Gönderen Konu: Cahit Külebi Şiirleri  (Okunma sayısı 27837 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı *Çiğdem*

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 931
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #45 : Aralık 24, 2009, 02:52:19 ÖS »

YENİ GELİN..


Senin ellerini
Öpmeye kıyamam
Senin yüzüne
Bakmaya kıyamam
Neden kızarıyorsun yeni gelin
Sokakta rastladığım zaman?
 
CAHİT KÜLEBİ
GİTME KAL

Batan güneşe doğru

Sürerken atımı

'Gitme kal'

Demeni bekliyorum

Ama yalnızca

Rüzgar çekiştiriyor

atkımı
SUNAY AKIN

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #46 : Aralık 24, 2009, 03:23:33 ÖS »
Teşekkürler Çiğdemciğim.Ellerine sağlık. :)
Seni görmek çok güzel... ;)

Çevrimdışı *Çiğdem*

  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 931
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #47 : Aralık 24, 2009, 04:56:51 ÖS »
Ne demek efendim ;)Seni de görmek çok güzel özlemişim valla :-*
GİTME KAL

Batan güneşe doğru

Sürerken atımı

'Gitme kal'

Demeni bekliyorum

Ama yalnızca

Rüzgar çekiştiriyor

atkımı
SUNAY AKIN

syılmaz

  • Ziyaretçi
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #48 : Ocak 01, 2010, 11:54:33 ÖS »
MASALDAKİ YALNIZLIK
Ben yalnızlığı,
Gökte uçar gördüm.

Ben yalnızlığı,
Garip naçar gördüm.

Ben yalnızlığı,
Gelip geçer gördüm

Cahit Külebi

 

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #49 : Ocak 01, 2010, 11:56:08 ÖS »
Güzel şiir.
Ben yalnızlığımda, kendimi buldum...

syılmaz

  • Ziyaretçi
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #50 : Ocak 02, 2010, 12:22:12 ÖÖ »
Güzel şiir.
Ben yalnızlığımda, kendimi buldum...


Bulup bulup kaybediyorum ben. :)

syılmaz

  • Ziyaretçi
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #51 : Ocak 02, 2010, 10:57:43 ÖS »
FAYDASIZ DENiZ

Umutsuz günlerimde bir duman
Yukselir göğe dogru.
Yaralı bir gemi yavaş yavaş
Gömülür mahsun dalgalara

Bu benim gemim nasipsiz...
Benim kaderim bu insafsız dalgalar
Sevda doluysa,yasam doluysa benim kalbim
Dalgalar da kin dolu ölüm dolu o kadar

İnsan gemi değil ki bir seferde bata gide
Batar batar da yine cikar.
Çekip kurtarır ellerimden saclarımdan
Narin kızlar,iyi düşünceler,vefalı hatıralar

Bir kuş kondu penceremin önüne
Sen geldin sandım hasta,solgun
Batır beni ey kaderlerimin denizi
Faydasız,denizler bile bugün yorgun.
 
Cahit KÜLEBİ

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #52 : Haziran 09, 2010, 12:44:59 ÖS »
YURDUM

1917 senesinde
Topraklarında doğmuşum.
Anamdan emdiğim süt
Çeşmenden tarlandan gelmiş.
Emmilerim hudutlarında
Senin için döğüşürken ölmüşler.
Kalelerin burcunda
Uçurtma uçurmuşum,
Çimmişim derelerinde.
Bir andız fidanı gibi büyümüşüm.
Topraklarının üstünde.

Koca koca kamyonlara binmişim.
Daha büyük şehirlerine
Okumaya gitmişim.
Eşkiyalar yolumu kesmiş,
Alacak şey bulamamışlar.
Topraklarının üstünde
Top oynamış, aşık olmuş, düşünmüş,
Ahbap edinmişim.

Kederlendiğim günler olmuş
Naçar dolaşmışım sokaklarında,
Sevinçli günlerim olmuş
Başım havalarda gezmişim.
Bağrımı açıp ılgın ılgın
Esen serin rüzgarlarına,
İlk defa kıyılarından
Denizi seyretmişim.
Issız çorak ovalarında
Günlerce yolculuk etmişim.

Ağladığım senin içindir
Güldüğüm senin için
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin.

C.Külebi

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #53 : Haziran 09, 2010, 12:45:50 ÖS »
AKŞAMLAR HEY AKŞAMLAR

Kim esir değildir
Kendi içerisinde?
Akşamlar hey akşamlar!

Doğmasaydım eğer
O küçük şehirde
Kim böyle boş gezer,
Yüzer gibi olur,
Bir koca nehirde?

Yorgunluk hey yorgunluk!
İnatçı yorgunluk!
Dalgın bir yüz kadar
Tozlu ayakkabılar.
Yorgunluk hey yorgunluk!

C.Külebi

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #54 : Haziran 09, 2010, 12:54:47 ÖS »
Külebi'nin mezarı Niksar'a nakledilecek


Niksar Kaymakamlığı, Niksar Belediyesi, Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği işbirliği ile 2010yılında Türk Edebiyatı'nın şairlerinden Cahit Külebi anısına "1. Cahit Külebi, Memleketimize Bakış Şiir Yarışması" düzenleniyor.

Niksar Belediye Başkanı Duran Yadigar, Niksar Kaymakamı Uğur Turan ve Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı M. Emin Ulu,  TESOB toplantı salonunda  düzenlediği basın toplantısı ile yarışma hakkında geniş açıklamalarda bulundular.

Toplantının açılış konuşmasını yapan  tokat Şairler ve Yazarlar Derneği  Başkanı Emin Ulu,  Tokat'ın yetiştirdiği  Cahit Külebi anısına düzenlenecek olan toplantı ve şiir yarışması ile anma, şairi yeniden Türkiye gündemine taşıyacaklarını söyledi. 

Daha sonra konuşan  Niksar Belediye Başkanı Duran Yadigar, ulusal ve dünya düzeyinde tanınmış,   çocukluğu Niksar'da geçmiş, şair Cahit Külebi'nin anısına 6 Haziran 2009 tarihinde düzenlenen  Cahit Külebi'yi anma programında verilen sözü yerine getirerek, şairin mezarının Niksar'a nakledileceğini söyledi. 

Külebi'nin eşi ve oğlu ile yapılan görüşmelerde  Niksar'da bir anıt mezara taşıma konusunda çalışmalar başlattıklarını kaydeden Başkan Yadigar,  " Allah nasip ederse 20 Haziran'a  kadar bu çalışmamız tamamlanacak. 19-20 Haziran'da Şair için  şölen düzenlenecek. Bu tarihte  şairin mezarını da Niksar'a nakledeceğiz. Özellikle Niksar'da çocukluk döneminde geçirdiği günlerin hatırasına ve Niksarla ilgili yazdığı şiirlerle  Niksar'ın tanıtımı anlamında biz Cahit Külebi'yi Niksarlı olarak kabul ediyoruz. Kendisi de yazdığı şiirlerde kendini Niksarlı olarak kabul etmektedir. Şairimize sahip çıkmak anlamında bu çalışmanın hayırlı olmasını diliyorum."  dedi.

Bu çercevede ulusal düzeyde Kaymakamlık önderliğinde Belediye ve Şairler Derneği işbirliğiyle Memleketim üzerine şiir yarışması düzenleyeceklerini ifade eden Yadigar, şunları söyledi.

"Yarışmanın konusu memleket sevgisi olacak. Yarışmacılar en fazla iki şiirle katılabilecek. Eserler elden veya posta, kargo ile Niksar Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğü, Niksar Tokat, Niksar Belediyesi Sosyal Hizmetler ve Kültür Müdürlüğü Niksar Tokat, Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Posta Kutusu: 6 Tokat adresine gönderilecek. Yarışmaya son katılım tarihi 23 Nisan 2010 olup yarışma sonucu ise 19 Mayıs 2010 tarihinde basında, ilgili kurum ve kuruluşların internet sitelerinde ilan edilecek. Yarışmada ödüller: Birinciye 2000 TL, İkinciye 1000 TL, Üçüncüye: 750 TL ve Mansiyon 3 kişiye ise 500'er TL .

Toplantı sonrasında Niksar Belediye Başkanı Duran Yadigar, basın mensuplarına hatıra amacıyla Niksarlı ev hanımlarının el becerisi olan üzeri deniz kabuğu ile süslenmiş nazar boncuğu, Niksar Belediyesi Yayınları tarafından hazırlanan "Uygarlık Merkezi Niksar" adlı ilçeyi anlatan kitap ve tanıtım kitapçığı hediye etti.

Jüride Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Göngör  Özden, Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı Başkanı Yahya Akengin, Avrasya Radyo Televizyonu Dış Haberler Direktörü Ali Külebi, Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ertuğrul Yaman, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi  Türk dili ve Edebiyat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tamilla Abbashanlı, Araştımacı-Yazar Mehmet Nuri Parmaksız, Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği  2. Başkanı Remzi Zengin yer alacak. "

Niksar Kaymakamı Uğur Turan, Cahit Külebi'nin   Tokat, Niksar, Zile aşığı, memleket aşığı bir insan olduğunu söyledi. Şiirlerini okurken  duygulandığını dile getiren Turna, " Onun kıymetini bilen ve onu ölümsüz kılmak için canla başla gayret edenlere teşekkür ediyorum.  " dedi.

 


Çevrimdışı kendi(m)

  • Sürekli Üye
  • ***
  • İleti: 164
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
    • Eğitime Eğitimsiz Destek..!
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #55 : Haziran 09, 2010, 01:00:05 ÖS »
 :) Hepsi bir birinden güzel,ellerinize sağlık

Kendi(m)
Herkes kendi(n)(m)i tanıyınca iş bitmeyecek,
başlayacak (.)
Özdemir Asaf

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #56 : Haziran 09, 2010, 01:01:52 ÖS »
:) Hepsi bir birinden güzel,ellerinize sağlık


Şairimizin ellerine,yüreğine sağlık.
Teşekkür ederim. ;)

Çevrimdışı Lâle

  • Site Yöneticisi
  • VIP Üye
  • *****
  • İleti: 10862
  • Cinsiyet: Bayan
    • Profili Görüntüle
Ynt: Cahit Külebi Şiirleri
« Yanıtla #57 : Temmuz 02, 2010, 10:26:25 ÖS »
Cahit Külebi İle Röportaj

Sayın Külebi, bize özgeçmişinizden söz eder misiniz?

1916 ya da 1917 yılında Tokat`ın Zile ilçesine 12 km uzaklıkta bulunan Çeltek Koyü`nde doğdum. Ailem, 1. Dünya Savaşı`nda Rus orduları Doğu Anadolu`yu işgal edince göç etmiş. Kış kıyamet günlerinde kağnı üzerinde uzun bir yolculuktan sonra gelip o köye yerleşmişler.

Annem ateşli bir hastalık geçirmiş, saçları tamamen dökülmüş ama ölmemiş ve beni doğurmuş. Annemin yapısı çok güçlüydü. Zaten yaşamımdaki birtakım eksikliklerin şairliği beslediği kanaatindeyim. Annem çok zengindi. Zamanla ekonomik durumumuz bozuldu. Babam, parasal durumumuz kötüleşince önce Zile`de nüfus memuru oldu. Daha sonra Tokat`ın Çamlıbel ve Niksar ilçelerinde çalıştı. İlkokulu Niksar`da, liseyi Sivas`ta bitirdim. 1936 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu`na girdim. 1940`ta Edebiyat Fakültesi ve Yüksek Öğretmen Okulu`ndan mezun oldum... Üç yıla yakın bir süre Trakya`da süvari olarak görev yaptım. 1943-45 yıllarında Antalya Lisesi`nde, 1945-55`te Ankara Devlet Konservatuvarı`nda öğretmen olarak çalıştım. Kısa bir süre Gazi Lisesi`nde öğretmenlik yaptıktan sonra MEB müfettişliğine girebildim. Hasan Ali Yücel ile tanışmamız o yıllara rastlar. Yücel, benim şiirlerimi çok seviyormuş. Ben, Antalya`da çalışırken bir grup müfettiş teftişe geldi. Bunların içinde Halil Vedat Fıratlı isminde ünlü bir müfettiş de vardı. Bu herkesi kakıp tepen çok disiplinli birisi. Fıratlı, benim dersime girdi, izledi. Ben ona; "bu yöntemle, ancak bu kadar öğretebiliyorum" dedim. Ders izlemelerin sonunda
zümre toplantısı yapıldı. Edebiyat öğretmenleri öne oturdu. Ben dersliğin en arkasına oturdum. Önde Kemal Hekim diye bir arkadaşım var. Fıratlı, Kemal Hekim`in bütün söylediklerini tersliyor. Ben bu olaya çok sinirlendim, lafa karıştım. O zamanlar okullarda ezbere dayalı, metinle ilgisi olmayan bir yöntem uygulanıyordu. Kitaplar da öyleydi. Söz aldım. Bu yöntemin yanlış olduğunu çok ağır bir dille eleştirdim. Öndeki yaşlı arkadaşım işaretle beni susturmaya çalışıyordu. O anda şaşırtıcı bir durum oldu; müfettiş de benim düşüncelerime katıldığını söyledi. Meğer, Bakanlıkta bir kurul oluşturulmuş ve anadil eğitimi üzerinde çalışma yapılıyormuş. Ayrıca müfettişin kendisi gibi ünlü bir edebiyat öğretmeni olan eşi Sn. Nahit Fıratlı da şiirlerime ilgi duyuyormuş.

Ankara`ya geldiğimde Ataç, S. Eyüboğlu, N. Cumalı, C.. Sıtkı, O. Veli, M. C. Anday ve çok değerli bir gazeteci olan Erol Güney ile birlikte çoğu akşamlar Nahit Hanım`ın evinde, kimi kez de Sabahattin Bey`de toplanırdık. Bu toplantılara Suut Kemal Yetkin, A. H. Tanpınar, Hikmet Birand ve bazen A. Muhip Dranas katılırdı.Orada Mümin adında, iktisat fakültesi mezunu bir gençle tanıştım. O, daha sonra Fransa`ya iktisat doktorası yapmaya gitti ve ünlü bir ressam olarak döndü. Nahit Hanım; hepimizin annesi, dert ortağı ve "sevgilisi" idi. Kendisi hâlâ sağdır ve Türk Edebiyatı`na çok büyük yararlar sağladığı inancındayım.

İkinci askerliğimde Fıratlı beni Ankara`ya çağırdı. Kendisi Güzel Sanatlar Genel Müdürü olmuş. Sabahattin Ali, Devlet Konservatuvarı`nda öğretmen, müdür Orhan Şaik Gökyay. Nihal Adsız da müdür evinde konuk olarak kalıyor. Nihal Atsız, İnönü aleyhine bir yazı yayımlamış. Gece, Hasan Ali, Orhan Bey`e telefon ederek Atsız`ı evinden çıkarmasını istemiş. O da çıkarmamış; bunun üzerine Gökyay ve Atsız`ı gözaltına almışlar. Sabahattin Ali`yi Bakanlık emrine, beni de Sabahattin`in yerine Devlet Konservatuvarı`na diksiyon öğretmeni ve dramaturg olarak atamışlar. Askerlikten sonra Halil Vedat`ın evine gittim. Ben bu işte çalışmam benim diksiyonum kötü dedim. Bir ay boyunca direndim, kabul etmedim. Aylığım yüksek; 87 lira, 250 lira da Carl Eberth`in yardımcılığından veriyorlar. Devlet tiyatrosu da henüz kurulmamış, onun da her temsil gecesinden 10 lira alacağım. Bir de oda. Toplam 500 lira alacağım. Bütün bunlara karşı direndim kabul etmedim ve edebiyat öğretmeni oldum.

Halil Vedat Fıratlı`nın evinde 6 ay süreyle S. Eyüboğlu, N. Ataç, C.Sıtkı, O. Veli, O. Rıfat, M.C. Anday, N. Cumalı ve ben çok mutlu günler geçirdik. Bu bir tür edebiyat hayatımızın altın devri idi. A. Muhip ve F. H. Dağlarca da Ankara`daydı. Ancak, Hasan Ali`ye teşekküre gitmedim. Ali, Bakanlıktan ayrıldı, acı günler yaşadı. O zaman kendisiyle görüştük. Komünistlik suçlamasından kurtulmak için Âli`nin yardımıyla iki kez müfettişliğe atandım. Solcudur gerekçesiyle iptal edildi. Üçüncüsünde H. Âli başarılı oldu ve beni müfettiş yaptırdı. 1971`de müsteşarlığa atandım Fakat, yine solculuk dalaveresiyle bir gecede iptal edildi. Onun üzerine bir süre teftiş kurulunda çalıştıktan sonra 1972`de emekliliğimi istedim.

Sayın Külebi, Türk Dil Kurumu`nda da yoğun bir emeğiniz var. Bize hem o günleri hem de bugünü değerlendirir misiniz?

1951`den başlayarak TDK`nın üyesi ve yazı kurulu üyesiydim. Emekliye ayrılıncaya kadar yönetim kurulu üyesi, yayım kurulu başkanlığı gibi görevlere seçildim. 1983`te bu görevden ayrıldım. Kurumun en uzun süreli genel yazmanlığını yapan kişiyim. Bu görevi Tanrının bana bir lütfu olarak sayıyorum.

Atatürk`de 1917 yılından başlayarak dilimize büyük ilgi göstermiştir. Devrimleri arasında özellikle dil ve tarih bilincine büyük emek vermiştir. Diğer devrimleri de kendi deyimiyle "çağdaş uygarlık için zorunluydu. Dikkat edilirse daha 1920`den başlayarak dil ve alfabe konusunda sürekli etkinlikler yapmıştır. Ölümünden 53 gün önce yazdığı vasıyetnamede de İş Bankası`ndaki gelirlerini bu iki kuruma bırakmıştır. TDK, çalışmalarında büyük başarı sağladı. Demokratik bir temele dayalı olan çalışmalarını sürdürdü. Etkilerini ve yararlarını siz meslektaşlarımız biliyorsunuz. 1980 darbecileri kendi görüşlerini bize kabul ettirmeye çalıştılar. Biz buna katılmayınca Anayasa`nın 134. maddesine dayalı özel bir yasa çıkararak her iki kurumu da devletleştirdiler. Daha sonraki günlerde bütün partilerin, derneklerin mal varlıkları geri verildiği halde Atatürk`ün miras hakkı çiğnendi. Bu durumda kurucusu olduğum SODEP ve SHP`nin suçsuz olduğunu söyleyemem.

Bugün, artık geçen 13 yıl boyunca Dil Kurumu hiçbir olumlu iş yapmamıştır. Bıraktığımız kitaplar yağmalanmıştır. Atanan üyelere büyük paralar ödenmektedir. Belediye memurlarına kadar siyasi kadrolaşma yaygınlaşmıştır. Diğer yandan, bizim eski yapıtlarımız, bozulup değiştirilerek yeniymiş gibi kamuoyuna sunulmaktadır.

Tarih Kurumu, Atatürk`ün Anadolu halklarının birliği ve Anadolu uygarlıklarının ortaya çıkarılması, için kurulmuştu. Bu, ulusal birliğimizi sağlamak için çok bilinçli bir girişimdi. Kurum, artık bunlarla uğraşmıyor. Hatta, bugünkü başkan; Ata`nın Anadolu`ya çıkışını bile küçük düşürecek demeçler vermektedir.

Sayın Külebi, biraz da şair Cahit Külebi`den söz etsek. Şiir yazmaya nasıl başladınız?

Daha ilkokula gitmeden kitaplarla tanıştım. Bizim evde çok roman okunurdu. Ablalarımdan biri okur bütün aile dinlerdi. Ben bu hava içinde ilkokula başladım. Okuma yazmayı okuldan önce öğrendim. Çocuklar Cenneti, Altın Işık, Ziya Gökalp`in iki kitabı ve Altın Çiftlik kitaplarını babam bir cuma günü getirdi. İlk ışıklarımdı onlar.

Şiiri neden merak ettiğimi bilmiyorum. Musiki ile şiire çocukken başlanır. Şiire de erken yaşta başlanır. On yedi -onsekiz yaşına kadar acemilik sürer. İlk, orta ve lisede pek çok şiir yazdım. Başlangıçta hececileri beğeniyordum. İyi bir okuyucuydum... Başka şairleri sevgiyle okurdum. Benzer yanım yok ama yaşıtlarım Dranas ve Dağlarca`yı anmalıyım. 1935`ten itibaren okul dışı dergilerde şiir yayımladım. Şiir; mahrem, biraz da alay edilir diye takma adlarla (M. Cahit, Nazmi Cahit) şiir yazdım.

Daha Külebi adını kullanmadan Ataç`tan mektup aldım. Şiirlerimi ilginç bulduğunu eğer Fransızca bilmiyorsam bana Fransızca öğretmek istediğini ve Ada`daki evine gelmemi istiyordu. Nurullah Ataç`a yanıt vermedim ve gitmedim. Çok hata etmişim, çok ilginç bir mektuptu.

Almanya`da iken Varlık`a gönderdiğim "Haziran" şiirinde ilk kez Külebi
adını kullandım. Bu şiirden sonra bütün şiirlerimi Külebi adıyla yayımladım. 1938 yılında Almanya`dan İstanbul`a dönmüştüm. S. K. Aksal arkadaş oldu benimle. Birini ayarlamış "Sokak" adında bir dergi çıkarıyorlar. Bu dergi iki ay çıkabildi. Birinci sayısında iki, ikinci sayısında üç şiirim çıktı. İlk sayıda İstanbul şiiri ilk kez yayımlanıyor. O yıllarda O. Veliler ortaya çıkmış. Ben İstanbul şiirinde bol bol mecaz, kafiye kullanmışım. Bu şiir şu anda benim en iyi şiirim sayılır. Yaşım 19, O. Veli bana o yıllarda hayranlığını belirtiyordu. 80 yaşına geldim, benim için Orhan`ın yazdığı beş yazı beni en iyi değerlendiren yazılardır. Bu yazının tamamı yok: Bu yazıda benim Türkiye`nin tarihini yazdığım yazılıdır. Orhan diyor ki; "Ben şiirden mecaz, kafiye, vezin gibi şiiri şiir yapan her şeyi attım ama Cahit Külebi bunların hepsini kullanıyor. Alışılmış mecazları kullanmıyor. Eskilerin mecaz-ı urfi dedikleri halk mecazlarını kullanıyor. Bal gibi, mis gibi, gül gibi... Bu şiir gelecek yıllara Cahit Külebi devrinin bir tarihi olarak kalacak... Külebi`nin şiirlerini okumaya doyamıyorum."

Ben, neleri kullanıyorum? Kamyon, kavun, sövmek... Halkın günlük yaşamındaki sözcükler... Benim için çok incelemeler, değerlendirmeler, doçentlik, doktora tezleri yapıldı. Hiçbirini yeterli görmüyorum. Benim hakkımdaki en doğru değerlendirmeyi Orhan Veli yaptı.

İyi bir lisede okudum. Fakat Fransızca öğretmeni konusunda şansım olmadı. Kendisi Fransa`dan geldiği halde bu özelliğini kullanmayan, işleri hafife alan bir insandı. Ne kadar heves ettiysem de Fransızca öğrenemedim. Oysa şair olmak için ilk koşulun Fransızca`yı bilmek olduğunu sanıyorum. İkincisi İstanbul aksanı ile konuşmuyordum, bunu küçümsüyordum. Bu iki özellik şiirimin temelini oluşturdu. Ruhsal hiçbir bunalımım yok (Annemin ateşli hastalığı dışında). Bana gelinceye kadar Necip Fazıl, Fazıl Hüsnü hariç şairlerimiz ya körü körüne halk şairlerini yada başta Fransızlar olmak üzere yabancı şairleri taklit ettiler. Sonuçta yoz şiirler yazıldı. Ben, işte biraz da bunlara tepki olarak şiirlerimi kendime özgü yazdım. Bu da benim küçük avantajım oldu.

Öbür şairlerden çok beğendiğim A. M. Dranas, Fransızlar`ı kelime kelime aktarmıştır. Hatta dili bile tercüme gibidir. Ama iyi bir şair olduğu için özgün şeyler de yazmıştır. Nazım, Ruslar`ı taklit etmiştir. Cahit, Orhan ve arkadaşları yüzde yüz Fransızlar`ı aktarmıştır. Ben ne hececilere, ne de o arkadaşlara özendim. Kendime özgü bir şiir yazdığımı, sanıyorum. Garip şiirlerinin Türkiye`yi allak bullak ettiği dönemlerde ben özgün şiirler yazdım. İlhan Berk, Salah Birsel vd. biraz fantaziye kaçmışlardır. Turgut Uyar ise bir dönem beni taklit etti. Hepsi de iyi şairler ama ben onlardan etkilendiğimi söyleyemem.

Sayın Külebi, ödül konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 1955`te "Yeşeren Otlar"la Türk Dil Kurumu Ödülü`nü aldınız. Bu yapıtınızdan söz eder misiniz?

Eski yıllarda şimdiki gibi bir ödül bolluğu yoktu. Şimdi herkes babasının ya da kocasının adını unutturmamak için ödül koyuyor. Ödüllerin değerlendirilmesinde de birtakım oyunlar, kulisler dönüyor. Ben bu ödülleri ciddiye almıyorum, ayrıca katılsam da ödül alacağımı sanmıyorum. Önceki yıllarda iki ödül söz konusuydu. Birisi; 1940`lı yılların başında CHP şiir ödülü idi. Öbürü de TDK şiir ödülü.

Bir iş için Ankara`ya ilk kez gelişimde sevgili şair A. M. Dranas`ı ziyaret ettim. Dranas, bana CHP ödülünden söz ederek "girin girin de ödülün değeri olsun" dedi. Elimde "Sıvas Yolları" ve "Hikaye" adlı şiirler vardı. Başvurmaktan çekindim.

İlk ödülümü TDK`den "Yeşeren Otlar"la aldım. Bununda ilginç bir öyküsü var. TDK`de N. Ataç ve S. K. Yetkin ile çalışıyorduk. Bana, "kurum adına ödül koyduk ama sen girmeyeceksin; hem yaşlı hem de arkadaşımızsın" dediler. Oysa gençtim (Yıl 1954). Buna karşın jüriden 3 kişinin oyunu alarak bu ödülü aldım. Suut Kemal ve Ataç, Ankara`ya döndüklerinde "Oyumuzu sana vermedik" dediler. Ben de; "İyi yapmışsınız" dedim.

Bir kez de TRT, çok geniş bir ödül koydu. "Yangın" adlı kitabımla katıldım. 19 kişiye ödül verdiler, ben hiçbirini alamadım.

1981 yılında İş Bankası Edebiyat Ödülü jürisine koymuşlar, yarışmaya katılmak istediğim için bu görevi kabul etmedim. Bu ödüle İş Bankasının daha önce benim yaşıtım olan şairlere ödül vermesinden dolayı başvurmuştum. Ancak, bu işi düzenleyenler, bana bankaca ödül verilmesinden çekindikleri için şöyle bir tevile başvurdular: Ödül yönetmeliğini değiştirdiler ve bir yerden ödül lanın bu yarışmaya katılamayacağına ilişkin bir hüküm koydular. Seçiçi kurul toplantısından önce Yeditepe Dergisi, bana sözde bir unvan ödülü verdi. Bu işe karışanlar arasında arkadaşlarım da vardı. Herhalde Kenan Evren düzeninden çekinmişlerdi.

Sayın Külebi, Türk şiirinde çok seslilik olgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her sanatçı kendi dilini, dünyasını ve üslubunu (biçem) kullanırken kişiliğini de ortaya koyar. Bütün sanat türlerinde olduğu gibi, elbette geleneklerden, yaşantıdan etkilenmek zorunludur. Ben içinde yaşadığım, geliştiğim ortamı yansıtmaya çalıştım. Ancak, daha önceki şairlerin yaptığı gibi halk şiirini taklit etmedim. Aslında halk şiirini yansıttığım yolundaki değerlendirmenin de yanlış olduğu kanaatindeyim. C. Atuf, bu konuda kendine uygun bir yöntem benimsedi. Ancak daha sonra benden etkilendi. Ayrıca şunu belirteyim; benim şiirimde Garip Akımında olduğu gibi apaçık bir tepki görülmemekle birlikte; yurdumuzu, insanlarımızı başka türlü gösteren şairlere karşı bir tepki bulunduğunu sanıyorum.

Sayın Külebi, ulusal eğitimimizin içinde bulunduğu durumu değerlendirir misiniz?

-Türkiye`de ulusal eğitim işleri tersine işliyor. Bunun başlıca nedenleri Amerika`ya gidip yarım yamalak birtakım şeyleri görüp burda uygulamaya kalkan cahil eğitimcilerdir. Diğer bir nedeni de politikanın eğitim sistemi üzerindeki etkisidir. Politika, eğitim sistemini yok ediyor. Amerikan toplumu gerek ekonomi gerekse yaşam düzeyi bakımından bizden çok farklı bir toplum. Onlar, birinci `sınıf adamları başka ülkelerden bulup götürüyor ve yararlanıyor. Tek amaçları, çocuklarını meşgul etmek. Oysa, Avrupa`da ulusal eğitim çok farklı, tek bir model var. O da İlk-orta-lise modeli. Belli başlı Avrupa ülkelerinde sınıf geçme, ders geçme gibi hokkabazlıklar yok. Bizim genel, geleneksel eğitimimiz de eskiden bu okullara benziyordu.

Bugün, bakanlıkta gelişigüzel toplantılarda eğitim bilimiyle bağdaştırılamayacak kararlar alınıyor. Hoş bunların pek çoğu da uygulanmıyor. Ama, olan bu ülkenin eğitim sistemine oluyor. Örneğin; kredili sistem yarı yılda öğrenciyi mezun ediyor. Bunun sorumlusu kim?

Ayrıca, eğitim sistemimizin yüksek diplomaya yönelik olması, işbaşı eğitimine önem verilmemesi çok masraflı, savruk sonuçlara neden oluyor. Ders araçları, kılık kıyafet kitapları hatta katkı payları tam bir israf örneği. Okul yönetimleri bazı istisnalar dışında okulu yönetmekten çok, kendi odalarının döşenmesi derdindedir.

Türkiye, bugün yanlış bir tutum içinde bocalamaktadır. İşin planlanması, ekonomik koşullara dayanması ve açıkça söyleyeyim; iyi sonuçlar alınması için hiçbir girişimde bulunulmuyor. Bütün işlerimiz çok personelli, çok pahalı ve uzun zamana dayalı olarak gerçekleştirliyor. Örneğin bazı hizmetler için uzun süreli eğitime gerek yoktur.

Dünyanın hiçbir yerinde el sanatları için, birtakım yaşamsal meslekler için uzun süreli öğretim yapılmaz. Örneğin yüksek otelcilik ve yüksek hemşirelik okulu olmaz. Öbür yandan eğitimi dinselleştirme girişimlerinin de ne kadar sakıncalı olduğu herkesçe biliniyor.

(Münevver Oğan ve Nuray Altıntaş tarafından yapılmıştır.)

-alıntı-