen, toplumun mutluluğuna katkıda bulunan geleneklerdir .

5.KÜTAHYA' DA FOLKLOR:


Kütahya çok zengin bir kültüre sahiptir. Bu zengin ve renkli kültür, her alanda olduğu gibi, folklor dede kendini gösterir. Türküler, maniler, halk hikayeleri, atasözleri, mahalli deyimler, efsane ve destanlar bu zenginliğin göstergesidir. Türküler genel olarak sevdaları, acıları, özlemleri, ölümlerin ardından yakılan ağıtları, kavuşamayan sevdalıları anlatır. Düğün, nişan, doğum gibi özel günlerde sergilenir ve oyunlarla süslenir . Maniler ise özellikle kına gecelerinde ve bayramlarda söylenir. Kütahya türkülerinin hemen hepsinin bir öyküsü vardır.

5.1.HALK OYUNLARI:

Kütahya yöresi halk oyunları, erkek1er ve kadınlar tarafından ayrı ayrı oynanır. Erkeklerin oynadıkları oyunların bazılarının adları şöyledir: ''Kar mı yağdı Zeybeği'', ''Çatalcam'', ''Ahmet Bey'', ''Sepetçioğlu'' ve ''Sinanoğlu Zeybeği'' ile Domaniç yöresinde ''Kayı Zeybeği''dir . Kadınlar ise, her biri milyonlarca maddi değeri olan, tarihin içinden süzülüp gelmiş, saraylardan günümüzün evlerine taşmış olan; Tefebaşı, Dizbağlı, Eğrimli, Pullu, Üç Etek, Çatkılı ve Bindalıllı gibi elbiselerde şu oyunları oynarlar: Ebeler, Cuma Günleri, çömüdüm, yasemfn, hafizem, tıpır tıpır, keklik...

5.2.MAHALLİ KIYAFETLER:

Görenleri hayrette bırakacak güzelliğe ve sanat değerine sahiptirler. En yeni yapılmış olanları bile antika değeri taşır. Canfes adı verilen saf ipekten kumaş, sırma ile elde işlenerek çok ince bir zevkle, değerli bir sanat eseri, tarihi bir eser haline getirilirler. Kıymetleri bilinir, son derece titizlikle korunur, kuşaktan kuşağa aktarılırlar. Ayrıca kadife, yünlü, daha değişik ipekli kumaşlardan yapılanları da vardır. Birkaçını tanıyalım:

5.2.1.Kadın Kıyafetleri:

"Tefebaşı"

Kütahya kadın kıyafetleri içinde ilk sırayı alır. Kırmızı veya mavi renkteki ince ipek veya yünlü kumaştan üç parça olarak dikilir. Ancak uzun entari Çintiyan (Şalvar) ve Fermene adı verilen bu parçalar genellikle üçlü takım olarak giyilmez. Şalvar veya uzun entari üzerine fermene daha yaygındır. Uzun entari içine al gömlek giyilir, bele gümüş kemer takılır.

"Şalvar"

Genelde ''Pullu'' adı verilen ince ipekli kumaştan dikilir. ''Aynalı Pullu ve Süpürgeli Pullu olmak üzere iki çeşittir.Aynalı pullu gümüş sırma ile işlenir.

"Çatkılı"

Hareli kalın saten veya ipek kumaş üzerine simle bezeli olarak işlenir ve dikilir. Siyah, mavi ve mor renkli kumaşlar tercih edilir. Şalvarı entari ve fermeneden oluşur. Şalvar ve fermene, üzeri simli, keskin uçları sağa, sola, aşağı yukarı gelecek şekilde kareli ve bezenmiş, kaidelerin birleştiği noktalara fiyonklar yerleştirilmiştir.

"Yolaklı"

Kiremit kırmızısı, mavi, sarı, beyaz renkten 1-1.5 cm kalınlığında boyuna çizgili kumaştır. Bu kıyafetin tefebaşından daha kıymetli olduğu kabul edilir. Fermene, Şalvar, entari olmak üzere üç parçalıdır.

"Bindallı"

Her renkte hareli, canfes, vb ipekli kumaştan yapılır. Daha çok kırmızı ve pembe kumaşlar tercih edilir. işlemelerde dallar son derece küçük sık ve çoktur. Şalvar ve entari olarak iki parçadır.

5.2.2.Erkek Kıyafetleri:

Erkek kıyafetleri kadın kıyafetleri kadar zengin ve çeşitli değildir. Çuhadan yapılırlar ve zariftirler. Açık maviden Iaciverte kadar bütün mavi tonları tercih edilir . Cepken: Etekleri bel hizasında biten cep- kenlerin önü kapanmaz. Kolları koltuk altına kadar açıktır. Üzeri kaytan kullanılarak çeşitl motiflerle süslenir. Gazeke uzun kollu olup önü kapalıdır Bele kadar iner. Mavi-Iacivert çuhadan yapılır. Üzeri kaytan ile işlenir. Mor çuhadan yapılanı pek makbuldür.

"Şalvar"

Kütahya şalvarı, ege şalvarları içinde belden diz altına inmesi bakımından ayrılır. Mavi ile Iacivert arası tonlar- da çuha kumaştan yapılır. Yanlarda belden aşağıya kadar kıvrımlı bordür halinde kaytan işlemesi vardır.

"Potur"

Şalvara ben- zer. Dize kadar olan bölümü gayet bol, dizden aşağısı bacakları saracak kadar dardır. Kaytan ile işlenir.

(alıntı)

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #4 : Ocak 25, 2010, 12:02:50 ÖS »
<a href="http://www.dailymotion.com/swf/x9kifc&amp;related=0" target="_blank" class="new_win">http://www.dailymotion.com/swf/x9kifc&amp;related=0</a>

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #5 : Ocak 25, 2010, 12:03:50 ÖS »
<a href="http://www.dailymotion.com/swf/x5q53p&amp;related=0" target="_blank" class="new_win">http://www.dailymotion.com/swf/x5q53p&amp;related=0</a>

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #6 : Ocak 30, 2010, 01:38:19 ÖS »
<a href="http://www.musicwebtown.com/community/player/flashplayer/xspf_player.swf?autoplay=true&amp;repeat_playlist=true&amp;playlist_url=http://www.musicwebtown.com/cuneyt1/203523/203523.xspf" target="_blank" class="new_win">http://www.musicwebtown.com/community/player/flashplayer/xspf_player.swf?autoplay=true&amp;repeat_playlist=true&amp;playlist_url=http://www.musicwebtown.com/cuneyt1/203523/203523.xspf</a>



Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kütahya İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #7 : Ekim 25, 2010, 06:01:43 ÖS »
<a href="http://www.dailymotion.com/swf/video/xbyc6u?additionalInfos=0" target="_blank" class="new_win">http://www.dailymotion.com/swf/video/xbyc6u?additionalInfos=0</a>


<a href="http://www.dailymotion.com/swf/video/xbycl9?additionalInfos=0" target="_blank" class="new_win">http://www.dailymotion.com/swf/video/xbycl9?additionalInfos=0</a>