Gönderen Konu: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri  (Okunma sayısı 20131 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« : Eylül 03, 2009, 03:53:07 ÖÖ »


Kent merkezi kuzeyde denizden, güneyde Boztepe''nin üzerine kadar düzgün olmayan teraslar halinde yükselir. Değirmendere, Kuzgundere (ya da Tabakhane) ve Zağnos dereleri yerleşimi güneyden kuzeye derin boğazlarla bölmüştür. Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan ve düzgün olmayan yüksek bir masa formundaki alan üzerinde, kentin bilinen eneski yerleşim kalıntıları tespit edilmiştir. İşte bu nedenle Trabzon adının eski Grekçe masa ya da trapez/yamuk biçimi karşılığı olarak "trapezos" kelimesinden geldiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Trabzon adına, Trapezos olarak ilk kez, Yunanlı komutan Kesnophon tarafından kaleme alınan, M.Ö. 4. Yüzyılda geçen olayların anlatıldığı "Anabasis" adlı antik kaynakta rastlanmaktadır.
İyon kökenli Miletoslular Batı Anadolu''dan sonra M.Ö. 7. Yüzyılda Karadeniz''e de gelerek kıyılarda koloni kentleri kurmuşlardır. Trabzon da, merkezi Sinop olan bu kolonilerin arasında sayılmaktadır ve birçok araştırmacı, kentin ilk kuruluşu olarak bu dönemi göstermektedir. Oysa Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimler Trabzon civarında çok daha önceden beri yaşamaktaydılar.

Aynı yüzyılda Karadeniz Bölgesi Kafkasya''dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitlerin akınlarına uğramıştır. Ancak bu akımların kolonilerin kuruluşundan önce mi yoksa sonra mı olduğu konusu tartışmalıdır. M.Ö. 6. Yüzyılda ise Trabzon Perslerin egemenliğine girerek, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık içinde kalmıştır.

Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 yılında tüm Anadolu''da Pers hakimiyetine son vermiştir.

İskender''in ani ölümünden sonra oluşan karışıklık sırasında Pont satrabı II. Ariantes''in oğlu Mithridates, yerli halkın desteğiyle Karadeniz''de Pontus Devletini kurmuştur. Trabzon, M.Ö. 280 yılında merkezi Amasya olan Pontus devletinin sınırları içinde kalmıştır.

M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu''yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius''un Pontus Kralı V. Mithridates''i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma''da Avgustus''la birlikte M.Ö. 27 yılındanitibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus''un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölüm olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır. İmparator Nero döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü" ve "zengin" kent tanımlamasıyla tarihçilerin kitaplarında yer alır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasian zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaletine dahil edilmiştir.

Ünlü Roma İmparatoru Hadrian Döneminde (117-138) tüm imparatorlukta olduğu gibi Trabzon''da da önemli imar etkinliklerinde bulunulmuş, birçok dini ve askeri binalar ile yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen yapay bir liman inşa edilmiştir Hadrian''dan sonra Trabzon''un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerindeRoma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır.

Trabzon, 276 yılında tüm Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotların saldırısına uğramış, bu saldırıda tüm kent yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde 4. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius''tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon''da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğunu Trabzon Müzesindeki Latince bir kitabeden anlıyoruz.

Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Justinianus (527-564) Trabzon''da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmaya başlanmış, Trabzon, Teophilos zamanında (829-842) kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur.

Müslüman Araplar 8. Yüzyılın başlarından itibaren Anadolu''ya düzenledikleri baskınlarda Doğu Karadeniz ve Trabzon''a gelmişlerdir.

Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos''un İstanbul''dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara''nın da yardımıyla Trabzon''da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane''deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I''in sikkeleri üzerinde "en mutlu" ünvanı yer almaktadır.

I. Bayezid''in 1398 de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Komnenos Krallığı Osmanlı Devletine yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos, iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa''daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet''in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri Bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında Trabzon''u ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir.

Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey''dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah''a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon''da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon''da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni ünvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur.

Trabzon 16. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon''da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon''a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka''ya taşınır.

Çaykara''da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of''ta Baltacı, Arsin''de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilmiş, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon''a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan l916 yılında Trabzon''a girer. Rusların Trabzon''da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, yerli halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler.

1917''de Rusya''da "Bolşevik Devrimi" olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon''dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ''da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat''a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey''in komutasında üç koldan Trabzon''a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon''a girer.

Ulu Önder Atatürk, Cumhuriyet döneminde Trabzon''a üç kez gelir; l924, 1930 ve 1937 yıllarında, ilk geldikleri 15 Eylül 1924 günü, Trabzonlularca "ATATÜRK GÜNÜ" olarak kabul edilir ve bu kendisine bir telle bildirilir.


Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #1 : Eylül 03, 2009, 03:56:57 ÖÖ »











Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #2 : Eylül 03, 2009, 04:00:34 ÖÖ »













Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #3 : Eylül 03, 2009, 04:04:21 ÖÖ »









Çevrimdışı rengârenk

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1297
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #4 : Eylül 03, 2009, 02:54:47 ÖS »
Çocukluğumdan beri hayalim Uzungöl'e gitmek. Hala nasip olmadı! Bu hoş kareler için teşekkürler Lale hocam.



...

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #5 : Eylül 03, 2009, 03:02:34 ÖS »
Rica ederim.İnşallah nasip olur bir gün.Karadeniz kıyı kentlerinin hepsi güzel ama,Ordu,Giresun,Trabzon,Rize bir harika.Yol boyu bir tarafınızda deniz,bir tarafınızda orman.İki rengin koynunda dingin bir ruh haliyle yol alıyorsunuz.Mavi ve yeşile doyuyorsunuz.Trabzon Sümele manastırı çıkışı çok hoşuma gitmişti... :)
Giresunun genel görüntüsü çok hoştu.Ayrıca kalesi.Ordu zaten bir inci bence.Karadeniz'in incisi.Ünye, Fatsa harika.Perşembe'nin yaylaları enfes.Bizim yaylaya komşu olduğu için sık görme imkanı bulabiliyoruz.Perşembe'de et yemeli.Oradaki etin lezzeti hiç bir yerde yok.Sonra yaylalardaki ormanların eriği çok farklı bir lezzete sahip.Fındık...Üffff....
Ayyy, ben Trabzon başlığında Ordu'dan bahsetmişim. :-[

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #6 : Eylül 22, 2009, 08:29:48 ÖS »
61 – Trabzon Türküleri

Tarlaya Ektim Soğan
Ayna Ayna Ellere
Bel Bağımın Tokası
Yaylanın Çimenine Kuzu Yayılır (Kol Havası)
Maçka Yolları Taşlı
Gemiciler Kalkalım
Kahveciler Kahve Koyar Fincana (Sürmeli Çeşitlemesi)
Yol Gidermi Gidermi de Bizim Böyük Limana
Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam
Oynayın Gız Oynayın (Kız Atlatna Horonu)
Mayıs Ayı Gelende
Oy Benum Sevduceğum

http://rapidshare.com/files/192424428/Turkulerle_Turkiye_-_TRABZON_gz_antepli_.rar

şifre:www.denizehasret.de

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #7 : Ekim 11, 2009, 09:52:30 ÖS »
<a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2245285067103585549" target="_blank" class="new_win">http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2245285067103585549</a>



Trabzon İli Tanıtım Videosu

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #8 : Ekim 11, 2009, 09:53:03 ÖS »
<a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6244243589065710259" target="_blank" class="new_win">http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6244243589065710259</a>

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #9 : Ekim 19, 2009, 07:53:47 ÖS »
<a href="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdAQVZAWxI=" target="_blank" class="new_win">http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdAQVZAWxI=</a>


Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #10 : Aralık 05, 2009, 11:53:17 ÖÖ »
Trabzon Ve Yöresi Adet Ve İnançları


Trabzon ve yöresi tarihi çok eskilere uzanan (M.Ö. 4000) bir yerleşim bölgesidir. Uzun tarih süreci içersinde Trabzon ve yöresine birçok kavimler gelip yerleşmiş, bir birleriyle kaynaşmış, bir birleriyle kültür alış-verişinde bulunmuşlardır. Trabzon bölgesine ilk yerleşenler Orta Asya kökenli Turani kavimlerdir. Daha sonra bu bölgeye İranlılar hakim olmuş, daha sonra Bizans ve Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Halen Türkiye devletinin idaresindedir.

Trabzon şehri deniz kenarında olması dolayısıyla tarih boyunca liman ve ticaret kenti olma özelliğini muhafaza etmiştir. Gemilerle Trabzon’a gelen eşyalar, kervanlarla İran ve Kafkasya üzerinden Orta Asya ve Uzak Doğuya ulaştırılırdı. Oradan gelen eşyalarda, batıya ulaştırılırdı. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması bunun en büyük delilidir.

Trabzon ve çevresi bu öneminden dolayı çeşitli bölgelerden gelen çeşitli tüccarların da buluşma yeri olmuştur. Trabzon bu özelliği nedeniyle farklı kültürlerin bir birini etkileme alanı olmuştur. Bu farklı kültürlerin kaynaşma alanı olan Trabzon bölgesi adet ve inanç yönünden zenginlik gösterir.

Sosyal bir varlık olan insanlar toplu halde yaşamak mecburiyetindeler. İnsan hayatı her zaman aynı düzeyde devam etmediği gibi, insanların meydana getirdiği toplum hayatı da her zaman aynı olarak devam etmez. Sevinç-üzüntü, iyi-kötü kavramları insan hayatına etki ettiği, toplum hayatına da etki eden önemli olgulardır. Bu olaylar etrafında toplum hayatında adet ve inançlar ortaya çıkmıştır. İnsanların yaşadığı her ortamda adet ve inançlara rastlamak mümkündür. Bu adet ve inançlar milletler arasında farklılıklar gösterdiği gibi, bir milletin yaşadığı vatanın coğrafi bölgeleri arasında da farklılıklar göstermektedir.

İnsanlar kendi güçlerinin üzerinde cereyan eden olaylar karşısında aciz ve çaresiz kalırlar. Çaresizlik içinde çareyi inanmada (dinde) arayan insan oğlunu bu inanmalar tatmin etmektedir. Bu inanmalar ister tek tanrılı dinden kaynaklansın, isterse çok tanrılı dinden kaynaklansın geleneksel toplumlarda bunun pek fazla önemi yoktur. İnanç ve inanmaları doğru-yanlış veya menşei itibarı ile bir ayrıma tabi tutmadan değerlendirecek olur isek, bilhassa geleneksel toplumlarda ne denli büyük etkisi olduğunu görürüz. Bunu şu misalden daha iyi anlayabiliriz. Doğu Anadolu insanının tarımda uzun yıllar traktör kullanmayı kabul etmemesi.

Adet ve inançların toplum üzerindeki etkisi konusunda İ. Zeki Eyüboğlu’nun tesbitlerine katılmamak mümkün değildir. “Söylence bile olsa, değişmezlik, dokunulmazlık kılığına girince sakıncalıdır. Söylenceler birer yaratı ürünü olarak kaldığı sürece, toplulukların düş gücünü, yaşama anlayışını, evrene hangi gözle baktığını gösterme bakımından üzerinde durulmaya değer varlıklardır. Ancak bir söylence biçim değiştirerek, inanç kılığına girer de güncel yaşamı yönlendirmeye kalkışırsa sınırları dışına taşmış, sakıncalı duruma gelmiş demektir. En güçlü söylence bile, bilimin başladığı yerde biter, kendi ortamına çekilir. Bunun karşıtı toplumsal çöküşün ilk belirtilerini gösteren, bir kanıt niteliğindedir.

Kaynağını toplum yaşamından ve tabiat olaylarından alan adet ve inançlarla, kaynağı vahye dayanan ve semavi dinler diye isimlendirilen dini inançlarla karıştırmamak gerekmektedir. Bunlar her ne kadar menşei itibarı ile farklı olsalar da geleneksel toplumlarda bazı konularda bir birinden ayrılmayacak derecede iç içe girmişlerdir. Böyle toplumlarda bilimin gelişmesi de zordur.

Geleneksel toplumlarda, teknik gelişme sonucunda icat edilen yeni aletleri kabullenmek ve bunların kullanım alanlarına girmesi zor ve tedricen olmaktadır. Bunun en çarpıcı örneği buzdolabı, televizyon, şofben vs. gibi ev cihazlarının bile kırsal kesimde geç kabul görmesidir.

Basit olarak gösterilen bu örnek bile bizi bir itirafa zorlamaktadır. İnsanın günlük yaşamında ona faydası olan her şey iyi, zararı olan her şey kötüdür. Ayrıca belirli fayda ve kolaylık sağlasa da, maddi olarak zararına dokunuyor ise bunu kabul etmektense reddetmek daha kolayına geliyor.

Adet ve inanç konusunda bu ön bilgiden sonra asıl konumuz olan Trabzon yöresi adet ve inançlarına değinebiliriz. Trabzon yöresi adet ve inançları diğer bölgelerle benzerlik gösterse bile, kendine özgü bazı farklılıklar arz etmektedir. Adet ve inançları bir birinden ayırarak bağımsız olarak mütalaa etmek zordur. Çünkü çok zaman adet ve inançlar iç içe girmiştir. Trabzon yöresi adet ve inançlarını alt başlıklar halinde açıklamamız konuyu daha iyi işlememize katkı sağlayacaktır.

1- EVLENME (DÜĞÜN) İLE İLGİLİ ADET VE İNANÇLAR

İnsanın ve toplumun devamını sağlayan en önemli olgu evlenme ve düğün merasimidir. Çünkü insan hayatı sınırlı, evlenme ile neslin devamı süreklilik göstermektedir. Onun için her toplumda olduğu gibi evlenme ve düğün merasimi ile ilgili adet ve inançlar Trabzon ve yöresinde de bulunmaktadır. Trabzon ve ilçeleri bu konuda özde birlik gösterse de aralarında bazı farklılıklar vardır. Biz önce evlenme ve düğün merasimini genel hattıyla açıkladıktan sonra farklılıklara temas etmeye çalışacağız. Evlenme olgusunu genellikle eş seçimi, söz kesme, nişan ve düğün olarak belirli evrelerden geçerek gerçekleşen bir olgudur. Bu evrelerin her birinde belirli adet ve kurallara riayet edilir. Bu seçimi genellikle şu yollardan biriyle gerçekleştirilir:

a) Beşik Kertme usulü: Eskiden uygulanan bu yöntem artık bu gün geçerliliğini kaybetmekle beraber, Trabzon merkez köylerinin yüksek köyleri ile Of ve Çaykara bölgesinde nadirde olsa uygulanmaktadır.

b) Görücü usulü: Trabzon ve yöresinde imece usulü, yaylaya çıkışlar ve akraba evliliği nedeni ile bu usule pek rastlanmamaktadır. Ancak eskiden bu usul nadirde olsa uygulanırdı. Trabzon yöresinde bu işi “yenge” denen kişiler yapardı. Bu işte uzmanlaşan yenge denen kadınlar evlenme çağına gelen erkek ve kızları bilir. Evlenecek olan erkeğin tercih durumuna uygun gelin adaylarını bulur ve tanıştırırdı.

c) Eşi ailelerin seçip sonra gençlerin onayının alınması: Bu usul azda olsa Trabzon yöresinde uygulanmaktadır. Aile büyükleri bu genellikle anne olur gelin adayını belirler ve oğluna belirlediği bu adayı alır.

d) Eş seçimini gençlerin yapıp sonra ailelerin onayının alınması: Bu usul Trabzon’un en fazla okuma yazma oranının yüksek olduğu ve yakın akraba evliliğinin yapılmadığı Şalpazarı yöresinde görülmektedir. Fakat eskiye oranla eğitim seviyesinin yükseldiği Trabzon merkez ve doğusundaki ilçelerde de yaygınlaşmaktadır.

e) Gençlerin ailelerinin onayını almadan yaptıkları eş seçimi: Bu usul bilhassa eskiden kız kaçırmanın yoğun olduğu Sürmene, Of ve Çaykara bölgelerinde görülmektedir. Halen de az da olsa Trabzon’un büyük bir bölümünde geçerliliğini muhafaza etmektedir. Bir birini seven gençler aileleri razı olmayınca ailelerinden habersiz olarak evlenmektedirler ve bilahare aileler çeşitli yakınların araya girmeleri ile barıştırılmaktadır. Bu genellikle ilk çocuğu kadar devam eder.[2]

Kız isteme ve söz kesme işlemi evliliğin temelini teşkil eden en önemli karar alma anıdır. Bu anın önemi ata sözlerinde bile yer almaktadır. “at beslenirken, güzel (kız) istenirken çok dikkat edilmelidir”.

Gençler bir birleriyle anlaşıp evlenmeye karar verdikten ve ailelerde bu kararı onayladıktan sonra kız istemeye gidilir. Önce oğlan tarafının ailesi, kız tarafına haber göndererek bir akşam ziyarete gelmek istediklerini bildirir. Kız tarafının tesbit ettiği bir akşam, erkek tarafının büyükleri ve köyün hatırı sayılır büyüklerinin oluşturduğu kadınlı-erkekli beş on kişilik bir grup kız evine gider.

Hoşbeş ve bir süre sohbetten sonra asıl maksada girilir ve “Allah’ın emri Peygamberimizin kavli ile kızınızı oğlumuza istemeğe geldik” denir. Genellikle bu isteme işini bu işte uzmanlaşmış ve kız tarafınca hatırı sayılır kişi yapar. Kız tarafı kendini biraz naza çekse de genellikle bu iş o akşam tatlıya bağlanır.

İşin en zor tarafı isteme işi bittikten sonra başlar. Çünkü yapılacak düğün, nişan ve düğünde geline takılacak bilezik, saat, küpe, yüzük, altın vs. takıların miktarı tartışmaya yol açar. Fakat neticede iş tatlıya bağlanır. Kız isteme usulü tatlıya bağlandıktan sonra eskiden ayran ikram edilirdi. Günümüzde ayranın yerini kent merkezlerinde kahve kırsal kesimde şerbet almıştır. Kız tarafının ikramı içildikten sonra, içenler hediye olarak bir miktar para verirler.

Trabzon merkeze yakın bölgelerde kız isteme işi bitince, kızın nüfus kağıdı bir mendile sarılarak oğlan tarafına getirilir. Oğlan tarafından nüfus kağıdını alan kişi hediye olarak bir miktar para verir. Şalpazarı yöresinde ise oğlan tarafının kadınları kız istemeden birkaç gün sonra kız tarafına kına götürerek gelin adayının eline kına yakarlar. Bunun anlamı ise “artık sen bizim oldun, bizim kızımızsın”dır. Kız isteme merasimi bittikten sonra nişan yapılır.

Şalpazarı yöresinde ayrıca bir nişan merasimi yapılmaz. Trabzon yöresinde nişan merasimi yapılır. Bu genellikle aileler arasında gerçekleştirilir. Erkek tarafı kıza alyans takar. Gelin adayını tepeden tırnağa giydirir. Kızın anne ve babasına hediye alır. Kız tarafı ise oğlana alyans takar ve bazı hediyeler alır. Karşılıklı hediyeleşmeden sonra topluca yemek yenir.

Kararlaştırılan düğün günü gelince düğün yapılır. Trabzon yöresinde eskiden düğünler bir haftaya yakın sürerdi. Kına gecesi, Gelin alma ve cumalık olmak üzere üç gün coşkulu şenlik yapılırdı. Gelin alma Perşembe veya Pazar günü yapılır, bu günün öncesinde kına gecesi, akabinde ise cumalık yapılırdı. Günümüzde ise düğünler genellikle salon kiralanarak yapılmaktadır.

Trabzon ve yöresinde başlık parası vardır. Büyük ölçüde kalktığı söylense de Tonya, Yomra, Çaykara gibi bölgelerde analık hakkı, diğer bölgelerde süt hakkı adı altında miktarı azda olsa hediye babında bir miktar para alınmaktadır.

Gelin evden çıkarken gelinin kardeşleri kapıyı keserler ve kardeşlik hakkı olarak bir miktar hediye alırlar. Gelin evden çıktıktan sonra yol kesme adeti vardır. Yol kesenlere zarf içinde hediye verilir. Gelin eve girerken damat gelinin başı üzerinden bozuk para ve çiçek atar. Nikahtan önce gelinin kucağına çocuk verilir. Nesli devam etsin diye. Bunun zamanı bazı farklılıklar gösterse bile bütün Trabzon yöresinde uygulanan bir adettir. Şalpazarı bölgesinde gelin eve girdikten sonra ocağa götürülür. Ateşe odun koyar ve ateşte bulunan tencereyi karıştırır. Bu yeni gelen gelinin ocağı tütsün ve eve bereket getirsin diye yapılan bir uygulamadır. Düğünden üç, beş veya yedi gün sonra “yedi” adıyla yediye kız tarafına gidilir. Hoşbeş ve sohbetten sonra yemek yenir. Damadın sofrasındaki yemekler ağzı kapalı gelir. Hediyesiz tabakların ağzı açılmaz. Damattan yumurtayı bulması istenir. Yomra yöresinde yedide damadın ayakkabısı gizlenir. Bir miktar hediye alınmadan ayakkabısı verilmez.

Güvey (damat) çıkarma adeti ise, bu gün düğünlerin unutulan en önemli adetlerinden biridir. Gelin alınmaya gidilmeden önce berber gelir damat adayını tıraş eder. Tıraşa başlamadan önce makas kesmiyor diye damadın yakınlarını tek tek çağırır ve bir miktar hediye olarak damada para takar. Bilahare toplanan paralar damada verilir. Yomrada uygulanan bu usul, Şalpazarında tıraştan sonra yapılır. Düğünlerin salon düğünü olarak yapılması bu adetleri büyük ölçüde yok etmiştir. Ancak kısmen de olsa bölgenin yüksek kesimlerinde zaman zaman devam etmektedir.

2- ASKER UĞURLAMA İLE İLGİLİ ADET VE İNANÇLAR

Türk ulusu asker bir millet olduğu için askere gitmeyi de çok sever. Bütün Türkiye’de olduğu gibi, Trabzon yöresinde de askerlik sevilir. Bunun için asker uğurlama bir tören şeklindedir. Fakat bilhassa İmparatorluğun son dönemlerinde sekiz-on yıl süren askerlik ve gidenlerin çoğunun geri gelmeyişinin burukluğu ayrılık acısı olarak halen kendini gösterir. Asker uğurlamada sevinç ve üzüntü iç içedir.

Askere gidecek olan gençler gününden bir iki ay önce çalışmayı bırakır. Kendi akranları ile gezip dolaşır. Hısım akraba ziyareti yapar. Yola çıkmadan bir gün önceki akşam asker evinde toplanılır. Anılar anlatılır, askerlik konusunda daha önce bu görevi yapanlar bilgi verir. Kadınlar bu arada üzüntülü olan asker annesini teselli ederler. Şayet askere gidecek olan evli ise veya nişanlı ise bunlarda teselli edilir.

Askere gidecek olanlar toplanır, topluca köy meydanlarından veya kasaba meydanlarından uğurlanırlar. Bu arada bölgede yaygın olan mermi atma olayı da yaşanır. Fakat iki yıldır Tonya’da yapılan bir uygulama dikkat çekicidir. Askerlere gece düzenlenir. Sazlı-sözlü eğlence yapılır. Bu eğlenceye Tonya’nın ileri gelenleri de katılırlar. Gecenin sonuna yakın yardım toplanır. Bunun amacı ise mermiye harcanacak paranın önlenmesidir. Askerler dua ile uğurlanır. Bazı aileler asker uğurlamadan önce mevlid merasimi yaparlar. Değişen hayat şartları asker uğurlama merasimlerini asgari seviyeye indirmiştir. Sürmene gibi bazı bölgelerde asker uğurlamada maniler de söylenir.

Asker ettiler beni Asker ettiler beni
Doğri sürdiler Van’a Bahriyeyim bahriye
Yokmidur benim yarum Gideyurum sevduğum
Ağlasun yana yana Ağla beni Fahriye

...

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #11 : Aralık 05, 2009, 11:53:54 ÖÖ »
3- CENAZE (ÖLÜM) İLE İLGİLİ ADET VE İNANÇLAR

İnsan hayatını etkileyen olayların en önemlilerinden biriside ölüm olayıdır. Bir insanın hayata veda etmesi geride kalan insanları bilhassa yakınlarını derinden sarsan bir olaydır.

Trabzon yöresinde ölüm hastalığına yakalanan, ölmek üzere olan insanın yanında Yasin süresi okunur. Evde bilen varsa o, bilen yoksa hoca okur. Bilhassa Sürmene yöresinde ölüm hastalığı uzun sürer veya hasta çok ızdırap çeker ise bu o kişinin günahkar olduğuna yorumlanır. Bu inanma genel olarak geçerli olmakla beraber, hastanın yakınları üzülmesin diye onların yanında söylenmez. Hasta ziyaretleri sık yapılır ve ziyarete giderken meyve veya kolonya hediye ola- rak götürülür. Ölen kişinin yanında bulunanlar, önce ölen kişinin çene ve ayaklarını bağlar, gözleri açıksa gözleri kapatılır. Elbiseleri soyularak teneşire yatırılır. Karnı şişmesin diye bıçak veya demir parçası konur.

Ölüm haberini duyan komşular toplanır. Ölen kişinin gurbetteki yakınlarına haber verilir. Ölünün defnedileceği günün sabahında mahalle ve yakın camilerde sela okunarak ölüm ilanı duyurulur. İslâmi usulle yıkanan ve kefenlenen cenaze musalla taşına getirilir. Genellikle öğle nadiren ikindi namazına mütekip cenaze namazı kılınır. Namazdan önce cenazeye iştirak edenlerden helallik alınır. Namazdan sonra kısa bir dua yapılır. Cenaze mezarlığa götürülür ve defin işlemi yapılır. Defin işleminden sonra Kur’an okunarak dua yapılır. Cenaze yakınları taziye edilerek mezarlıktan ayrılınır.

Cenaze çıkan eve komşular yemek götürür. Defin işleminin yapıldığı akşam, cenaze evinde toplanılarak Kur’an okunur ve dua yapılır. Merkez ilçenin bazı köylerinde bu işlem üç akşam devam ederek, üçüncü akşam mevlid okunur. Cenaze yakınları üç sabah mezarı ziyaret ederler. Ölünün arkasından kırk gün Yasin okunur. Buna kırk okuma denir. Kırkıncı gün bazen de elli ikinci gün mevlid tertip edilir. Bu işlem bazen her ikisinde tekrarlanır.

Cenaze evin hangi odasından çıktı ise, o oda da kırk gün ışık yakılır ve su bırakılır. Ölünün evi ziyaret edeceğine inanılır ve su ile abdest alacağına inanılır. Cenaze çıkan evde ilk akşam helva kavrularak taziye gelenlere ikram edilir. Cenaze evden çıkarılırken önce baş tarafı çıkarılır. “Evden önce ayağın çıksın” ifadesi beddua olarak kullanılır.

4- HAC’LA İLGİLİ ÂDET VE İNANÇLAR


İslâmın beş şartından biri olan hac ibadetini yerine getirmekle ilgili olarak, bilhassa geleneksel toplumlarda bazı adet ve inançlar vardır. Ülkemizde olduğu gibi, bölgemizde de hac’ca giderken ve hac’dan dönüşte bazı uygulamalar vardır.

Hac’ca gidecek olan kişi önceden belirli hazırlıklar yapar. Bu hazırlığın maddi ve manevi yönü vardır. Maddeten kendini bu görevi ifaya hazır bulan kişi, manevi olarak da kendini hazırlamaya çalışır. Eş, dost, hısım, akrabayı ziyaret ederek helallik alır. Kendini biraz daha fazla ibadete verir. Kalp kırmamaya çalışır. Yolculuğa çıkmadan önce komşular toplanır. Türk bayrağı eşliğinde havaalanından hacıyı uğurlarlar. Kara yolu ile gidildiği dönemde uğurlama merasimi hem daha kalabalık hem de daha neşeli olurdu.

Dönüşte hacı bayraklarla havaalanından karşılanır. Korna çalarak görkemli bir şekilde evine getirilir. Hacı evine bayrak asılır. Üç gün hacı evine ziyaretçi gelir, bazı bölgelerde (Of, Yomra) bir hafta sürer. Gelen ziyaretçilere ikramda bulunulur. Hurma ve zemzem suyu vazgeçilmez ikramdır. Merkez ilçede pilav, tatlı ve komposto, Of, Şalpazarı bölgesinde yemek ikramı vardır. Gelen ziyaretçiler ikramı kabul ettikten sonra dönüşte hacı efendinin hediyesini olan tesbih veya takke ile uğurlanırlar.

Tanısın veya tanımasın, büyük veya küçük olsun gelen ziyaretçileri hacı efendi ayakta karşılar. Eli ile ziyaretçilerin yüzünü mesh eder. Bunun anlamı Allah hacca gitmeyi sana da nasip etsin demektir.

Hac toplumda hacıya büyük itibar kazandırır. Artık hacı efendi de yaşantısına özen göstermek ihtiyacında olduğunu bilmektedir. “Kâbe’yi görene cennet verilir” güvencesi insanları bir an önce hacca gitmeye teşvik etmektedir.

Hacıyı ziyarete gelenler gelmelerinin habercisi olarak mermi atarlar. Hacının yakınları karşılık verir. Bazen gelen kişinin toplumdaki itibarına göre karşılığı bizzat hacının kendisi verir.

5- BAZI GÜNLERLE İLGİLİ ADET VE İNANÇLAR


Trabzon yöresinde yılın belirli günleri ile ilgili adet ve inançlar bir hayli yaygındır. Bunlarla ilgili uygulamalar belirli yöresel farklılıklar gösterse de öz itibarı ile pek değişmemektedir. Tesbit edebildiklerimizi iki şekilde sıralayabiliriz. Şenlik yapılan ve kutlanan günler, bazı günler ile ilgili inanmalar.

a) Kalender: Takvimle Ocak ayının 13’ünü 14’üne bağlayan gece kalender gecesidir, günüde kalender günüdür. Kalender gecesi çocuklar ev ev dolaşarak kapıya torba atarlar, ev sahibi de torbalara meyve veya kuruyemiş koyar. Bu uygulama merkez ilçede vardır. Kalender günü misafir gidilmez. Gelen misafirin ayağı denenir ve uğurlu-uğursuz geldiği o yıl ki hasılata göre tecrübe edilir.

b) Hıdrellez: Miladi takvimle Mayıs ayının altısı hıdrellez günü olarak kutlanır. Bilhassa merkez ilçede kıra çıkılır. Tonya bölgesinde yaylaya çıkışlar hıdrellez ve takip edilen günlerde yapılır. Diğer bölgelerde de genelde buna riayet edilir. Hıdrellez günü toprak kazılmaz, yeşil kesilmez, zaruri ihtiyaçların dışında iş yapılmaz. Akşamüzeri kabak dikilir, kabak dikilirken “bu gün ne eğrilik yaptımsa kabağa gitsin” denir. Bahçe olmayan durumda, apartmanda oturanlar “bir bardak suda tuz eriterek lavobaya dökerler”.

Merkez ilçenin yüksek köylerinden birinde yaşayan M. Y. İsimli şahsın, hıdrellezle ilgili olarak anlattığı iki örnek dikkate şayandır. “Hıdrellez günü kardeşim kilit açtığı için o sene doğan kız çocuğunun kalçasında anahtar deliği gibi delik vardır. Ayrıca bir komşumuz, hıdrellez günü tütün kıydığı için o sene doğan kızının parmakları kesik olarak doğmuştur”.

c) Mayıs Yedisi: Miladi takvimle Mayıs ayının yirmisine rastlayan bu gün ile ilgili kutlamalar, Trabzon’un doğusunda Sürmene ilçesinde, batısında ise Vakfıkebir ve Beşikdüzü de yapılmaktadır. O gün insanlar deniz kenarında toplanır, denize girip yıkanırlar, kayıklarla denizde gezinti yaparlar. Geçmişte Mayıs Yedisi kutlamalarının çok daha görkemli yapıldığı anlatılmaktadır.

Sürmene’de Mayıs Yedisinde sığırlar deniz kenarına getirilip yıkanırdı. Hastalıklı kadınlar yedi dereden geçirilip, bellerinden iplerle bağlanarak dere ağzında denize daldırılarak şifa bulacağına inanılırdı. Genç kızlar denize açılarak kısmetlerinin açılacağına inanılırdı.

Batıdaki uygulamalarda aynı olmakla beraber, yedi dalgadan alınan su ile, ev veya tarla sulanarak bereketin bol olacağı inancı vardır. Sürmene bölgesinde bugün bunlar tamamen bırakılmakla beraber, Beşikdüzünde deniz kenarına inmeler devam etmektedir. Hayvancılığın azalması nedeni ile artık Mayıs Yedisinde deniz kenarında hayvanlara rastlanmamaktadır.

Merkez ilçede işe başlamak (ekin ekmek, inşaat) gibi Pazartesi veya Perşembe günü uğurlu sayılır. Pazartesi günü uğursuz sayılır. Genellikle bütün yörede Salı gününün uğursuzluğu ile ilgili inanma vardır.

Trabzon yöresinin tarım yapılan bölgelerinde ay eskisi veya yenisi seçilir. Ay eskisinde ekilen ürünün sapı cılız olur, hasatı bol olur. Ay yenisinde ekilen ürünün sapı uzun hasatı az olur. Bu doğrultuda ekilen ürünün niteliğine göre bazı bölgelerde ay eskisinde, bazı bölgelerde ay yenisinde ürün ekilmez. Ay yenisinde ağaç kesilmez, ürün hasat edilmez, şayet bu zamanda yapılırsa güvelenip çürüyeceğine inanılır.

Merkez ilçenin bazı köylerinde küçük ayının birinde eve ilk gelen misafir ile tavukların o yıl ki yumurtlaması ve civciv verimi denenir. Mart ayının birinde ise koyun ve sığırın verimi denenir.

Maçka yöresinde ay yenisinde yolda rastlanan veya ilk görünen kişinin durumuna göre o ayın iyi veya kötü geçeceğine inanılır. Tonya yöresinde Pazartesi günü yolculuğa çıkılması uğursuzluk sayılır.

6- BAZI TAŞ VE KAYALARLA İLGİLİ İNANMALAR


Trabzon yöresinde belirli kayalarla ilgili inanmalar vardır. Bu konu ile ilgili olarak tesbit edebildiklerimiz şunlardır:

a) Gugul Taş: Trabzon merkez ilçe, Maçka-Akçaabat’ın kesiştiği noktada, tosunlu köyü sınırları içindedir. Kendi ismi anılan tepenin zirvesinde bulunmaktadır. Tepenin köye bakan yamacı kayalık ve kayanın üzerinde yaklaşık on metre yükseklikte, yumurta biçiminde dikeyine duran bir kayadır. Tepenin deniz tarafında kilise kalıntısı vardır. M. Y. anlatımına göre gugul taşın şöyle bir hikâyesi vardır. “Zamanın birinde insanlar toplanarak gugul taşı yuvarlarlar. Fakat sabahleyin baktıklarında, gece tekrar taş yerine gelmiş”. Taşın yerinde Allah tarafından durulduğuna inanılır.

b) Şahin Kayalar: Ziganoy olarak bilinen Başkurt, Sevimli köyü mıntıkasındadır. Fakir bir insanı zamanında köyünden kovarlar. Fakir insan kayalık bölgeye gelince burası benim tapulu mülküm diyerek yerleşir. Köyden kovulan adamın ismi Şahin olduğu için “Şahin Kayaları” olarak isim alır.

c) Kocakarı Kayaları:
Sürmene yaylalarına çıkarken Soğuk sudan az yukarıdadır. A.R.T. anlatımına göre hikâyesi şöyledir. “Yaylalara Nisan ayı sonunda çıkılır. Fakat bu kayalara ismini veren kocakarı küçük (Şubat) ayında koyun ve keçilerini alarak yaylaya çıkmaya karar verir. Etrafındakiler her ne kadar bu ayda yaylaya çıkılmaz diye ikna etmeye çalışsalar da ikna edemezler. (Küçük ayı ........ vak vak eder oğlanım) Küçük ayı bana vız gelir anlamında bir söz söyleyerek yola koyulur. Bugün kayaların bulunduğu mevkiye gelince fırtınaya tutularak donarak ölür” Anlatılan şahıs ben bu manzarayı gördüm. Önde kayadan yıkılmış bir insan ve arkasında yüzünün üstüne yıkılmış yirmi, otuz kadar hayvan şeklinde kaya var.

d) Gelin Güvey Taşı: Trabzon Boztepeden bakılınca Maşatlık üstünde iki taş vardır. “Kaynatası gelinine beddua eder. Evden çıkan gelinin eşi takip etmeye başlar. Kayaların olduğu yere gelince ikisi de taş olur. Gelinin gözü taşa tepeden çıkarak yansır”

e) Zincirli Kaya: Arsin yeni yaylada bulunur. Uçurumlu bir kayadır. Kayalığın aşağıya yakın kesiminde bir mağara vardır. Mağaranın içinden değişik sesler gelir. Korkudan dolayı mağaraya girilmemektedir. Anlatan M.K.

f) Uzun Kaya: Arsin Fındıklı köyündedir. Dörtgen şeklinde yaklaşık kırk metre yüksekte bir kayadır. Kayanın içinden sesler geldiğine inanılır. Ayrıca kayanın parçalanmadığına da inanılır.

g) Nal İzi Olan Kayalar:
Trabzon yöresinde tesbit ettiğim en ilginç kaya inanmalarıdır. Hz. Ali’nin atının nal izlerinin olduğu kayalar:

1- Merkez ilçe, Maçka-Akçaabat’ın kesiştiği noktada Akca köyle, Kaynarca köyünün sınır bölgesinde “Yosma Düzü” denen yerde bir kayada Hz. Ali’nin atının nal izi olduğuna inanılır. Hikâyesi şöyledir. “Bu bölgede bir ejderha vardır. İnsanlar ejderhadan kurtulamaz. Hz. Ali gelir ejderhayı dağdan kovar. Kaçan ejderhayı vurur. Ejderha batar ve battığı yer göl olur. Çakır göl”.

2- Of, Sürmene hududunda yayla yolunda sokak dibi denen mevkide bir kayada Hz. Ali’nin atının nal izi olduğuna inanılır. Bu gün yol genişlediği için bu kaya kaybolmuştur.

Aynı inanmada Maçka ilçesinde bir mağara ile ilgili olarak söylenir. Mağaranın yerini tesbit edemedim.

h) Muzır Dağı Şehitlik Kayaları: Sürmene Harmantepe yaylasında Taşharman denilen yerde şehit olduğu bilinmiyor. Eskiden yaya olarak yaylaya çıkış ve inişte Taşharman denilen yere gelince taş yığınına taş atardık. “Yerden bir taş alıp geri geri giderek yığınağa atınca yorgunluğun gideceğine inanılırdı.”

Bu şehitliğin durumunu Nazım Bilgin’in oğlu Mehmet Bilgin ortaya çıkarmış ve Muzır Dağı savaşı adı ile Trabzon İl Kültür müdürlüğü yayınlamıştır. Daha önce yayladaki ilk ev şenlik olmamıştır ve Cuma sabahları şehitlikte ezan okunduğuna inanılırdı. “Okunan ezanı duyanlar vardır”.

...

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #12 : Aralık 05, 2009, 11:54:18 ÖÖ »
7- ÇEŞİTLİ KONULARDA İNANMALAR

Trabzon bölgesinde çeşitli konularda bir hayli inanmalar vardır. Bunların bir çoğu yörel olmakla beraber, bir çoğu da bütün Trabzon bölgesinde rastlamak mümkündür. Bazıları ise bölgesel farklılıklar göstermektedir.

- Nazarla İlgili İnanmalar: Bütün Trabzon bölgesinde nazarla ilgili inanma-lar vardır. Bilhassa kırsal kesimde nazarla ilgili olarak, nazardan korunmak için nusha (hamayil) taşımak, hayvanlar için tuz okutmak vardır.

- Trabzon merkez ilçe ve Maçka yöresinde sığırlara nazara ismi verilir.

- Sürmene bölgesinde nazara inananlar çok. “Nazar insanı mezara, hayvanı kazana kor” sözü meşhurdur. Korunmak için belirli dualar okunur.

- Arsin bölgesinde bir şeye nazar aldığı zaman kül sulandırılarak nazar alanın üzerine serpilir.

- Arsin bölgesinde sığırlar nazar almasın diye köpeğin dışkısının beyazı kurutularak sığırın boynuna asılır.

- Yürümeyen çocuklar Cuma günü camiye götürülür ve camiden çıkan ilk kişiye ayak bağı kesilerek yürüyeceğine inanılır. Bu inanma yaygındır.

- Tonya’da eve uğursuzluk gelmesin diye Mayıs ayında evin kapısının üstüne “Mayıs Dikeni” konur. Merkez ilçede bu diken ahır kapısının üstüne konur.

- Sürmene Yemişli mahallesinde “Fenerli Türbesi” dili tutulanlar götürülür. Türbenin içi oyulmuş oradan toprak alınır. Bu şekilde dili tutulanların dilinin açılacağına inanılır.

- Sürmene’de Mayıs ayında ayazma (Kutsal Su) gidilir. El, yüz yıkanır. Elbiseden bir parça koparılarak gözeye bırakılır.

- Trabzon merkez ilçede “Ahi Evran” türbesine, Düzköy’de Haçkalı Hoca türbesine adak adanır, ziyaret yapılır, mevlit okutulur. Bu davranışın daha faziletli olduğuna inanılır.

- Trabzon merkez ilçe Akoluk Beldesindeki şehit asker türbesinde namaz kılınır, ziyaret edilerek belirli hastalıkların iyileşeceği inancı vardır.

- Trabzon merkez ilçesinin bazı köylerinde, küçük çocukların yol kenarına abdest bozması yasaklanır. Şayet bu yasağa uymazlarsa tırnaklarının kenarında şeytan tırnağı biteceği söylenir.

- Altını kirleten çocuklara gizli olarak koyun veya sığır cinsinin üreme organı yedirilir.

- Doğum yapan kadınların bir birlerini kırk gün görmemeleri veya aynı sofradan yemek yemeleri ile bir birlerini bastırdığı inancı vardır. Böyle bir durum söz konusu oldu ise her ikisine aynı tastan su içirilir.

- Yeni doğan çocuk kırk gün yalnız bırakılmaz. Al basacağı inancı vardır. Arsin bölgesinde yeni doğan çocuğun üstüne yeni gelin gelirse çocuğu bastırdığına inanılır.

- Arsin bölgesinde damadın nikâhtan sonra gerdeğe girmeden kapı altından geçerse bağlandığı inancı vardır.

- Arsin bölgesinde Cuma günü öğleden sonra mezar ziyareti yapılmaz. Ölü defnedildikten sonra mezarın yanından arka dönerek ayrılmanın ölüye saygısızlık olduğuna inanılır.

- Kesik ve yaralara insanın kendi idrarının iyi geldiğine inanılır (Arsin).

- Yomra Maden köyünde yaşayan Serdar Fadime (1998 de sağ ve yüz yaşın üzerinde) gece şehitlerle konuştuğuna inanılır.

- Arsin bölgesinde iltihaplı yaranın üzerine damar (yılan) otu sarmakla yaranın iyileşeceği inancı vardır.

- Arsin bölgesinde göbek düştüğü zaman, bir ekmek parçasına kibrit çöpü dikerek göbeğin üzerine bırakılır ve yakılır. Üzerine bardak kapatılarak, düşen göbeğin yerine geleceğine inanılır.

- Baykuş ötmesi uğursuz sayılır. Evin yakınında baykuş öterse yakın bir zamanda o evden ölü çıkacağına inanılır. Bazı bölgelerde köpek ve kara karganın bağırması da uğursuz sayılır. Kara kedi ile de ilgili olarak aynı inanma vardır. Maçka’da kara örümcek uğursuz sayılır.

- Kavak yaprağını alt tarafından dökmeye başlarsa kışın çetin geçeceğine inanılır. Maçka’da ayva çok olunca kış çetin geçer inancı vardır.

- Maçka’da çocuğun göbeği kesilince ya camiye ya da okula bırakılır. Camiye (ibadete) ve İlme yönelsin diye.

- Maçka’da yeni alınan bir giysi besmelesiz olarak sandığa bırakılırsa veya giyilirse cinlerin giyeceğine inanılır. Bu konu ile ilgili olarak bir anlatım vardır.

“Maçka Güney mahalle annemin tanıdığı İrfan adında bir kadının kocası fırıncıdır. Adam hanımına güzel bir elbise alıyor. Kadın elbiseyi giymeye kıyamıyor ve besmelesiz sandığa koyuyor. Gece cinler adamı alarak fırında çalıştırıyorlar. Hanımına aldığı elbise ile bir kadın fırına geliyor ve hamurlu elini kadının sırtına vuruyor. Sabah eve gelince hanımından, aldığı elbiseyi getirmesini istiyor. Hanımı elbiseyi getiriyor ve sırtının hamurlu olduğunu görüyor” (Yaklaşık yüz elli sene mazisi olan bu olayı anlatan F.D. Karahasanoğlu)

- Maçka’da akşam namazından sonra dışarı çıkıldığı zaman “Bismillah destur, cinler periler kenara dursun” denilmez ise çıkan kişinin çarpılacağına inanılır.

- Maçka Güney mahalle Atlı Kilise yanında bulunan su kutsal sayılır. El, yüz yıkanır. Eşarp, mendil ağaca bağlanır ve dilek tutularak dileğin olacağına inanılır.

- Kırsal kesimde tarım yapılan bölgelerde tavşan uğursuz sayılır.

- Sürmene’de süpürge ile insana vurulmaz. Vurulursa boyu uzamaz.

- Gözde arpacık çıkınca zenginliğe delalet eder.

- Karanlıkta tırnak kesilmez. Sürmene’de tesbit ettiğimiz bu mesele bütün bölgeler için geçerlidir.

- Sürmene’de çakalın bağırması uğursuzluk sayılır. Uğursuzluktan korunmak için ayakkabı çıkarılarak ters çevrilir.

- Sürmene’de boğmaca olan çocuklar, öksürüğü geçsin diye ceviz kökünden geçirilir. Beşikdüzü’nde sandığa kapatılır.

- Sürmene’de Cuma günü çamaşır yıkamak uğursuzluk sayılır.

- Sürmene’de akşamdan sonra çocuklar dışarı abdest bozarsa çarpılır. Bu inanç diğer bölgelerde de yaygındır.

- Vapurla askerlerin uğurlandığı dönemde, vapur liman başını aşana kadar ev süpürülmesi uğursuz sayılır.

- Çaykara’da yolda giderken kadına rastlamak uğursuzluk sayılır.

- Çaykara’da evden yolcu çıkışında ev süpürmek uğursuzluk sayılır.

- Gelin büyüklerinin yanında çocuğunu kucağına alamaz, sevip okşayamaz.

- Büyüklerinin yanında koca hanımının ismini söyleyemez. Şayet hanımına bir söz söylemesi gerekiyorsa lakap ile hitap eder.

- Toplumda genellikle hanımların ismi söylenmez. “Ev sahibi, kan ayaklı veya Bizim kaşık düşmanı” diye isimlendirilir.

- Evden çıkarken sağ ayakla çıkmak uğurlu sayılır.

- Yolda giderken yılana rastlamak uğursuzluk sayılır. Yolu değiştirmek veya geri dönmek gerekir. (Merkez ilçe köyleri)

- Horozun akşam namazında devamlı ötmesi evden ölü çıkacağına işaret sayılır. Uğursuzluk belirtisi . (Merkez İlçe)

- Tonya ve Şalpazarı yöresinde yaylaya göç sırasında süslenir. Sığır ve Koyunların başlarına genelde kırmızı ipten örme püsküller takılır. Boyunlarına karışık renkli iri taneli boncuk dizinleri bağlanır. Sığır ve koyunlara çıngırak takılır.

- Tonya yöresinde yedi yemeğinde kaşık çalınır.

- Kırsal kesimde sünnet olan çocuğun kirvesi olur.

- Sürmene’de olmayan yayıklar için nusha yazdırılır. Şalpazarı bölgesinde mayalanmayan peynir için nusha yazdırılır.

- Hayvancılığın yapıldığı bölgelerde “Keçinin kuyruğu sallanınca hayvan yanar” inancı vardır.

- Maçka yöresinde yeni doğan bir çocuğu kırk gün içerisinde hasta (adetli) bir kadın görürse, çocuğun yüzünde sivilce çıkar.

- Maçka yöresinde kara sineğin hızlı ısırması hayvanın bozacağına işaret sayılır.

- Miladi takvimle Mart ayının birinde (Miladi 14 Mart) itibaren her gün bir ay sayılmakla yıllık hava durumu hesaplanır. (Yaygın)

- Siğilleri gidermek için sabit (boyalı kalem) kalemle üzeri boyanır, tam sayısı bir kağıda yazılır, altına bir dua yazılır ve kağıt bir akar suya bırakılır. Kağıt çürüyünce siğiller iyileşir. Dedem yapardı biz yaşadık. “Anlatan F. D. Karahasanoğlu)

- Arsin yöresinde çocuğu olmayan erkek veya kadın, kendi cinsinden bir cenaze yıkanırken teneşirin altına girip ölünün yıkandığı su ile yıkanırsa çocuğu olacağına inanılır. Bu inanç olmakla beraber anlatan S. Kurt’un ifadesine göre korkudan teşebbüs eden olmamış.

- Davara binmesi: Anlatan B. Kaya. “Sene 1985 şehirde ki evde tek başıma yatıyorum. Yarı uyanık vaziyetteyim. camdan içeri rüzgâr gibi mahiyetini belirleyemediğim bir cisim girdi. Elini ağzımın üstüne bastırdı. Çığlık attım sesim çıkmadı. Ne kadar uğraştım bilmiyorum. Korkudan ayağa kalktığım zaman camdan dışarı çıktığını hissettim. Elinin ortası delikti. Zaten elinde delik olmasa insan havasızlıktan boğulur”. Trabzon bölgesinde davara binmesi diye bilinen bu inanç yaygındır.

Yalnız Sürmene İlçesinde M. Çolakoğlu ile yaptığım görüşmede anlattığı şu gerçek çok ilgi çekicidir. “Trabzon’da Ziya Altınkaya isminde sinir mütehassısı bir doktor vardı. Davara binmesi ona anlatılınca bilimsel olarak bunun izahını şöyle yapmıştı. İnsan sırt üstü yattığı zaman öyle bir an gelir ki vücutta kan akımı çok yavaşlar veya durur. Göğüs darlanır, nefes alma güçleşir. Davara binmesinin aslı budur”.

- Cin, peri düğünü: Anlatan H. Yürük, “12 yaşlarında çocuktum. Bir arkadaşımla evimizin karşısındaki ormana gittik. Bir kaya gördük. Yuvarlamak istedik. Karşı ki kayadan o ana kadar hiç işitmediğimiz sesler gelmeye başladı. Davul, zurna eşliğinde mermi sesleri duyduk. Korktuk ve eve geldik. Büyüklerimize anlatınca peri düğününe rastlamışsınız dediler”.

- Çaykara bölgesinde cinlerle evli olduğunu söyleyen kişiler var. Cin, peri inancı bazı bölgelerde yaygın bazı bölgelerde az rastlanmakla beraber bütün yörede var.

- Trabzon yöresinde bilhassa kadınlar arasında belirli hastalıklarda hocaya okunma inancı yaygın.

- Yeni doğan çocuk bir yere misafir götürülünce, o evden ayrılırken gözü arkada kalmasın diye çocuğa hediye verilir.

- Yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur. Bunun iyi ahlaklı bir kişi tarafından okunmasına dikkat edilir. Ahlaklı olsun diye. (Yaygın)

- Ezan okunurken, çakalların uluması uğursuzluk sayılır. (Yaygın)

- Kısmeti bağlı kızların annesi üç Cuma sela vaktinde sandığı açarak, sandıktan aldığı bir giysi ile kızı sarsa kısmeti açılır. (Maçka)

- Çocukların omuzuna mavi boncuk takılarak kötülüklerden korunduğuna inanılır. (Yaygın)

- Maçka Ağralaksa yaylasında yayık çalkalanırken kaymak kolayca yağa dönüşmezse zifin (Zafinos) ağaçcığın dallarından bir parça alınır. Sünnet edilmemiş bir erkek çocuğunun üreme organı boyunca kırılır yayığın içine batırılır. Böylece kaymak kolayca yağa dönüşür. Yayık vurma işi bitermiş. (Anadolu İnançları s.44

SONUÇ

Trabzon yöresi batıdan doğuya yaklaşık yük kilometre, kuzeyden güneye ise yaklaşık altmış kilometrelik bir alanı kapsayan geniş bir bölgedir. Bu bölge içersinde yaklaşık bir milyon insan yaşamaktadır. İnsanların eğitim seviyesi farklı olduğu gibi gelir düzeyleri de farklıdır. İnsanların bulundukları yöreye göre örf ve adetleri de farklılıklar göstermektedir.

Böyle geniş bir alandaki bütün adet ve inançları tesbit etmek elbette çok zordur. Daha önce yapılan dar bölge çalışmalarından başka elde mevcut kaynak yoktur. Bunların sayısı da çok azdır.

Adet ve inançlar konusu çok geniştir. Böyle bir konunun bir bildiride özetlenmesi de çok zordur. Geniş bir konuyu ana hatları ile bildiride özetlemeye çalıştık. Trabzon yöresinde tesbitlerimiz ve yazdıklarımız dışında çok daha geniş adet ve inançlar mevcuttur. Yapılacak geniş kapsamlı bir çalışma ile bunların daha iyi tesbit edilmesi mümkündür.

Gelişen teknik ve kültürel hayat sonucu, adet ve inançların bir çoğu geçerliliğini yitirmiştir. Bir çoğu unutulmaya yüz tutmuştur. Bir çoğu ise terk edilmiştir. Bu konuda Maçka, Esiroğlu’ndan Turan Demirci’nin şu ifadesi çok ilginçtir. “Maçka İmam Hatip Lisesi açıldıktan sonra bir çok batıl inanç ortadan kalktı”. Bu görüşü F. D. Karahasanoğlu da teyit etmiştir.

Zaman ilerledikçe adet ve inançlarda büyük değişiklikler gözlenmektedir. Biz bunun nedenleri üzerinde duracak değiliz. Ama şu gerçeği de hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerekir. Uzun yıllar toplumu bir arada tutan, etkileyen ve toplum kültürünü oluşturan adet ve inançlarında tesbit edilmesi gerekir. Bu bizim gelecek nesillere bırakacağımız büyük bir kültür hizmetidir.

(alıntı)

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #13 : Aralık 05, 2009, 11:58:06 ÖÖ »
Trabzon İlimizin Batıl İnançları

BATIL İNANÇLAR

Batıl inançlar nerden gelip nasıl toplum içinde yerleştiği belli olmayan ama yüzyıllardan beri belki de değişik inanışların ya da insanların kendi kurgularının sonucu hiçbir temel dayanağı ve mantığı izahı olmadan yerleşmiş inanışlar alarak günümüze kadar süre gelmiş olan inanışlardır. Bugün bile çeşitli şekillerde kendini gösteren bu inanışların temelinin insanlık tarihi kadar eski olduğu bilinmektedir. Yöresel özellikler arzeden bu inanışlara ilimizde de rastlamak mümkündür. Bazı batıl inançlardan örnekler :

 Saçayak boş olarak yanan ateşte bırakılırsa ölü suyu bekler.
 Ellerini bağlayanın kısmeti bağlanır.
 Bir kadın aş ererken birine bakarsa çocuğu ona benzer.
 Çocuğunun güzel olması için gebe kadına ayva yedirilir.
 Gece tırnak kesilmez.
 Yeni gelinin kucağına oğlan çocuk verilirse ilk çocuğu erkek olur.
 Evde incir ağacı yakılmaz yakılırsa ev ocak söner.
 Kapı eşiğinde oturan kişi iftiraya uğrar.
 Geceleyin evde ıslık çalınmaz, çalınırsa eve yılan girer.
 Kuluçkanın altına yumurta koyan kişi, başını sararsa civcivler gugulli olur.
 Ay tutulunca havaya ateş edilirse ay kurtulur.
 Boş beşik sallanırsa çocuğun karnı ağırır. Hastalıkların tedavisinde yararlı olduğuna inanılan kocakarı ya da halk ilaçları, halk hekimliği diye anılan temelde bilimsel değeri olmamasına rağmen doğal tedavi yöntemi olarak ta günümüzde bile tartışılan tedavi yöntemlerinin bir kısmına bütün Anadolu'da olduğu gibi ilimizde de rastlamak mümkündür.

Arı Sokması :
Arının ısırdığı yere demir basılır.

Sarılık :
Sarılığa yakalanan hastanın ustura ile damak, el ve ayak tırnaklarının dipleri kesilir. Bu işleme sarılık kesme denir.

Çıban :Çıbanların olgunlaşıp boşalmaları için üzerine damar otu denilen geniş yapraklı bir ot sarılır.

Üşütme :
Nezle, grip gibi durumlarda bir bardak süte bir parmak bal karıştırılıp hastaya içirilir.

Baş Ağrısı :
Başa patates sarılır, ayrca mısır hamuru ayranla karıştırılarak bir çömberle başın ön kısmına bağlanır.

Mide Hastalığı :
Yörenin ünlü kestane balı yedirilir.

Karında Kurt :
Çocukların ağzından sular akar, çelimsiz olurlar. Şeftali yaprağı ve ham meyvası kaynatılır, hasta iki üç sabah aç karına içer. Kurtçuklar dökülür.

Yanık :
Özellikle yoğurt sürülür. 
     
(alıntı)

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10857
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trabzon Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri
« Yanıtla #14 : Ocak 30, 2010, 02:01:50 ÖS »
<a href="http://www.musicwebtown.com/community/player/flashplayer/xspf_player.swf?autoplay=true&amp;repeat_playlist=true&amp;playlist_url=http://www.musicwebtown.com/cuneyt1/198568/198568.xspf" target="_blank" class="new_win">http://www.musicwebtown.com/community/player/flashplayer/xspf_player.swf?autoplay=true&amp;repeat_playlist=true&amp;playlist_url=http://www.musicwebtown.com/cuneyt1/198568/198568.xspf</a>