Gönderen Konu: İLHAN BERK’İN ŞİİRLERİNDEKİ POETİKA / Ünal BÜYÜK  (Okunma sayısı 6973 defa)

0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle



 

     İlhan BERK (1918–2008), edebiyat dünyasına “Manisa Halkevi, Uyanış, Çığır ve Varlık” gibi dergilerde yayımlanan şiirleriyle adım atmıştır. BERK, ömrünün sonuna kadar edebiyatla ve şiirle iç içe yaşamıştır. Özellikle emekli olduktan sonra yerleştiği Bodrum’da kendisini tamamen şiire vermiştir. Şiir yazmasının nedenini dünyayı ve hayatı çok sıkıcı bulmasına bağlaması, onun “şiirlerindeki özü” de ortaya koyması bakımından önemlidir.

     İlhan BERK, yaşamı boyunca onlarca şiir kitabının yanında; denemeler, günlükler, çeviri/antolojiler ve otobiyografi de yayımlamıştır. Bunlar onun üretkenliğinin de göstergeleri olmuştur. Nitekim BERK, hayatı boyunca hep kendini ve yazdıklarını aşma çabası içinde olmuştur. Şair, edebiyatla geçen hayatında, dört önemli edebiyat ödülüne lâyık görülmüştür: Kül, 1979 TDK Şiir Ödülü; İstanbul, 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülü; Deniz Eskisi, 1983 Yedi Tepe Şiir Armağanı; Güzel Irmak, 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü.

     Behçet NECATİGİL’in deyimiyle “şiirimizin uç beyi”, Mehmet Fuat’a göre ise “dokunduğu şiir” olan İlhan BERK’in, Türk şiirinde tuttuğu yer görkemlidir. Öyleki o, 1950’lerde ortaya çıkan “İkinci Yeni” şiirinin giderek en önemli şahsiyetlerinden biri olmayı başarmıştır. Hatta çoğu kez İkinci Yeni’nin öncüsü ve en güçlü savunucusu olarak anılmıştır.

     İlhan BERK’in şiirlerine bakıldığında ana tema olarak cinsellik ve tarihin geniş yer tuttuğu görülecektir: “Burada dikkati çeken nokta, pek çok şairde görüldüğü üzere, İlhan BERK’in şiirlerinde de “su” unsurunun ekseriya kadınla beraber bulunması veya ilgili olmasıdır.” (Şiir Tahlilleri II, Mehmet KAPLAN, İst, 192, s. 203.)

BALAD

Ben böyle deniz görmedim, ne kadar seni düşündüm

Gittim ne kadar bilmezsiniz ne türlü karanlık

Baktım biri yok o kentlerin hiç olmamışlar gördüm

S bir kadın balkonunda baksam ne zaman olurdu…

 

     İlhan BERK; doğa, nesne, coğrafya, tarihsel kimlik ve kişilik gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Özellikle kente ve kenttekilere ait unsurları ayrıntılı bir şekilde şiirleştirmiştir. O, buzdağının altında gizlenen “afrodimaları” ve “imgeleri” şiirde belli bir şekle sokmayı başarmıştır. O, bu biçimlendirmelerini yaparken bilinçaltı düşüncesinden, gerçeküstücülükten ve varoluşçuluktan yararlanmıştır.

BİR FENİKELİ

1

Denizde boğulan o ilk Fenikelilerdendi.

2

Vergi memurluğu yapardı ve köpekler saldırırdı hep

3

Babası barbar akınlarını durdurmuştu.

4

Kırlangıcın geveze bir kuş olduğunu ilk ondan duyduk.

5

Ben o zamanlar çocuktum ve çok fakirdim.

 

     İlhan BERK, sürekli bilinçten bilinçaltına doğru yolculuklar yapmıştır. Bu yolculuklarının her birinde de farklı farklı duygularla, düşüncelerle tanışmıştır. Ondaki bu arayış, bir haz olarak şiirlerindeki yerini almıştır. BERK’in bilincin uzak ülkelerindeki keşifleri, onun sadece şiire değil, hayata bakışına da yön vermiştir. O, boşluklarda saklanan anlamları ya da anlamsızlıkların ardındaki “şeyleri” irdelemeye çalışmıştır. Bu irdeleyişi, şiirinin tüm unsurlarında kendini göstermiştir. Nitekim o, modernist bir çizgide yazmıştır.

     Sürekli kendini yenileyen ve değiştiren; Türk şiirinin uç beyi, Türkçenin en atak şairi ve korkunç çocuğu olarak adlandırılan İlhan BERK, daima “genç şiirin” peşinde koşmuştur. Ondaki bu yenilenme ve değişme arzusu şairliğine yön veren nedenselliklerinin de başlangıcını teşkil etmiştir. Zira BERK, hayatı boyunca - daima - şiirde bir çıkış yolu aramış ve bulduğu yolları da kat etmeye çalışmıştır. Emekli olduktan sonra yerleştiği Bodrum’da, ölünceye kadar yaklaşık olarak kırk yıl kendini şiire adamıştır. Bu da onun şiire ne denli önem ve değer verdiğinin en önemli kanıtlarından birini oluşturmuştur.

     İlhan BERK, şiirle kendini bütünleştirmeyi başarmış ender şairlerdendir. Ancak bu bütünleşmede şiir, şiir olarak okuyucusunun karşısına çıktığında anlamsızlıkların içerisinde kaybolmuştur. Yani BERK’in şiiri doğarken onundur. İlk nefesini almaya başlayan BERK şiiri, artık okuyanıyla var olma çabasını bütünleştirmeye çalışmıştır.

     BERK, şiirlerinde geniş kültürünü ve hayatı algılayış tarzını yansıtmayı bilmiştir. Fransızca bilgisini çeviri/antolojiler yaparak ortaya koymuştur. Ayrıca Fransızcası, onun Fransız şiirini ilk elden tanımasına da yardımcı olmuştur. Zira Fransız edebiyatından özellikle de Mallarmé’den etkilenmemekten kendini alamamıştır. BERK, şiirindeki Mallarmé etkisini “Poetika” adlı eserinde sık sık vurgulama ihtiyacı duymuştur.

 

AY

Bir yalnız

Gökyüzünün sözlüğünde

 

     Yapıtlarında seçkin ve karmaşık anlatımları kullanan Mallarmé, şiirin gizem dolu olması gerektiğini savunmuştur. “Şairler prensi” olarak anılan kapalı şiirin ustası Stéphane Mallarmé'i Sartre, Fransız şairlerin en büyüğü olarak nitelemiştir. 19. yüzyıl Fransız şiirinde sembolizmin öncülerinden olan Mallarmé'e göre kapalılık ve anlaşılmazlık şiirin vaz geçilmez unsurudur.

     Mallarmé'i örnek alan İlhan BERK de tıpkı Mallarmé gibi - özellikle - İkinci Yeni şiiriyle birlikte şiirde kapalılığa ve anlaşılmazlığa yönelmiştir. Ancak ondaki kapalılık ve anlaşılmazlık, Mallarmé’de olduğu gibi şiirde bir anlam zenginliğinin varlığına işaret etmiştir. Başka bir ifadeyle şiirde kapalılıktan ve anlaşılmazlıktan, okuyana göre bir açıklık ve anlaşılırlık kazandırılmaya çalışılmıştır. BERK; varoluşçulukla, sürrealizmle, sembolizmle ve bilinçaltıyla ilgilenmiştir. Bu ilgi de ister istemez şiirlerinde kendine yer edinmiştir. Ondaki bu müphemlik duygusu, daha gençlik yıllarında kendini göstermiştir. Zira BERK, o yıllarda özellikle Ahmet Haşim’den etkilenmiştir.

 

AŞK TAHTI

şiir bir tuğlacının düşürdüğü tuğlanın yere düşmesinde değil havada asılı kalmasındadır.

 

RONDEL

Hiçbir şey yok uyandığınızda

Somurtmadan karşılayacağınız

Korkunç, bir gülüş sarsarsa bakınız

Kanatlarınızı o yastıklarda

Kayıtsız uyuyun, korkusuzca da

Ele vermeyecek sizi soluğunuz

Hiçbir şey yok uyandığınızda

Somurtmadan karşılayacağınız

 

Bütün o canım düşleri bir anda

Bu güzellik bozduğu an bakınız

Artık ne bir tek çiçek yanaklarda

Ne de ölçüsüz elmaslar gözlerde

Hiçbir şey yok uyandığınızda

 

Stéphane MALLARMÉ

Çeviri: İlhan BERK

 

     İlhan BERK, “Garip Akımı”na tepki olarak doğan İkinci Yeni hareketinin belki de en önemli şairidir. O, zaman içerisinde İkinci Yeni şiirinin meydana çıkmasına zemin hazırlayan duygu ve düşünceleri olgunlaştırmayı başarmıştır. Öyleki edindiği yeni değerleri de şiir potasına katarak, kendine özgü bir şiirin vücuda gelmesini sağlamıştır.

     İkinci Yenici olarak şiir dünyasında yer edinmeye başlayan BERK, Garip şiirinden de ötede bir yeniliği gerçekleştirmiştir. O, dilin anlatım imkânlarından olabildiğince daha geniş bir çerçevede yararlanmıştır. Özellikle şiir cümlesinde yaptığı yeniliklerle; şiiri sıradan gerçekçiliğin ya da görünen gerçekçiliğin ifadesi olmaktan çıkarmıştır. O, şiiri Garip düzleminden alarak, sanat düzlemine çekmeyi başarmıştır. BERK şiirindeki gerçekçilik, Freud’un bilinçaltına yönelik görüşleri ve Marksizm’le ilgilidir. Zira çoğu eleştirmen İlhan BERK’in, toplumsal gerçekçi şiirler yazdığını belirtmişlerdir.

     İlhan BERK, şiirde anlamdan çok anlamsızlığa önem vermiştir. Poetika’sının son bölümünün “Anlam Her Şey Değildir” adını taşıması tesadüfî değildir. (Poetika, İlhan BERK, YKY Yay., İst.2007, s. 53.)

     Ona göre; “Anlamla yola çıkılmaz. Şiir bir şey anlatmaz. Anlaşılmak için de değildir.” (Poetika, s. 55.)

     Anlamsızlığın ne olduğu üzerinde düşünen BERK, anlamı adeta bir ayraç içine almıştır. Onun bu yaklaşımı, açıkça ne söylediği belirgin olan şiire karşı olduğunun bir yansımasıdır. İlhan BERK’te şiir, her şeyden önce anlamsız ve kapalı olmalıdır. Aslında onun bu yaklaşımı anlamsızlığın içerisinde gizlidir. Zira anlamsızlıklar, peşlerinde çağrışımları da getirir. Anlamı açık, belirgin olan şiirlerde böyle bir durumun olması beklenemez. Kısacası BERK’in anlamsızlığa olan ilgisi çağrışımları ve çokanlamlılığı şiirine davet etmiştir. Bir bakıma BERK’in şiire anlamsızlık boyutundan yaklaşması, ondaki sınırları aşma duygusunun da bir tezahürüdür. Nitekim kapalı ve anlamsız gibi görünen şiirler, her okunuşta aynı kişide bile farklı duygulanmalara ve düşünmelere sebep olabilir.

     Gerçek sanat, sanatın ne olduğunu ya da nasıl yapılması gerektiğini sanatın duruş ölçüleri içerisinde ortaya koymuştur. Bu bakımdan sanat eserindeki anlamın da anlamsızlığın da bir sebebi vardır. Bir yapıttaki anlam ve anlamsızlığın ne olduğu da o sanat eserinin ortaya çıkış sebeplerinde belirgin olarak kendini gösterecektir. Ayrıca sanat eserinin yaratıcısı olan sanatçının, sanatı algılayış biçimi anlam ve anlamsızlıkla ilgili yapılacak tercihte önemli rol oynamıştır. Ayrıca anlam ve anlamsızlığın bir duygu olarak mı, yoksa bir kavram olarak mı ele alındığı da gözden kaçırılmamalıdır. Bu konuda İlhan BERK’e bakıldığında, onun daha çok modernistler gibi kavramsallıklara daha yakın olduğu gözlenecektir.

     Mallarmé’den, gerçeküstücülükten, varoluşçuluktan, sürrealizmden etkilenen İlhan BERK’teki anlamsızlığa yaklaşım; duygusallık düzleminde değildir: “Şuraya gelmek istiyorum: Şiire yaklaşımımız anlam her şey değildir. Şiirin nice ilkesi gibi – ne eksik ne fazla- onlardan biridir. Bir şiire ne anlatıyor? diye bir soruyla yaklaşamayız. Esinleme, aşılama (telkin), sezgi, duygu, yoluyla da eğilebiliriz. Anlamı bir ayraç içine alıp yeniden bakabiliriz. Hem bu anlamın yeni boyutları üzerinde durma olanağını yaratır; okuyanı da şiiri tüketmemeye, harcatmamaya iter; onu yaratının içine sokar; şiirin okuyandan bir beklediği olduğunu anlatır. Kısaca, anlamı her anlamda bir çağrı yapmak. Şiirin anlamını (değil mi ki bir anlam aranıyor) açık havaya çıkartmaya çağırmak, her okunuşunda da yorumun düşünsel, imgesel katlarını üstlenmesini sağlamak…” (Poetika, s. 60.)

     İlhan BERK’e göre şiir kendini aşmalıdır. Sınır bekçiliğini bir tarafa bırakan şair, şiiri vasıtasıyla sınırların ötesindeki yerlerde boy göstermelidir. Öyleki BERK’teki sınırları aşma fikri, şiirin imgesel katmanlarından da ötededir. Kendinden ötelere ulaşan şiir, okuyucuyu da farklı boyutlarda düşünmeye ve duygulanmaya yöneltmelidir. Zira bilinmezlikler insanda bir kıpırdanma hissi uyandırır. Bu his de “merak”ın başlangıcı olacaktır. İlhan BERK’teki anlamsızlıklar, yeni anlamlar yaratmaktan başka bir şey değildir: “Artık düğümü atma zamanıdır: Şiir bir şey anlatmaz demek, anlamı yoktur, anlamsızdır demek değildir. Anlamla yola çıkılmaz demektir.” (Poetika, s. 61.)

     Türk şiirinin uç beyi, söyleyişteki rahatlığın yerine şiir dilini zorlamaya çalışmıştır. Anlaşılırlık yerine anlamca kapalılığı, somuta karşılık soyutu getirmiştir. Garip şairlerinden ayrı olarak gerçeküstücülüğü anlamsızlıkta ve soyutlukta kullanmıştır. Ondaki gerçeküstücülük daha bilinçlidir. Onun şiirindeki sınırları zorlama düşüncesi, aslında bilinçten bilinç dışına ya da bilinçaltına yönelme isteğinden başka bir şey değildir. O bir bakıma aklı devre dışı bırakmıştır. Mantıksal işleyişe sırt çevirmesiyle de şiirin anlamdan anlamsızlığa yönelmesini sağlamıştır. İlhan BERK, gerçeküstücülerin bilinç dışına yönelişlerini, çağrışımlarla zenginleşen imgeciliklerini, düş, fantezi ve alay öğelerinden yararlanışlarını eserlerinde ustaca değerlendirmiştir.

 

YERYÜZÜ

— Ne yapıyorsun?

Yeryüzünün yaşına çalışıyorum.

 

     BERK, anlam karşısında şüphecidir. Ondaki bu kuşku, ister istemez lirik-romantik-dramatik şiirle ilişkide bulunması sonucunu doğurmuştur. Ancak o, şiirlerinde bu unsurlara gerektiği ölçüde yer vermiştir. Şiirlerine bakıldığında sonuna kadar modernist olarak kaldığı görülecektir. İlhan BERK, ara sıra kapısını çalan lirik-romantik-dramatik şiire direnmiştir:

     “Anlamdan hep şüphe duydum.” (Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum’dan)

      İlhan BERK, anlamın yanında biçim üzerinde de durmuştur. BERK’in, Mallarmé’in “Zarla Asla Dönmeyecek Şans” adlı şiirini Poetika’sına alması ve bu şiir üzerinden şiirle ilgili görüşlerini belirtmesi, onun şiire bakışını bir bakıma özetler niteliktedir. BERK, bu şiirin üzerinde anlamsal olarak da durmuştur. BERK’in dahil olduğu İkinci Yeni şiirinde de biçime önem verilmiştir. Cemal SÜREYA, adeta İkinci Yeni hareketinin bu konudaki düşüncelerini şu sözleriyle özetlemiştir: “Biz şiir salt biçimdir, demiyoruz, belki en çok biçimdir diyoruz. Bunu belirtebilmek için de soyut bir metotla diğer her şey aynı kaldığı takdirde biçimin beklenebilir değişimlerini arıyoruz. Biçimi önemsiyoruz. Bunu da gerekli buluyoruz.” (Pazar Postası, s. 41, 1958.)

     Modernist görüşe bağlılık, İlhan BERK’in anlama anlamsızlık olarak; biçime de biçimsizlik olarak yaklaşmasını doğurmuştur. Ona göre biçim de şiirin anlamsızlığına yön verir: “Şiirin biçimi (daha doğrusu biçimsizliği (ama bu biçimsizlik, biçimsel bir biçimsizliktir) görüldüğü gibi görsel bir yapı içerir; ama şiirin yeniliği bu görsellikte değildir, dahası, bu hiçbir şeydir bile diyebiliriz. Çok daha derinlerdedir. Boşluklardadır. Mallarmé için bütün önem de bundadır.” (Poetika, s. 19.)

     İlhan BERK, “şiirde sessizlik, yüzey, uzaklık-yakınlık ve sayfa düzeni” üzerinde de uğraşmıştır. Aslında BERK’in üzerinde durduğu bu kavramlar, onun şiirdeki çok anlamlılık ya da anlamsızlık düşüncesini destekleyen kavramlardır. Zira, bir şiir tekdüzelikten sadece bir boyutuyla kurtulamaz. BERK, bu konuda - Mallarmé gibi - şiirin bütün unsurlarından ustalıkla yararlanmıştır.

     
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.



Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
Ynt: İLHAN BERK’İN ŞİİRLERİNDEKİ POETİKA / Ünal BÜYÜK
« Yanıtla #1 : Ocak 03, 2011, 06:18:06 ÖS »
İlhan BERK’e göre dizelerde bırakılan boşluklar, şiirde bir sessizliğin oluşmasını sağlar. Sessizlik de yazılmamış bir gizden başka bir şey değildir. Bu boşluklar sayesinde şiirde kapalılık ve anlamsızlık artacaktır. Doğal olarak şiir, okuyucusunu içerisinde barındırdığı sessizlik ve boşluğa götürecektir. Her okuyucu da şiirin bu kısımlarından kendine göre bir duygu, bir düşünce çıkaracaktır. Kısacası İlhan BERK, şiirin bu biçimsel özelliğini kullanarak şiirin sınırlarını kırmayı, şiirde özgürleşmeyi sağlamaya çalışmıştır:

 

“geceyi gözetleyen

kuşkulanan

fır fır dönen

parıldayan ve düşünen

bir takımyıldızından başka

 

Her Düşünce atılan Bir El Zardır.” (Zarla Asla Dönmeyecek Şans’tan)

 

     Dokunduğunu şiire çeviren İlhan BERK, dile büyük önem vermiştir. Zira dil, şairin anlatacaklarını anlatan yegâne vasıtadır. BERK, şiiri bir bütün olarak görmüştür. İçerik, tema, anlam, anlamsızlık, biçim, yapı gibi şiiri şiir yapan unsurlar, dil aracılığıyla ifade edilmişlerdir. Bunun fazlasıyla farkında olan İlhan BERK, şiirin bilinen bütün özelliklerini eserlerinde kullanmıştır. Yani BERK, önyargılarına yenik düşmemiştir. O, dil vasıtasıyla anlamdan anlamsızlığa; biçimden biçimsizliğe gidip gelmiştir. İlhan BERK, şiirde sınırları dil aracılığıyla aşmıştır. Onun noktalama işaretlerine bakışı da bu bağlamda ele alınmalıdır.

     İlhan BERK, şiirdeki egemen öğenin “dil” olduğu görüşündedir. Hatta ona göre dil, şiirin sıfır noktasını belirler. Dilin bu egemenliği yazanını da aşar. Öyleki eser, tamamlandığında artık şair konuşmaz. Ona göre şiirde yalnızca dil konuşur: “Doğası gereği bütün bunlara açıktır dil. Bütün bunları kuşanır. Daha nice kılıklara girer. Özellikle de dağılıp parçalanarak görsel yapılar, biçimler edinir. Bu zaman dil kendi yapısının da dışına çıkarak, başı dönmüş gibi kendini ordan oraya vurur; ereksiz, amaçsız dolaşır. Doğasına karşı çıkar. Bir uyurgezerdir artık… Var olduğu su götürür. Zıvanadan çıkmıştır çünkü, iler tutar yönü kalmamıştır. Bütün üyeleri kopmuş, darmadağın olmuş, serilmiş yatıyordur yerde. Bir cesettir. Şimdiye değin sürdürdüğü sınır bekçiliğini (dil, dünyamızı sınırlar) kendi bile değildir.” (Poetika, s. 12.)

     İlhan BERK’in sınırları aşma düşüncesi, ister istemez onun dili kullanma şekline yön vermiştir. Edebiyatın temel malzemesi olmasının yanında dil, iletişimin de en önemli aracıdır. İlhan BERK, muhayyilesindeki duyuş ve düşünüşlerini insanlara dilin bilinen imkânlarının dışında kullanarak iletmeye çalışmıştır. Zira onun zihninde geçirdiklerini, klasik ya da modern çizgide bulunan bir dille ifade etmek de imkânsızdır. Ondaki dil gerektiğinde anlamsızlıklar, boşluklar ve biçimsizliklere kendini uydurmuştur. BERK, yer yer dille muhayyilesindeki anlamı ve biçimi parçalamıştır. Yani dil, şairin muhayyilesine göre şekle girmiştir. Başka bir ifadeyle, dil şairi şekillendirmiştir de denilebilir. Kısacası dil, şiire yön veren asıl güç olmuştur: “Şiir böyle nice dilsel, biçimsel, asıl da biçimle ilgili serüvenden sonra, kapanmasına kapanır ama, bize yaptığı etki durulmaz. Neyi anlatıyordur bu? Görünüşte şiirin konusunu, anlamını başlık veriyor gibidir. Oysa bu başlık olmaktan öteye gitmez: Hiçbir anlamı yoktur çünkü. Şiirin kendisi bir başka yere yürüyordur. Bu yürüyen de dildir. Şiir ordadır. Hem Mallarmé’in şiirlerinde baştan beri konuşan o değil midir? Beckett’te de İmge’yi yürüten, sonra da bütün şiirleri yoğuran o değil midir?” (Poetika, s. 22.)

 

AŞK

Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk

Mutsuzluklar, bu karalar yaşamda yoktu

Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu

Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler

Nicedir bir pencereden deniz güzel değil

Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.

 

Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.

 

     BERK, dili çevresindeki kalabalıktan ayıklayarak kullanmıştır. O, bilinçaltındaki karmaşık duyguları gitgide inceltilen sözcüklerle aktarmıştır. Bu durumu başarabilmesi, ondaki şairlik ruhunun derinlikleriyle ilgilidir.

 

GÜL 1

İzmir’e götürüyorum bir gülü

Sarı bir gülü

 

     Resim sanatıyla da ilgilenen İlhan BERK, şiirin yapısına bu çerçeveden de bakmıştır. İlhan BERK gibi bilinçaltıyla ilgilenen şairlerin resim sanatından yararlanmaları “pastoral şiire” benzemez. Zira İlhan BERK’in amacı; resim gibi şiirler ortaya koymak, betimlemeler yapmak, portreler çizmek değildir. O, resmi şiirdeki anlamsızlığı biçimsizlik içerisinde daha da anlamsızlaştırmak için kullanmıştır. Yani BERK, resme özgü sonsuzluk fikrini şiirin biçimine aktarmıştır. Bunu da “peyzajlarına” yansıtabilmiştir.

     Anlamda şiirin sınırlarını zorlayan bir şairin; yapı ve biçim konusunda da sınırları zorlaması doğaldır. BERK şiirinde; biçim, içerik ve anlam yapıyı oluşturan birer alt birimdirler. İlhan BERK’e göre “yapı” şiirin her şeyidir: “Yapı değil mi ki şiirin her şeyi demekti, başka nereye bakacaktım. Hem bir şiirden anladığımız, duyduğumuz şey yapının dışında nerden gelebilirdi? Biçim, içerik, anlam dediğimiz yapının dışında değildi ki, şiirin öteki ilkeleri, öğeleri gibi (bu ilkeler, öğeler saymakla bitmez) biçim, içerik, anlam da yapının birimleridir.” (Poetika, s. 45.)

     İlhan BERK, yaşamı mutsuzluk olarak görmüştür. Onu mutsuzluktan kurtaran tek şey de resim yapmasıdır. Ayrıca Poetik’sında kendi çizimlerine de yer vermiştir. Bu da BERK’in resim ve şiir sanatı arasında kurmaya çalıştığı peyzajlarına yansımıştır. BERK’in şiirlerine, biçim-biçimsizlik dolayısıyla resim sanatını yansıtması, ondaki mutsuz olma hâlinden mutlu olma hâline yöneliş olarak da algılanabilir:

     “Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu yeryüzünü cehennem eden bu yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: resim yapmak.”(arsiv.ntvmsnbc.com.tr)

 

     BERK’e göre içerik, gerçekliğini yapıda kazanmıştır. O şiirin yapısına canlı bir varlık gibi bakmıştır: “Şiirin nesnesini (buna konusu da diyebiliriz) görür, dokunur gibi oluyorum. Ama bu gene de puzzle olmaktan öteye gitmiyordu. Beni etkileyeni vermiyordu. Etkinin gerekçesi bir türlü belirmiyordu. Bu kez anlama, doğrudan anlama yüklendim. Değil mi ki anlamın anlamadığım hâlde şiir etkisini sürdürüyordu. Onu deştim. Masaya onu yatırdım, enine boyuna onunla cebelleştim.” (Poetika, s. 46.)

     İlhan BERK’te şiire şiir değerini veren asıl şey, şiirin yapısıdır. Ona göre yapı; biçim, içerik ve anlamı görünmez bir güç gibi bir araya getirir. Yapı olmadan şiir de olmaz. Hatta BERK, kendi şiirlerinin en belirgin yönü olan anlamsızlığı, anlamsız kılanın da yapıdan başka bir şey olmadığı görüşündedir. Yani yapı olmadan şiirde anlamsızlık, kapalılık, çok anlamlılık, imgesel güç de yerini tek düzeliğe terk edecektir: “Burada Kafka’nın yapıtları için Umberto Eco’nun dediğini anmanın tam sırasıdır: “Kafka’nın yapıtı tükenmez. Açık olarak kalır; çünkü açık bir anlamı yoktur.” Şiirin baştan beri yaptığı da bu değil mi? Hem bu açık olmayan anlam değil mi beni etkileyen? Hep kapalı olarak süren, ama aynı zamanda da yoruma, anıştırmaya da açık olarak kalan?” (Poetika, s. 51.)

     İkinci Yeni’nin en belirgin şairi olan İlhan BERK, “dize” üzerinde önemle durmuştur. Zira şiir dizelerden meydana gelen bir kompozisyondur. Ancak BERK’in dizeye bakışı eskilerin dize kavramından farklıdır. Onun modernist anlayıştaki anlamsızlığını ya da çok anlamlılığını öncekilere göre farklı bir dize algılayışı verebilecektir: “Öte yandan, modern dünya şiirinin kurucularının şiirin yapısında yaptıkları devrim, dizeyi de yerinden oynatmıştır. Dize, yaşamı bir güne değil, yüzyıllara uzanan dilin gövdesinde ölümü taşımadan değiştirilemezdir de elbet.” (Poetika, s. 36.)

     İlhan BERK’e göre önceden belirlenmiş kurallar şiirdeki özgürlüğü kırmaktadır. Ona göre, her şiir kendi boyutunda bir yapıya kavuşmalıdır. Bu konuda dizeler de şiirin ruhuna uygun hareket etmelidir. Yani dize de anlam gibi, gerektiği yerde parçalanmalı, gerektiği yerde ise toparlanmalıdır. BERK, ölçüye de dizeye yaklaştığı gibi bakar. Ona göre şiirin özgürlüğü dizenin, ölçünün vb. yapılarında yapılacak yeniliklerle sağlanabilecektir. Şiir ölçüden arındırıldığında, dize de şiirdeki anlamsızlığı daha rahat verebilecektir. İlhan BERK, “özgür dizeler müzesi kurmak arzusunu” şiirlerine yansıtmıştır: “Bunlara şunu da ekleyebiliriz: Her dizede şiiri yeniden başlatmak; tek dizeyi iki üç dizeye bindirerek, anlamı dağıtmak; alışılmış sesi, yapıyı, dizemi bozmak.” (Poetika, s. 39.)

     İlhan BERK, şiirde bilinçaltında olan biteni anlatma isteğini özellikle İkinci Yeni’den öldüğü güne kadar sürdürmüştür. Ondaki bu sürdürüş, tek yönlü ya da ilk öğrendiği zamankini sürdürmek olarak karşımıza çıkmamaktadır. O, daima işleyen saatin farkında olmuştur. Modernist şiirin kurgusunu hep bu düzlemde yapmıştır. Hatta İlhan BERK, şiirde her şeyi modernist boyutta algılamıştır: “Özellikle “peyzaj” (görünüm) şiirleri olarak nitelendirdiği ve nesneleri, imleri, olguları, hatta coğrafyaları kapsayan ürünlerinde Türkçe şiirin modernist atılımlarını yeni bir bakışla ele almamıza olanak veren boyutlar içermektedir.” (Türk Şiiri, Modernizm, Şiir, Hasan Bülent KAHRAMAN, Büke Yay., İst. 2000, s. 215.)

     GADAMER’e göre şiir yanıt aramaz. Zira şiir, bütün unsurlarıyla zaten yanıtın kendisinden başka bir şey değildir. İlhan BERK de şiirlerinde içindeki ya da dışındaki sorulara/sorunlara bir yanıt vermiştir ya da bulmuştur. Daha da ötesi BERK; nesnenin değil, nesnedeki şiirin peşine düşmüştür. Bu da şiirdeki kurgusunun amacını ortaya koymuştur. O; kendi muhayyilesinde yarattığı doğayı, nesneleri, imleri, coğrafyaları ve benzeri gerçekçilikleri hep bu amacı doğrultusunda şiirselleştirmiştir:

     “Galata bir gün yıkılırsa hiç kuşkun olmasın bu kitapla yeniden kurulabilecektir.”

     (Galata kitabının arkasındaki yazısı) sözü İlhan BERK’in kurgulamaya ya da tasarlamaya çalıştığı şiirin aslında sonsuz bir güce ve sınırsız bir yoruma açık olduğunun bir yansımasıdır.

      İlhan BERK’ e göre şair, “elindeki külü güle dönüştürebilmelidir.” O, şiire bir oluşum ve bir yaratmanın nüvesi olarak bakmıştır. BERK’e göre şiir, çeşitli etkenlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Onun yaşamındaki her şey, yazacağı şiirin başlamasına ön ayak olmuşlardır. O bir şiire başlamasını şöyle ifade etmiştir: “Bir şiirin oluşması, var olması çeşitli etkenler sonucudur. Benim için tek bir etken yerine etkenler alanından söz etmek gerekiyor. Şimdiye değin yazdıklarıma şöyle bir göz attığımda, kimi zaman yerli-yabancı şiirler okurken bir köğük gelip bana vurmuştur, onda koca bir şiir yükü bulmuşumdur, daha da önemlisi o tam benim içinmiş, benim yaşamımdan kopup gelmiş gibi duymuşumdur onu, böylece yazacağım şiire bir ipucu çıkarmışımdır; kimi zaman gazete okurken birden bir tümceye rastlamışımdır, orada bir insanın bütün bir yaşamını görüvermişimdir, o tümceden yola çıkarak bir şiir oluşturmuşumdur ya da birileri konuşurken konuşmanın bir yeri, bir söz ilgilendirivermiştir beni; yine de kimi zaman bir resim, bir görü elini uzatmıştır bana, yazmadıkça ondan kurtulamayacağımı anlayıp kaleme sarılmışımdır…”(Türk Dili Dergisi, Sayı 356, s. 84.)

     İlhan BERK, her şiirin gizli tarihi olduğu düşüncesindedir. Bu bakımdan BERK’e göre şair, sadece şiirin yaratıcısıdır: “Başta da söylediğim gibi bir şiirin oluşumunun (en kısa yoldan) anlatılır olan yönü bunlar. Şiir kendi gizli tarihini yine içinde saklar, yaratıcısına da açmaz. Oluşumunu görürüz ama nasıl oluştuğu bir gizdir. Buraya aktardığım köğükler, kendi deviniminin, yapısının yaşadığı, süreçler, olgulardır. Ozan onu ne denli elinin altında tutarsa tutsun, kendi çizgisini yine kendi çizer. Örneğin, her şiir boyunu posunu kendi saptar. Gerçi içerik bizim bulgumuzdur ama bizim biçim bize bağlı olarak yürümez, kendi başına buyruktur.” (Türk Dili Dergisi, Sayı 356, s. 86.)
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.



Çevrimdışı glsh142

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 1814
  • Cinsiyet: Bayan
  • giden gitmiştir ağlamak boşa...
    • Profili Görüntüle
Ynt: İLHAN BERK’İN ŞİİRLERİNDEKİ POETİKA / Ünal BÜYÜK
« Yanıtla #2 : Ocak 03, 2011, 06:18:45 ÖS »
  Cenindir şiir. (Türk Dili Dergisi, Sayı 356, s. 86.)

     İlhan BERK, bir cenin olarak ortaya çıkmaya başlayan şiirin de tıpkı bir canlı gibi aşama aşama son hâline varabileceğini belirtmiştir. Şiir oluşum evresini tamamlayıncaya kadar şair, şiire kol kanat germelidir. BERK’e göre şair, şiirinin belli bir olgunluğa erdiğine inanıyorsa, onun kendi kendine insanlar arasında yaşamasına izin vermelidir. Zira gücü olan şiirler yaşamlarına devam edeceklerdir.

     Hayata anlam ve anlamsızlık çerçevesinde yaklaşan BERK, şiire sıradan bir gözle bakmamıştır. O, şiirin insanlık için önemli ve gerekli olduğu fikrindedir. Öyleki şiirle ilgili görüşlerini, Poetika adlı kitapla belirtme ihtiyacını duymuştur. İlhan BERK, Poetika adlı kitabını dört ana bölüme ayırmıştır. Ayrıca bu bölümlerin başına da bu bölümlerde anlatacaklarını özetler nitelikte alıntılar koymuştur. Bunlar bile İlhan BERK’in şiire bakışının kısa birer özeti olmuşlardır:

1. Şiirin Sıfır Noktası “Dil, dış dünyayı, gerçekliği yansıtmanın aracı değildir, aksine dil, edebiyatın nesnesi olarak, gerçekliği yıkar.” Maurice Blanchot

2. Dizenin Serüveni “Mısra benim haysiyetimdir.” Yahya Kemal

3. Şiirin Yapısı “Biçim yapının olanağıdır.” Wittgentein

4. Anlam Her Şey Değildir “Il n’y a pas vrai sens d’un texte.” Paul Valéry

     İlhan BERK, üretkenliğinin meyveleri olan şiirleriyle Türk şiirinin belli bir noktaya gelmesine katkıda bulunmuştur. Şiirlerinde dünyayı yeniden kurmaya çalışmıştır. Lirizm ve bağlamsal romantizme karşı geliştirdiği modernist görüşleri, onun Türk şiirine getirdiği en önemli katkılar olarak kendini göstermiştir: “İlhan BERK, Türkçe şiirde elini sürekli olarak şiirin dışında tutmuş ama şiiri bu derecede kendisi olarak kurmuş belki de tek ozandır.” (Türk Şiiri, Modernizm, Şiir, Hasan Bülent KAHRAMAN, Büke Yay., İst. 2000, s. 236.)

 

LOGOS

Şiir bir bakıma ağacı yapraklarından görmeye çalışmaktır. Her şey o arada saklıdır.

 

     İlhan BERK, her şeyin saklandığını düşündüğü “o arayı” yıllarca aramıştır. O, şair olarak şiirle empati kurmayı başarmıştır.

 

ÖLÜ BİR OZANIN SEVGİLİ KARISINI GÖRMEYE GİTMEK

Kâğıtlar, kitaplar, dedi, nereye elimi atsam

Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş

bir şiir kiminde.

 

Hem her şey şiirlerde değil miydi?

Bir gök şiirlerde ağar, bir sokak şiirlerde

Gider gelirdi.

Böyle yaşayıp gidiyorduk.

 

Sesi,

sanki çok ötelerden gelirmiş gibi

Ezik, suskun odaları dolaştı durdu.

Masada duran bir kitabı gösterdi sonra

Ölünün son kez elini sürdüğü ve kaldığı.

Burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu

Elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.

 

“Şimdi de son bir sözü olmalıydı, ayracı kapayan ve bir bıçak gibi inen:”

(Türk Dili Dergisi, Sayı 356, s. 86.)

 

Hepsi bu.

 

Böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini

Alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.

(Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısını Görmeye Gitmek şiiri Behçet NECATİGİL’in ölümü üzerine yazılmıştır.)

 

DÜN DAĞLARDA DOLAŞTIM EVDE YOKTUM



Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye, çalışacağım dün dağlarda dolaştım evde yoktum.

 

     İlhan BERK, Galile Denizi’nden, Avluya Düşen Gölge’ye kadar hep Mallarmé şiirini Türk edebiyatına getirmeye çalışmıştır. O, şiirin sadece harften, sözcükten, cümleden hatta dizeden ibaret olmadığını savunmuştur. İlhan BERK’e göre sözün imgeye, oradan da görünmezliğe indiği vakit şiir oluşur. BERK, bu yolla nesneye, doğaya, duyguya ve düşünceye başka bir kurgusallık kazandırmıştır. Onun bir eli gerçeği tutarken, öteki eli şiiri tutmuştur.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1.      Şiir Tahlilleri II, Mehmet KAPLAN, İst, 192, s. 203.

2.      Poetika, İlhan BERK, YKY Yay., İst.2007, s. 53.

3.      A.g.e., s. 55.

4.      A.g.e., s. 60.

5.      A.g.e., s. 61.

6.      Pazar Postası, s. 41, 1958.

7.      Poetika, s. 19.

8.      A.g.e., s. 12.

9.      A.g.e., s. 22.

10.  A.g.e., s. 45.

11.  www.arsiv.ntvmsnbc.com.tr

12.  Poetika, s. 46.

13.  A.g.e., s. 51.

14.  A.g.e., s. 36.

15.  A.g.e., s. 39.

16.  Türk Şiiri, Modernizm, Şiir, Hasan Bülent KAHRAMAN, Büke Yay., İst. 2000, s. 215.

17.  Türk Dili Dergisi, Sayı 356, s. 84.

18.  A.g.e., Sayı 356, s. 86.

19.  A.g.e., Sayı 356, s. 86.

20.  Türk Şiiri, Modernizm, Şiir, s. 236.

21.  Türk Dili Dergisi, Sayı 356, s. 86.


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.